• $7,8713
  • €9,3923
  • 458.018
  • 1342.49
21 Eylül 2014 Pazar 02:03 | Son Güncelleme:

Aşk, ruha karışan bir esintidir

Aşk, ruha karışan bir esintidir

İbn Bahtişû’nun nefsin hallerinden bir hal olan aşkı anlatırken, özellikle de aşkın bir hastalık olduğunu iddia etmesine rağmen İslâmî irfan geleneği içinde büyük bir felsefeci olarak kabul edilen Kindî’den aktarmasına rağmen aşkın kökenini elest bezmine bağlamasını yadırgadığımı söyleyeceğim.

ALİ SALİ 
sabiherden@gmail.com 

Aşkın Hastalık Hali (3)

Aşkın elest bezmine bağlandığını Kindî’den aktardığı şu cümleden çıkarıyoruz: “Kadına yapışık olan erkek kadını, erkeğe yapışık olan kadın da erkeği sevdi. Âşık olan herkes çamur ve cevher olmadan önce kadimde neye yapışıksa ona âşık olmaktadır.”

YOKSA ŞÜPHELİ BİR DURUM MU?

Başımıza geldiğinde “sizinle sanki tanışıyoruz, bir yerde karşılaşmış olmalıyız” cümlesinin gayri ihtiyari ağzımızdan çıkmasına sebep olan halin kökenini de elest bezmine bağlayabiliriz aslında. Türkçemize yerleşmiş bir deyim vardır “Kalu belâda ruhlarımız karşılaşmış (ya da çarpışmış)” şeklinde. İbn Bahtişû’nun dile getirdiği hal de bundan pek farklı değil, kadimde neye yapışık isek ona âşık oluruz! Yazar, Kindî’den bu kanaati aktarmasına rağmen, yine de şüpheli bulmaktadır bu durumu. Araya giren bu şüpheli durumu arzın ardından yazar tekrar aşkın hastalık olduğu meselesine döner ve “Bu hastalığı kapmaya müsait olan (organlar) kalp, karaciğer, beyin ve vücudun diğer kısımlarıdır” diyerek yine nefsin kısımlarını ve güç merkezlerini hatırlatmakta. “Aşk nefsi zevke sevk eder. Sonra onu büyük acılar içinde bırakır ve taşıdığı şeye, bedene, temel (evvelî) bir zarar verir, organlar da bu zarara ve hastalığı açık olma konusunda onunla (nefsle) ortaktır. Çünkü organlar nefsin üç bölümünün yerleştiği yerlerdir” değerlendirmesini yapan İbn Bahtişû, ardından aşkın semptomlarını sıralar. Aşka bir hastalık olan bakan bir hekimin aşkın meydana getirdiği değişiklikler yerine semptomlarından bahsetmesi kadar doğal bir şey yok.

AŞK TEDAVİ EDİLEBİLİR

Sebeplerle birlikte olan hastalıkların, sebepler ortadan kalkmadıkça yok olmayacağını savunan hekim yazıya başlık yaptığımız tespitine geçer: “Aşk, sebeplerine bitişik olan hastalıklardandır. Çünkü aşk halinde bedenin yaptıklarının zararı, şehvet hırsının aşırılığına bitişiktir. Bu durum bedende devam ettiği sürece hastalık da olacaktır, ortadan kalktığında hastalık da yok olacaktır.” Bu tespitinin ardından aşkla ilgili bazı kelimelerin Yunan ve Arap düşünce ve dilinde taşıdıkları anlamlara değinen yazar, her hastalığın türüne ve semptomlarına mahsus tedavi yöntemlerinin olduğunu belirterek “aşkın iki yolla tedavi edileceği” kanaatini dile getirir:
“Birinci yöntem bedenle ilgilidir. Bu yöntemin amacı bedenin başlıca organlarını yeniden düzenlemek, vücudun yapısını düzeltmek ve beyin ve kalbi beslemektir.
(…) Diğer tedavi türü ise nefisle ilgilidir. Bu yöntemde maşuğun gözlerine bakma, âşığı uyarma (tevbih), âşık olduğu kişi hakkında düşünceye dalmaktan çekip çıkaracak şeylerle meşgul etme ve onu bu hastalığın kötü sonuçları hakkında uyarma yoluna başvurulur, (sevgiliden) ayırmak için cesaret verici melodiler dinletilir ve pis bir sebepten ve zelil bir hevesten dolayı içinde bulunduğu alçaklık ve kölelikten kurtulmak için gururu canlandırılıp psikolojisi motive edilir.”

BOYUN EĞMEYİ REDDEDER

Bu tedavi yöntemi uygulandığında “Natık (düşünen) nefis güçlü bir şekilde harekete geçtiğinde en üstün gücü olan akla döner ve şehvani nefse köleliği ve boyun eğmeyi reddeder. (…) hastalıklarından kurtulur ve kendisiyle birlikte bedenini de kurtarır. (…) neden ortadan kalktığında hastalık da ortadan kalkar.”
Eflatun’un “aşkın ihtirastan kaynaklandığını” söyleyen İbn Bahtişû, hekimliğinin sağladığı tespitlerinden birini daha dile getirir: “İhtiras vücudun hayat kaynağı olan kalbin kanını yakar. Kan yandığında sevdaya (kara safra) dönüşür. Safra güçlendiğinde düşünceye salar, uykusuzluğa sebep olur ve vücut zayıflıktan dolayı bitkin düşer.”

ASLINDA DÜŞÜNCEYİ MEŞGUL EDER

Galen’den “(…) kötü karakter yalnızca temel organlarda meydana gelen kötü mizaçtan dolayı oluşur. Kötü mizacın bir hastalık olduğunda ise şüphe yoktur. Aşk da kötü mizaçla beraberdir” tespitini aktaran İbn Bahtişû, aşkın semavî olmadığı görüşünü savunanları aktarır. Bazılarının da “aşkın insanlara şeytanlardan geçtiği” düşüncesini dile getirdiklerini belirten yazar, Galen’den epey alıntı yapar.
Hint düşüncesinden ise şunları aktarır:
“Aşk, düşünceyi meşgul eden ve ruha karışan bir esintidir. Cevherî ve felekidir; yıldızların yükselmesiyle ortaya çıkan güç sayesinde açığa çıkar ve onu nefislerin biçimlerine kavuşması doğurur. Bunun yanında aşırıya kaçmadığı sürece akıl için aydınlıktır. Aşırıya kaçtığında ise rahatsızlık verir, öldürücüdür. Ona çare işlemez, ona dair hiçbir teori ve tedavi yöntemi sonuç vermez.”
Yüzyıllardır aşk için şiirler söyleyen, şiirler yazan şuara taifesinin muharrik gücünü oluşturan aşk düşüncesi ise halen varlığını devam ettiriyor. Üstelik daha bu aşk denilen şeyin tasavvuftaki karşılığı da var. Ayrıca aşkın bir maraz olarak kabul edilmediği yaklaşımları da görmezden gelemeyiz. Bunlar da üzerinde durulmayı hak eden haller.

 

<p>Başkan Erdoğan, Türkiye-Katar Yüksek Stratejik Komite 6. Toplantısı'na katılmak üzere Türkiye'ye

Başkan Erdoğan Katar Emiri ile Millet Kütüphanesi'ni gezdi

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Yeni Atatürk Kültür Merkezi'nde sona yaklaşıldı

İstanbul'da terör örgütü yönelik şafak operasyonu