HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 5,3465
  • 6,0958
  • 209.741
  • 93.616
SON DAKİKA HABERLERİ
Tümü
Reklamı Kapat

Ortaçağ kronikleri

SERDAR ÇELİK
serdar.celik@istanbul.com
seyir defterleri...

x

Eski kıtadaki milletlerin tarihleriyle ilgili bir araştırma yapmaya kalkıştığınızda hemen kendinizi o ülkeyle ilgili Ortaçağ’da yazılmış bir kroniği, Osmanlıca deyişiyle vakayinameyi, okurken buluyorsunuz. Gerçi bu Osmanlıca deyiş de Arapçadan gelme ama “kronik” bana hâlâ Türkçesi bulunamamış bir kelime gibi geliyor. Çünkü biz günümüzde kronik kelimesini daha çok mecazi anlamı olan; kronik işsizlik gibi müzmin bir fenalık için kullanıyoruz veya İngilizceden (chronic) tıp dilimize geçen kronik bronşit gibi süreğen bir hastalık için. Oysaki Fransızcadan (chronique) aldığımız ve tam da vakayinameye karşılık gelen “kronik”, yani tarihi olayları kronolojik bir anlatımla neşretmek, sanırım bizim Ortaçağ’da dünya tarihini etkileyecek bir kronik yazamamış olmamızdan ötürü, Türkçesini araştırmadığımız bir kelime olmuş. Hem de Türk Dil Kurumu’nu kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli kroniği olan Nutuk adlı eseri yazmasına rağmen.
Aslında TDK, 1974 yılında çıkarttığı Tarih Terimleri Sözlüğü’nde bu kronik kelimesi için “olguluk” sözcüğünü kullanmış ama sanırım Ortaçağ Olgulukları diye bir başlık atsam her halde hiç kimse anlamazdı. 

TÜRKÇEYE ÇEVRİLMEDİ

Neyse, konuyu daha fazla dağıtmayalım. Günümüz yazılı tarihinin temel taşlarını oluşturan Ortaçağ kroniklerine bir göz atınca görüyorsunuz ki, maalesef Türklerin tarihini oturtacağınız bir kroniğimiz yok. Bunu söylememin nedeni, son zamanlarda merak sardığım Katalan tarihiyle ilgili okuduklarım. Henüz sınırları belli bir ülke olamamış olsalar da XIII. - XIV. yüzyılda yazılmış kroniklerle varlıklarını tüm dünyaya bildirmiş adamlar. Hatta bunlardan en önemlisi olan Ramon Muntaner’in 
1325 ile 1332 yılları arasında kaleme almış olduğu ‘Cronica de Muntaner’, belli başlı tarihçilerin Avrupa tarihine referans olarak verdikleri bir başeser olmuş. 1207 ila 1328 yılları arasında Aragon Krallığı’na mensup Katalanların Akdeniz boyunca katıldığı seferlerde yer almış ve hatta Almogaveresler ile birlikte Türklere karşı Bizans’ı korumak üzere Bizans İmparatoru’nun daveti üzerine İstanbul’a kadar gelmiş bir asker olan Ramon Muntaner tarafından kaleme alınmış bu ünlü kronik. Pek çok sayfasında, Efes’ten, Troya’dan, Gelibolu Yarımadası’ndan ve İstanbul’dan bahsetmesine rağmen ne yazık ki halen Türkçeye çevrilmemiş. Ama o yıllarda yani 1300’lerin başında Ibn Idhari Arapça olarak yazdığı kroniği “Al Bayan Al Mughrib” ile bugün İspanya’nın yer aldığı İber Yarımadası ve Mağrip ülkeleri tarihinin temel taşlarını dizmiş bile.   

YAZACAK VAKİT OLMAMIŞ...

Tabii Ortaçağ’da biz henüz at üzerinde oradan buraya koşturup, ok atmakla meşgul olduğumuz ve ilerleyen tarihlerde ancak beylikler kurmakla uğraştığımız için oturup kronik yazacak vakit olmamıştır. Bazı İslami kaynaklar, mesela Malazgirt Savaşı’nı anlatan eserler yazılmış olsa da Ortaçağ’da Türklerin bu dönemini anlatan Türkçe bir kronik bulamadım. Gerçi biz o yıllarda henüz dil evrilmemizi tamamlayamamış, Türkologların Orta Türkçe dedikleri, yani Karahanlı Türkçesi mi, Eski Uygur Türkçesi mi, Harezm, Kıpçak, Peçenek Türkçesi mi? Hangi Türkçe ile konuşup yazacağımıza henüz karar verememiş olduğumuzdan, daha doğrusu Ana Oğuz Türkçesinden Eski Anadolu Türkçesine doğru evrilmeye çalıştığımızdan, eski kıta tarihinin temelini oluşturan Ortaçağ Kronikleri arasında yerimizi alamamışız. Ama tabii İstanbul için aynı şeyi söyleyemeyiz çünkü o zamanki İstanbullular olan Bizanslıların, hem de tarihin ilk kadın tarihçisinin kaleminden, Aleksiad adlı bir kronikleri var. Bizans imparatoru I. Aleksios Komnenos’un kızı Anna Komnena tarafından 1081 ile 1118 yılları arasında kaleme alınmış olan bu kronik sayesinde biliyoruz, o zamanki İstanbul ve Bizans hakkında bildiğimiz pek çok şeyi. Mesela Birinci Haçlı Seferi’ni bu kronik sayesinde belgeleyebiliyoruz. Ve hatta bizim ilk Türk denizcisi diye övündüğümüz Çaka Bey hakkındaki bilgileri bile bu kronik sayesinde anlatıyoruz. İyi ki Çaka Bey Bizans’a esir düşüp üç yıl İstanbul’da Anna Komnena ile aynı sarayda yaşamış da  bize onunla ilgili pek çok şeyi anlatmasına vesile olmuş. Yoksa bu Selçuklu beyini bile hiç tanımayabilirdik.
Sonraları biz İstanbul’u alıp, Doğu Roma İmparatorluğu’na son verip, dünyanın Ortaçağ’dan Yeni Çağ’a adım atmasına vesile olsak da padişahlarımız bu vakayinamelere önem verip, hele hele Kanuni Sultan Süleyman gibileri çok önemli kronikler yazdırmış     olsalar da dünya tarihi geriye dönüp baktığında 
yaslandığı yer Ortaçağ Kronikleri olduğu için, maalesef biz orada yer alamıyoruz. Kimler mi yer alıyor? Tabii ki dilleri bizden daha eski olan milletler. Tahmin etmesi kolay dillerden, Katalancaya, Gürcüceye, Macarca veya İsveççeye kadar uzanıyor bu kronikler. Eğer biraz gerilerden tarih okumak istiyorsak, bence başlamamız gereken şey, sayıları yüze ulaşmayan Orta Çağ kroniklerinin tamamını bir an önce Türkçeye kazandırmak...  

Son dakika haberleri, son dakika haber, son dakika gelişmeleri
Son dakika haberleri
Kocaeli´de halk otobüsü şoförü, durakta tekerlekli sandalyede bekleyen engelli çocuğu ve annesini ar

Kocaeli´de halk otobüsü şoförü engelli çocuk için güzergahını değiştirdi

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Emekli ocak ayı zam oranı na kadar oldu? SGK SSK BAĞKUR emekli maaşı ocak zammı...

En Çok Okunanlar