• $16,192
  • €17,4658
  • 965.283
  • 2438.84
15 Mayıs 2015 Cuma 02:00 | Son Güncelleme:

Toprağa ihanet felakettir!

Toprağa ihanet felakettir!

Toprak... Onun için en güzel sözü Âşık Veysel söylemiş: Sadık yâr. Onun sadakatinden şüphe bile duyulmazken önceleri, sevgilisi olan insanoğlunun sonraları toprağa ihanetine ne demeli? Ademoğlu başta kendine sonra doğaya en büyük kötülüğü belki de toprakla muhabbetini kopararak yaptı.

Bu kopuş neleri götürdü bizden, neleri eksiltti? Kim bilir? Daha önce yazdığı ve psikomitolojik yansımalar içeren Su romanıyla hemen herkesin ilgisini çeken Buket Uzuner, Toprak’la devam ediyor insana ve öze yolculuğa. Yazarla insan-doğa ilişkisinde değer, eşitlik kavramları üzerine eleştirel ve sorgulayıcı tavrıyla dikkat çeken romanını konuştuk.

Yusuf Çopur
copuryusuf@gmail.com

Su, toprak, hava ve ateşten ilham alınarak yazılmış bir dörtlemenin ikinci kitabı Toprak. Üç yıl önce çıkan Su’ya okurların tepkisi nasıl oldu? Toprak’a başlama sürecinizde bu tepkilerin bir etkisi, katkısı oldu mu?
İlk defa bir dörtleme yazıyorum ve hâlâ aklıma geldikçe endişeden titriyorum. Bir tabiat dörtlemesi yazmaya heves ettiğimde zaten paganlığın dört elementini ele almaya karar vermiş, dört romanın ana hatlarını kurmuştum. Ancak bu demek değil ki, şimdiden her şeyi biliyorum. Hayır, yazarken yepyeni ara yollara saparak kaybolup, aylarca süründüğüm ya da yolda muhteşem bir karaktere rastlayarak onunla bambaşka yerlere gittiğim oluyor. Aksi halde yazmak benim için bir serüven olmazdı. Şunu çok samimi olarak söylerim: ben önce kendime şifa olacak ve okumayı seveceğim romanlar yazmaya çalışan bir yazarım. SU’yun beklediğimden daha fazla kabul görmesi elbette teşvik edici oldu, sonuçta 2008’lerde o sırada edebiyatın pek gündeminde olmayan çevre sorunları, Anadolu efsaneleri, kadim Kamanlık geleneği ve Kutadgu Bilig’i şifreler kitabı olarak kullanan bir dörtleme yazmaya kalktım. 

Bu süreçte hiç “Acaba?” dediğiniz oldu mu?
Açıkçası başarabilir miyim, diye ürktüm ama sanırım için için bir dizi roman yazmayı hep istemiştim? Sonra korkumu yenmek için asıl meselemi anlatmaya yarayacak konuların uzmanlarına danışmaya, araştırmaya ve okumaya başladım. Evet, biraz riskli bir girişimdi... Okur olarak sevdiğim bütün yazarlar risk almayı seviyorlar...

İNSANIN TABİATLA İLİŞKİSİ

Tabiatla olan bağımız ne zaman koptu? Roman aslında bu meselenin üzerine kurulmuş. Yıllardır araştırmalar yapıyorsunuz. İnsanla tabiat ilişkisi hep böyle hoyratça mıydı?
İnsanlık tarihi kardeşin kardeşi dâhil, gücü yeten tüm canlılara yaptığı zulümlerle dolu. Bize binlerce yıldır insanların dayanışmacı değil, rekabetçi olduğunu dikte ettiriyorlar. Yani zulüm, kıyım ve haksızlık doğamızda mevcut-fıtrat- ve yerküre üzerinde insanlık var olduğu sürece bu hainlik böyle devam edecek... Acaba öyle mi? Peki ya değilse? Ya insan da diğer canlılar gibi türünün devamı için dayanışma içgüdüsüyle doğmuş ve eskiden öyle yaşamış ama çıkarları için bir küçük kitlenin ortaya çıkıp kurduğu “alfa erkek” teziyle beynimiz yıkanmışsa? Ben biyoloji okudum; şimdi ilerleyen teknoloji sinir bilimi ve antropoloji konusunda geldiğimiz noktada doğru bildiğimizi sandığımız pek çok yargı sarsılıp, yıkılıyor. İnsanın tabiatla ilişkisi saygı üzerine kurulduğu binlerce yıl boyunca yaşadıkları birer efsane değil. Ne zaman ki, insan kendini tabiatın efendisi ilan ediyor, ihanet başlıyor. 
 

Umay Nine tabiat tanrıçası gibi duruyor romanda. Sanki tabiatı koruyan dişi cinsiyetin efsunlu ortak bir karakteri. Yaşlansa da belki de romanın en güçlü karakteri o. Unutulmuş kültürlerin bir simgesi olarak kabul edebilir miyiz Umay Nine’yi?
Umay Bayülgen 1950’lerde eczacılık fakültesinde okumuş, otacı, şifacı, aslında Kaman eli olduğu tahmin edilen bilge bir kadın. Aslında Anadolu’nun güçlü yaşlı kadınını temsil ediyor ama özellikle okumuş, ekonomik bağımsızlığı olan, kimseden çekinmeyen, gözü kara bir şehirli nine seçtim. Çünkü artık sizin kuşaklarda karılarınız yaşlanınca Türkiye’de çile çekerek yaşlanmış nine tiplemesi de değişecek, başladı da zaten... 

Sanırım Umay Nine, “Uzun Beyaz Bulut- Gelibolu” romanınızın okutulmamış, cahil bırakılmış bilge bir köylü Anadolu ninesi olan Beyaz Hala’sından bu yönüyle hem çok farklı hem çok şanslı...
Umay Nine ona göre sadece şanslı değil güçlü de. Kızlara eğitim veren Cumhuriyet döneminde büyümüş. Yani yaşlı olsa da bağımsız bir kadın tiplemesi! Eski inanışa göre Türklerin Gök/ Kök Tengrisi Bay Ülgen’in eşi Tabiat Ana: Umay’mış. 
Çorum Yazılıkaya Tapınağı... Burada çok ilginç bir ayrıntı dikkatimizi çekiyor. Bu tapınaktaki Hitit Kralı III. Hattuşili ile İmparatoriçe Puduhepa’nın birbirine yazdığı aşk cümlelerine, aslında bizim bugün için bildiğimiz Leyla ve Mecnun veya Romeo Ve Juliet’ten daha eski, ilk aşk yazılı metnine ev sahipliği yapıyor. Bugün kaçımız bu değerin farkındayız?
Aşk ve ölüm, bütün yazar ve şairler daima bu ikisini anlatır. Antropologlar ve biyologlar kendinden bir iz bırakmak, yani türünün devamını sağlamak içgüdüsü ve ölümün bilinmezliğinden gelen korkunun bütün kültürlerin asıl itkisi, motivasyonu olduğunu söylüyor.  Aşk, belki de hayatta başımıza gelen en güzel şeylerden biri. Peki, bizim Anadolu’nun göbeğinde üç bin beş yüz yıl önce aşk mektupları yazılmış tabletlerden (toprak tablet!) niçin haberimiz yok? Galiba, bin yıldır yurt edindiğimiz Anadolu’nun bizden önceki ev sahiplerini hiç merak etmiyoruz? Hâlbuki bizden önceki uygarlıklardan ne çok şey miras edinmişiz! Hitit Mutfağı ve mimarisini biraz çalışınca onlardan büyük miras edindiğimiz gözleniyor. Aşklarıyla ünlü kral III. Hattuşili ve kraliçe Puduhepa aynı zamanda tarihin bilinen ilk yazılı anlaşması KADEŞ’i de beraber mühürlemişler. Oysa Mısır kralı Ramses’in kraliçesinin böyle bir hakkı ve yetkisi yok. Kadeş Anlaşması’nın bir “tıpkı basımı” bizim armağanımız olarak New York’taki Birleşmiş Milletler binasında asılıdır. 

Yaşar Kemal, İnce Memed’dir, Cervantes Don Kişot’ken Buket Uzuner de Defne Kaman’la özdeşleşecek sanırım. Ne dersiniz?
Buna benzer bir cümleyi Madrid yakınların-daki Casa Cervantes Evi müzesini gezerken müze müdiresine söylemiştim! “Allah söyletti!” dedikleri bu olsa keşke... Defne Kaman vicdanını kaybetmemiş bir gazeteci karakter ve dörtlemenin üst başlığı da: “Uyumsuz Defne Kaman”ın Maceraları’ Buradaki kilit kavramlardan biri “macera” çünkü tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi Türk ve Dünya Edebiyatı’nda da macera, erkek kahramanlara nasip olan(!) bir mutluluk. Çocukluğumdan beri özellikle adı-soyadıyla anılan ve mesleği olan bir kadın kahramanın maceralarını okumak istedim, bulamayınca biraz da mecburen yazmak zorunda kaldım. Ama artık bir kadın kahramanımız ve onun bizi peşinden şimdi Çorum’a sürükleyen maceraları var! Kim bilir, belki Defne Kaman sonunda çok sevilen bir karaktere dönüşür ve ben de onun yazarı diye anılırım ileride... Hangi yazar bunu istemez?

Toprak’ı neden Anadolu’daki çiftçi-köylü kadınlara ithaf ettiniz?
Evet, Toprak’ı “Tabiata zararlı projelerin önüne göğsünü siper ederek dikilen, asırlık yerel tohumları çeyiz sandığında en değerli mücevher olarak saklamayı akıl etmiş, her biri Toprak’ın kızı ve aslen Tabiat Ana Umay’ın torunu olan Anadolulu çiftçi-köylü kadınlara” adadım. Çünkü Orta-Doğu ve Doğu Akdeniz coğrafyasında başka hiçbir kültürde suyunu ve toprağını, ağacını ve tohumunu Anadolu’daki gibi göğsünü siper ederek koruyan başka çiftçi-köylü kadın kültürü olmadığını gördüm. Araştırıp, bilgilendikçe bizim her etnik ve dini kökenden Anadolulu köylü-çiftçi kadınlarımızın içinde hâlâ yaşayan güçlü ruhunu Anadolu kültürlerine derinden etkilemiş olan “Tabiat Tanrıçası Umay”a bağladım. 

Bin yıl önce Uygur Alfabesiyle yazılmış Kutadgu Bilig şifreleri her iki romanda da birer merak öğesi ve izleği olarak dikkat çekiyor. Niçin Kutadgu Bilig?
Kutadgu Bilig: Kutlu Bilgi Kitabı, ya da Mutluluk Bilgisi bin yıl önce, o zamanlar devlet anlamına gelen insanları mutlu etme sanatını şiir formunda anlatan önemli bir Türkçe yapıt. Yusuf ( Has Hacib) adlı Türk şair ve bilgesinin tavsiyeler kitabı. Ben bu önemli mirasımıza dikkat çekmek için onu bir şifreler kitabı olarak kullandım. Diyor ki şair: “Aklın süsü dil, dilin süsü sözdür/ Kişinin süsü yüz, yüzün süsü gözdür.” 
Eğer bu beyiti Shakespeare yazsaydı FAV rekoru kırardı, 
bizim haberimiz yok? Bu konuda düşünelim istedim.

Toprak etiği ve toprağın haklarından bahsediyorsunuz...
Toprağın bir mülk gibi alıp satılan, fethedilen, kaybedilen, betonla boğulan, maden ve petrol için dövülüp, bağrı deşilen bir “MAL” olmadığını hatırlatmak istedim bu romanda. 
Toprak etiği, yani ahlakı ve saygısı benim bilebildiğim hemen tüm kadim inançlarda var, ama artık zıvanadan çıkan insanlık, toprağın içinde ve altında yaşayan binlerce canlıya yuva olduğunu unuttu! Annesinin kalbini söken adamın hikâyesinde sefil evlat gibiyiz ve bu ihanetin sonu felaket! Edebiyatta ekokritisizm ve iklim değişimiyle ilgili romanlar dünyanın en önemli sorunlarından sayılan çevre ve iklim konularını irdeliyor.

İnsanların çevreye veya doğaya karşı farkındalığına beklenen etkiyi yapıyor mu bu irdelemeler?
Eğer tarım, tohum ve gıda kadar, artan seller, kuraklık ve kıtlık sorununa edebiyatta yer vermezsek, hayat derdine düşmüş insanları bu konularda nasıl sarsacağız? Sarsmayı, hatırlatmak, unutturmamak anlamında kullanıyorum, çünkü biz insanlar, bir hikâyenin içindeki ‘kıssadan hisse’yi, diğer bütün anlatılardan, derslerden daha iyi kavrıyoruz. Çünkü biz insanlar, yeryüzünde hikâye etmeyi ve dinlemeyi seven tek canlılarız. Ben de şöyle dedim: “Başlangıçta Toprak vardı. Toprak ki; ondan geldik, ona gideriz; milyonlarca yıldır borcunu ödemeyen kiracısıyız. Toprak ki; Anadır. Doğumdur. Toprak ki; Rahimdir, SU’yun da yatağı, yuvası, anası. Yerdir. Yeryüzüdür. Temel ve zemindir. Toprak ki; Tohumdur, 
bereket ve bolluk, koruyandır. Toprak ki; yaşamdır, candır.”

Rusya ve ABD Türkiye'nin ardından geliyor... Tonu 40 bin dolar: Bir ilk olacak
Rusya ve ABD Türkiye'nin ardından geliyor... Tonu 40 bin dolar: Bir ilk olacak

Rusya ve ABD Türkiye'nin ardından geliyor... Tonu 40 bin dolar: Bir ilk olacak

3600 ek gösterge çalışması tamam! Maaşlar artacak
3600 ek gösterge çalışması tamam! Maaşlar artacak

3600 ek gösterge çalışması tamam! Maaşlar artacak

Denizde milli gurur! SİDA test atışlarıyla tam not aldı
Denizde milli gurur! SİDA test atışlarıyla tam not aldı

Denizde milli gurur! SİDA test atışlarıyla tam not aldı

<p><span style='font-size: 1.6rem;'>Kampanya, İtalyanca dilinden Türkçe'mize geçerek dilimize  zengi

KAMPANYA KELİMESİ NASIL TELAFFUZ EDİLİR?

pirinç tanelerini sanat eserine dönüştürüyor! Görenler şaşkınlığını gizleyemiyor

İOS 16 ne zaman geliyor? İşte iPhone'lara gelmesi beklenen yeni özellikler

Çanakkale denizinden çıkarıldı! 1614 adet temizlendi