HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 5,4655
  • 6,1492
  • 211.227
  • 91.445
SON DAKİKA HABERLERİ
Tümü
Reklamı Kapat

Örgütsüz, plansız, lidersiz ilk sivil toplum hareketi

Gezi Parkı gösterileriyle başlayan hareketi analiz eden siyaset bilimci Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, gösterilerin örgütsüz, plansız, lidersiz olarak ortaya çıktığını ve böyle devam ettiğini, Türkiye’nin demokratikleşmesi ilerledikçe bu tür şeyleri görmeye devam edeceğimizi söyledi

x

Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi, siyaset bilimci Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu, Gezi Parkı gösterileriyle başlayan hareketi “Türkiye’de gerçek anlamda bir sivil toplum hareketi” olarak değerlendirdi.  
Artan otoriter veya totaliter politikaların olaylardaki rolüne dikkat çeken Kalaycıoğlu, “Bir yanda ‘biz size karışmıyoruz’ deniyor, diğer yanda, nesil yetiştirmekten bahsediliyor. ‘Yeni nesil muhafazakar olacak’ diyen bir Başbakan var” eleştirisinde bulundu. 

AKŞAM’ın sorularını yanıtlayan Prof. Kalaycıoğlu, hükümetin ve yöneticilerin bu krizi yönetemediğini savundu. Kalaycıoğlu’nun değerlendirmeleri şöyle: 

BÖYLESİ İLK KEZ: Bu hareket, ilk defa ortaya çıkan bir sivil toplum hareketi. Daha önce bu nitelikte hareket yok. Çok şaşılacak bir şey değil. Türkiye yavaş yavaş biraz daha demokratikleşiyor. Demokratikleşme ilerledikçe bu tür şeyleri göreceğiz. Bu hareketin içinde her türlü siyasi partiye oy veren insan var. Tek bir partiye yoğunlaşmış değiller. Kendiliğinden oluşmuş, liderliği, planı yok. Ortada bir örgüt yok. Şimdi devamlı bir örgüt yakıştırmaya çalışıyorlar. Önce marjinal gruplar, fraksiyonel sol, şimdi de CHP demeye başladılar. Bunların hiçbiri tutmaz, çünkü yok böyle bir şey. Türkiye’de ilk defa gerçek anlamda böyle bir sivil toplum hareketi görüyoruz. 1960 ve 70’li yıllarda öğrenci hareketinde bir sürü slogan üretilirdi. O hareketler başladığında kısmen örgütsüzdü. Fakat kısa süre sonra birtakım örgütlerin etkisi altına girerdi. Ama bu hareket hala örgütsüz devam ediyor. 

GENÇLERİN ENERJİSİ VE ZAMANI FAZLA: Özellikle protesto mahiyeti içeren hareketlere katılanlar büyük ölçüde gençler oluyor. Tüm dünyada böyle. Çünkü sokak hareketleri enerji gerektiriyor.  60-70 yaşındaki insanda enerji de hareket kabiliyeti de fazla değil. Yürüyüş, nümayiş, pankart açma olacaksa enerjiniz, gücünüzün de yerinde olması lazım.. İkincisi gençlerin boş zamanı biraz daha fazla. Öğrenciler düzenli bir işte çalışmıyor, ev geçindirme derdiyle uğraşmıyorlar.  Ama bu olay sadece gençlik, üniversite öğrencisi hareketi değil. Katılanların arasında genç olmayanlar, orta sınıftan insan da var. Bu hareketi daha değişik hale getiren bu yönü. 

YAKIP YIKANLAR KİM?: Tabii işsizler, güçsüzler de var. Onu da kabul etmek lazım.  Türkiye’de gençler arasındaki işsizlik yüzde 20 küsur. İktisadi bakımından şöyle iyi, böyle iyi diye yazılıyor ama… İşsizlik halledilmedi hiçbir zaman. İşsizlik, Amerika’da, Avrupa’da çok büyük bir problem, Türkiye’nin sorunu değilmiş gibi yaklaşılıyor... Yakıp yıkanların birçoğu muhtemelen bunlar. İşsiz, umutsuz, gelecekten bir şey beklemeyen, eline fırsat geçtiği vakit kendisine kötü davranmış olan topluma ve onun hükümetine karşı kinini ve nefretini kusuyor. Yakın zamanda İsveç’te, İngiltere’de, bir sürü yerde bu tür olaylar oldu. Yunanistan’dan başlayan ve Portekiz’e kadar giden Güney Avrupa’da çok gördük bunları, birkaç yıldır. 

ESKİDEN YAKANLAR AJAN ÇIKMIŞTI: Yakıp yıkanlar arasında bunlar dışında başka kim var bilmiyoruz. Onu ortaya çıkaracak olan, kolluk kuvvetleridir, mahkemelerdir. Mesela, 12 Mart askeri mahkemelerinde, taş atma, yakıp yıkma ve kurşunlamaları yapanların hemen hepsi ajan provokatör çıktı. Bugün de bu olasılık neden olmasın, aynı devlet. Yakıp yıkma işini kim yapıyor, onu bilmiyoruz. Bilmeden konuşmak doğru değil. 



ÖNEMLİ BİR HAREKET: Bu hareketin nereye gideceğini bilmiyoruz. Şiddete dönüşmeyen, birey özgürlüğünü vurgulayan, kendilerini adam yerine konulmasını, iyi yönetişimin gerekleri olan, etkilenen herkesin düşman olarak yaklaşılmayıp paydaş olarak yaklaşıldığı, rızasına başvurulduğu ve ona göre adımların atılabildiği bir şey yapılması gerekiyor. Bu yaklaşıma katkıda bulunacaksa, çok önemli bir hareket. 

Polis devleti algısına tepki
Bu hareket  sadece ağacı ve yeşilli koruma hareketi değil. İnsanları kaale almama, betonu empoze etme, İstanbul’u talan alanı ve rant olarak görme, buna karşı bir direniş var. Hükümetin yanlış davranışları eylemin boyutunu büyüttü. Bunlara hakaret edildi, kötü davranıldı. Kırmızı entarili kıza 1-2 metreden biber gazı sıkan polis fotoğrafları yayınlandı. Polis şiddetini gösteren bu manzaraya reaksiyonda bulunan çok geniş bir kitle ortaya çıktı. Çünkü bu, ‘polis devleti haline geliyoruz’ algısı yaratıyor. Polis devleti algısı başka algılarla da birleşince buna bir reaksiyon başladı doğal olarak. 

Anne-baba çocuğunu istediği gibi yetiştirir 
Hükümetin giderek daha otoriter veya totaliter eğilimler gösteren politikalarının ortaya çıkmaya başlaması reaksiyonu artırdı. Bir yanda “Biz size karışmıyoruz’ deniyor, diğer yanda, nesil yetiştirilmekten bahsediliyor. Nesil yetiştiren 1930’ların politikacılarıydı. İşte Mussolini, Hitler’i vs. Demokratik ülkeler, özgürlük temin eder. İnsanlar o özgür ortamda, kendi çocuklarını istediği gibi yetiştirir. Dolayısıyla kimin nasıl yetiştirileceğine ana-babalar karar verir. Devlet sadece farklı eğitim türlerine imkan sunar, halk kendi çocuğuna uygun gördüğünü seçer. “Bundan sonraki insanlar muhafazakar olacak” diyen bir Başbakan var. Bu tutum demokrasi dışına çıkmış olan kişinin konuşması görüntüsü veriyor. Halk, ‘hayatına çok karışan, yukardan buyurgan’ yaklaşımla karşı karşıya. Esas itibariyle AK Parti’nin düşünmesi gereken şey bu. Buna büyük tepki var, öyle gözüküyor. 

KRİZİ YÖNETEMEDİLER: Hükümet, yöneticiler bu krizi yönetemedi. Bir kere AK Parti, kendi programında, seçim bildirgesinde yazanların tam tersini yapıyor. AK Parti’ye oy vermiş olanların düşünmesi lazım, ‘biz neye oy verdik’ diye. 

AĞAÇLARLA İŞİ NE?: Ağaç mı sökülmüş, bilmem ne mi dikilmiş bununla ilgili konuşmaları Başbakan yapıyor. Eğer Başbakan Gezi Parkı’ndaki ağaçla uğraşıyorsa, memleketin sorunlarıyla uğraşmıyor demek. Bunun yanlış olduğunu hem AK Parti Tüzüğü söylüyor, hem kendi yazdıkları söylüyor. Başından beri ‘adem-i merkeziyet getireceğiz’ diye yola çıkmış, yerinden yönetim yapacak memlekete. Yerinden yönetimi tamamen ortadan kaldırmış durumdalar ve Başbakan kendisini İstanbul Belediye Başkanı yerine koymuş, konuşuyor. 

KİM BU BİZ?: Verdiği sözlerin 180 derece tersine davranan biri var karşımızda. Burada iyi yönetmiş olduğu söylenebilir mi? Onun için ben AK Parti’ye oy veren insanların, ‘kardeşim siz bize bu sözü verdiniz. Bu sözün tersini yapıyorsunuz’ demeleri gerektiğini düşünüyorum. Bunu demiyorsa, Türkiye’deki demokrasiye hiç de iyi davranmadıkları kanısındayım. Başbakan ‘biz karar verdik’ diyor. Kim bu biz? Kendisi mi, kendisi ve yakın arkadaşları mı, parlamento mu? 
 

 

Son dakika haberleri, son dakika haber, son dakika gelişmeleri
Son dakika haberleri
Şehit Piyade Topçu Er Melih Sancar´ın naaşı Edirnekapı Şehitliği´ne defnedilecek. Şehidimiz son yolc

Hakkari şehitleri son yolculuğuna uğurlanıyor

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları

Dünyanın merakla beklediği maçtan kareler

İstanbullu Gelin'de beyin yakan sahne! İzleyicinin tepesi attı

En Çok Okunanlar