• $33,0641
  • €36,0357
  • 2555.34
  • 11157.4
12 Ocak 2012 Perşembe 02:23 | Son Güncelleme:

Yazarlar ve Tuhaf Alışkanlıkları

Yazarlar ve Tuhaf Alışkanlıkları

Okuduğum kitabı kendi başına bir varlık olarak kabul ediyorum artık. Yazarının nasıl biri olduğunu hiç merak etmiyorum. Ama bu yazımda meraklı okurlar için bazı yazarların tuhaf alışkanlıklarından söz etmek istiyorum.

İlknur Özdemir
Her okur yapar mı bilmem ama ben okuduğum kitapların yazarlarının nasıl insanlar olduklarını, gündelik yaşamlarını, alışkanlıklarını, nasıl yazdıklarını  eskiden merak ederdim.  Eğer yazarını hiç tanımıyorsam bir kitabı daha tarafsızca okurdum, yazarını tanıyorsam, hele az sonra anlatacağım gibi özelliklerini biliyorsam o zaman daha farklı olurdu kitapla aramdaki ilişki. Etkilenirdim çünkü. İtiraf edeyim, bazen keşke yazarı böyle tanımasaydım dediğim de olurdu.  Ben okuduğum kitabı kendi başına bir varlık olarak kabul ediyorum artık. Yazarının nasıl biri olduğunu hiç merak etmiyorum. Etkilenmemek için.
Ama bu yazımda benim gibi düşünmeyen meraklı okurlar için bazı ünlü yazarların tuhaf alışkanlıklarından söz etmek, nasıl yazdıkları hakkında ipuçları vermek istiyorum. Şaşırtıcı bilgilerle karşılaşacağınız kuşkusuz.  Çok tanınmış bir yazarla başlayalım isterseniz, Ernest Hemingway'le. Hemingway günde 500 kelime yazardı, çoğunu da sıcak basmadan, sabahları. Yazdıklarının çoğunu çöpe atardı, öyle ki dostu yazar F. Scott Fitzgerald'a yazdığı bir mektupta, başyapıt olacak 1 sayfa yazıyorsam, çöpe gidecek 99 sayfa yazıyorum, demişti. İlginçtir ki alkole düşkünlüğüyle tanınan Hemingway romanlarını yazarken asla içmediğini söylerdi.
Bir başka ünlü yazar, Absalom, Absalom! ve Ses ve Öfke gibi kitaplarıyla tanıdığımız William Faulkner de alkolsüz yapamayanlardan. New Orleans'ta yaşadığı dönemde yazar arkadaşı Sherwood Anderson'la akşamları buluştuğunu, bir bara gittiklerini, orada sabahın 2'sine kadar oturup içtiklerini, Anderson konuşurken kendisinin dinlediğini anlatırdı. Her buluşmalarında aynı şeyin yaşandığını söyleyen Faulkner, sonunda, bir yazar olmak için böyle bir hayat sürmek gerekiyorsa o zaman bu hayat bana çok uygun, demiş. Ve de uygulamış kararını.
John Steinbeck de alkole düşkün yazarlardan. Her gün belli sayıda sayfa yazan ya da yazmaya çalışan  Steinbeck, bu sayfaları tamamlayınca kutlamak için içmeye başlarmış, ama ertesi gün kendine gelemediğinden çalışamazmış. Bir sonraki gün, yine öngördüğü kadar sayfa, hatta fazlasını yazarmış: Suçluluk duygusu yüzünden.  
Lolita'nın yazarı Vladimir Nabokov ise küçük kartlara yazmaya bayılırmış. Romanlarının çoğunu 7,5 x 12,5 cm büyüklüğünde kartlara yazan Nabokov bunları küçük kutularda saklarmış. Bunun nedeninin de,  mutlaka bir sıra izleyerek yazmaktan kurtulması ve kartların yerini istediği gibi değiştirme olanağı olduğunu söylermiş. Ada adlı romanının 2000 kartı doldurduğu söylenir. Ayrıca yumuşak uçlu, tepesi silgili kurşunkalemlerden de vazgeçemezmiş. Bir başka özelliği de ayakta durarak yazmasıydı.  
İnsan Lekesi, Portnoy'un Feryadı gibi  kitaplarıyla ünlenen Amerikalı yazar Philip Roth  da ayakta durarak yazarlardan. Düşünürken odanın içinde dolaşan Roth yazdığı her iki sayfa için yarım kilometre yürüdüğünü söyler.  Evinde değil, ayrı bir stüdyo dairede çalışan yazar dikkati dağılmasın diye yazarken kullandığı kürsüyü pencereden görünen manzaraya değil, başka yöne çevirdiğini söylüyor. 
Ya Eudora Welty? Türk okurunun 'Aptal İncir Ağacı' adlı kitabıyla tanıdığı yazar,  yazdığı öykünün sayfalarını birbirine iğnelermiş. Önceleri sayfaları yapışkanla birbirine tutturup upuzun bir şerit haline getiren Welty, böylece bütün öykünün bir bakışta bir bütün olarak görülebildiğini düşünürmüş. Öyküler uzadıkça ve odaya sığmadıkça sayfaları yatağın üzerine ya da masaya serip iğnelemeye başlamış. İğneleri pek severim diyen yazarın bu alışkanlığının pek pratik olmadığı kesin.
Ayrıksı yazar Charles Bukowski de tuhaf alışkanlıkları olan yazarların başında gelenlerden. İlk romanını yazarken her akşam altı kutu bira ve yarım litreye yakın viski tüketir,  ucuz purolar içer, radyoda klasik müzük dinlermiş. Hedefi her gece 10 sayfa yazmakmış, sabah uyandığında hemen banyoya koşup kusar, sonra da bir gece önce kaç sayfa yazdığına bakarmış. Hedeflediği 10 sayfayı hemen hemen her zaman aşan Bukowski   ilk romanını 21 gecede tamamladığını söylermiş. O kadar içki içtikten sonra yazdıklarının nasıl olduğunu okumak isteyenler  Türkçeye çevrilmiş romanlarına, şiirlerine ya da mektuplarına bakabilirler elbette.
Buna karşılık edebiyat ve edebiyat dışı yaklaşık 400 kitap yazmış bulunan, bilimkurgu kitaplarının usta adı Isaac Asimov ağzına içki koymazdı. Yazı masası da boş bir duvara dönüktü. Ayrıca klostrofildi, yani küçücük, kapalı mekanlardan hoşlanıyordu. Çocukken, bir gazete-dergi kulübesine kapanıp kitap okumayı hayal ettiğini yazar anılarında. Bir diğer özelliği de uçak korkusuydu. Tüm yaşamı boyunca ancak iki kez uçağa binen Asimov, bu ürküsünü bazı kitaplarına da yansıtmıştır.
Tiffany'de Kahvaltı romanının (Audrey Hepburn'un başrolde oynadığı nefis bir de filmi vardı) yazarı Truman Capote, 'tamamen yatay bir yazar' olmakla övünürdü. Ya yatakta ya da bir kanepede yatar, sigarasını ve kahvesini içermiş. Sonra çaya geçermiş, ondan da İspanyol şaraplarına ve martinilere... Romanının ilk iki taslağını elle ve kurşunkalemle yazarmış, tabii bir elinde şarap kadehiyle; üçüncüsünde daktiloya geçermiş ama bütün bunları yatağında yaparmış, daktilosu da dizlerinin üzerinde.  1.60 boyundaki bu ilginç yazarın kadınlara ilgi duymadığı da biliniyor. 
Marcel Proust da başka bir açıdan ilginç sayılır: İçeriye ışık sızmayan kapalı bir odada yazarmış kitaplarını. Gelen ziyaretçilerin gece mi gündüz mü geldiklerini bilemezmiş bu yüzden. Balzac da buna benzer bir şekilde davranırmış.  Tam bir ay evinden çıkmadığı olurmuş yazarken, müsvettesini yayınevine teslim ettiğinde rengi solmuş, elleri titreyen bir Balzac görürmüş insanlar.
Ernest Hemingway ya da Stephen King gibi her gün belli sayıda sayfa doldurmayı amaçlayan yazarların tersine, Ulysess'in yazarı James Joyce her cümlesine uzun zaman ayırmasıyla gururlanırdı. Bir gün sokakta karşılaştığı bir arkadaşı ona bugün yazmak açısından iyi bir gün geçirdin mi diye sorduğunda, 'evet', demişti yazar mutlulukla: Tam üç cümle yazdım!
Da Vinci Şifresi'nin yazarı Dan Brown'a ne dersiniz? Pek çok başarılı yazar gibi o da dikkatini dağıtacak bir şey çıkmasın diye erkenden yazı masasına oturanlardan. Sabahın 4'ünde yazmaya başlayan Dan Brown, yazmaya yoğunlaşır ama masasının üzerinde bulundurduğu bir kum saatine uyarak da her saat başı kalkıp kan dolaşımını sağlamak üzere beden hareketleri yapar. Aynı zamanda, ayak bileklerine ağırlık takarak başaşağı konumda bir süre bekleyerek bir tür tedavi uyguladığını, böylece yazarların korkusu olan tıkanıklığa uğramadığını, kurgularını daha kolaylıkla işlediğini, bakış açısında değişiklik sağladığını da öne sürmektedir. Ne diyelim, az bulunur bir yöntem, denemek gerek!

AYRIKSI YAZAR CHARLES BUKOWSKİ, İLK ROMANINI YAZARKEN HER
AKŞAM ALTI KUTU BİRA VE YARIM LİTREYE YAKIN VİSKİ TÜKETİR. UCUZ PUROLAR İÇER, RADYODA KLASİK MÜZİK DİNLERMİŞ.

 

Donald Trump'tan Nessun Dorma göndermesi: Derin devlete idam mesajı
Donald Trump'tan Nessun Dorma göndermesi: Derin devlete idam mesajı

Donald Trump'tan Nessun Dorma göndermesi: Derin devlete idam mesajı

Zorunlu iniş gönüllü ikram... Rus pilota 'ayran jesti' kalpleri ısıttı
Zorunlu iniş gönüllü ikram... Rus pilota 'ayran jesti' kalpleri ısıttı

Zorunlu iniş gönüllü ikram... Rus pilota 'ayran jesti' kalpleri ısıttı

AYM iptal etmişti... Toplu sözleşme ikramiyesi memurlara yeniden verilecek
AYM iptal etmişti... Toplu sözleşme ikramiyesi memurlara yeniden verilecek

AYM iptal etmişti... Toplu sözleşme ikramiyesi memurlara yeniden verilecek