• $ 5,7288
  • € 6,3894
  • 260.642
  • 102556
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

İnsanlık Mars’ta değil...

İnsanların ve örgütlü yapıların suiistimal etmeyeceği hiçbir yüksek değer maalesef yok. Çünkü en güçlü yapıların bile mutlaka eylemleri için toplumsal rızaya ihtiyacı vardır. Büyük ölçekli rızaların hızlı biçimde yaratılması normal yollardan pek mümkün değildir. Bunun için toplumda zaten daha öncesinden karşılığı olan güçlü duyguların bir amaç için kanalize edilmesi gerekir ve suiistimal denen şey ortaya çıkar.

Hitler, muazzam hızla yükselen toplumsal desteğini 1. Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle çıkan ve kendisini aşağılanmış hisseden Alman halkına “üstün ırk” zehrini zerk ederek kazanmıştı. Teslim olmasına ramak kalmış Japonya’ya atom bombaları da faşizmi yenmek adına atıldı. Soğuk Savaş döneminde “Amerikan emperyalizmi” ve “Komünizm tehlikesi” iki kutupta sorgulanmayan birçok suçun işlenmesini sağladı.

Eric Hobsbawm 20. yüzyıla “aşırılıklar çağı” derken bunu kast ediyordu. 20. yüzyılda tüm insanlık tarihinden daha fazla insanın ölmesi, barbarların boğazlaşmasından ziyade, değerlerin savaşı olarak meşrulaştı. Birileri bir yerlere sözde “demokrasi” götürürken, diğerleri de sözde “sınıfsız toplum” adına cinayetler işliyordu. Her iki tarafın taraftarları da, açık cinayetleri bu “üstün değerler” kamuflajında görmezden geliyorlardı.

DAEŞ, sözde İslam adına Müslümanları öldürdü. Şimdi de “İsa’nın ikinci gelişini ve kıyameti hızlandırmak için” Hıristiyanlığın asla tasvip etmeyeceği şeyler güya din adına gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Tebliğ her dinde meşrudur; ancak bu asla bir devletin silahlı gücü, istihbarat ağı ve amaçları eşliğinde yapılabilecek bir faaliyet değildir. Biz kutsal kitaplarda, peygamberlerin hayatında asla böyle şeyler görmüyoruz.

Bir Afrika köylüsünün şu sözlerini bilirsiniz: “Beyaz adam bizim topraklarımıza geldiğinde onun ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız ve inciler vardı. Şimdi bizim elimizde İncil var. Beyaz Adam’ın ellerindeyse bizim topraklarımız.

Dinlerimiz de, demokrasi de, tüm kutsallarımız ve değerlerimiz de bizlere emanettir. Onların suiistimalinden bizler de sorumluyuz. Büyük şeyler yapamayabiliriz, ancak bir yanlışı gördüğümüzde mutlaka o şeye itiraz etme görevimiz vardır.

Dün ve bugün olduğu gibi, yarın da bu şeyler yaşanmaya devam edecek. Edecek ki, herkes tavrını netleştirsin, yerini seçsin. Hiçbir şey kötü yaratılmamıştır. Kötülük varlıksal değil, eylemseldir. Seçimlerimizde ortaya çıkar.

Bizler Türkiye’de kendi olağan mücadelemizi vermiyoruz sadece. Evvelki günlerde suikast girişimine tanık olan Venezuela gibi coğrafyalara da ümit oluyoruz. Ne iyi ki, milyonlarca insana kapılarını açarak ölümden kurtulmalarını sağlayan bir ülkenin yurttaşlarıyız.

Bugün ayda üssümüz yok; yarın o da olur. Ama insanlığımızı yitirirsek, Mars’a da gitsek, onu bir daha bulamayabiliriz.

<p>Türk mutfağının vazgeçilmezi olan bulgurun yolculuğu, meşakkatli bir süreçten geçiyor. Özellikle

Buğdayın Uzun Yolculuğu... İşte Eşsiz Manzaralar

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Yetenekli insanların büyüleyen eserleri

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları