• $7,8089
  • €9,2649
  • 481.592
  • 1214.35
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54
27 Şubat 2020 Perşembe 09:09 | Son Güncelleme:

Fotoğraflar çekildiğinde yaşıyorlardı, sonra?

Fotoğraflar çekildiğinde yaşıyorlardı, sonra"

Bir bebeğin aziz na’şının kıyıya vurduğu, bir çocuğun “Gidince Allah’a her şeyi anlatacağım” dediği insanlık dramlarının yaşandığı, savaşın tam göbeğindeki bu coğrafyada amaç çok “basit”, çok “yalın”. Tek hedef var, o da hayatta kalabilmek.

Aktivist-Gazeteci Gülşen Kılınçer

İdlib. Karanlığa boğulmuş bir şehir. Dokuz yılı aşkın süredir devam eden Suriye iç savaşı ve bölgedeki sair güç mücadelelerinin neredeyse sonucunu belirleyebilecek konumda olduğu için son derece kritik bir coğrafya.

Lojistik, cephane ve insan kaynağı bakımından savaşı besleyen güzergahların en önemlilerinden birisi. Bu önemine istinaden de yaşamla ölüm arasında, arafta İdlib.

Hava, sıfırın altında iki derece. Yağmur, çamur, sis, balçık, soğuk, ayaz, uykusuzluk, yorgunluk, hastalık, açlık, susuzluk; tüm bunların toplamından da ortamda haniyse elle tutulur gözle görülür hale gelen korku ve endişe.   

Tehdit, ölüm; sonuç, ölüm...

Her an dünyanın en gelişmiş silahları ile bombardıman. Kaçacak yer yok. Ölüm, her köşe başında.

Dört direk, etrafı vinille çevrilmiş: “Ev”. Sığınılan, yaşama tutunulan yer bir çadır. Yerde iki minder. Genellikle etrafta ısınmaya yarayacak bir gereç bulmak güç. Bir soba bulunabilirse o büyük bir şans. Yemekler, ortak alanlarda pişiriliyor. Çamaşır-bulaşık da ortak alanda, ortalıkta hallediliyor. Tuvaletler ortak. Ortamda her şey ortak. Dertler ortak, acı ortak.

Su ihtiyacı, taşıma suyla gideriliyor. Tankerlerle çadır kentlere gelen suyu çocuklar bidonlarla ailelerine ulaştırıyor. Meydanda bir anne, ısınan kazandan aldığı su ile çocuğunu yıkıyor.

Tabii ki, elektrik de yok. Aydınlatma ihtiyacı mumlarla, fenerlerle, eğer doldurulabildiyse şarjlı lambalarla sağlanıyor.

Çevrede hijyenin h’si yok. Çöpler dev yığınlar halinde.

Tam 4 milyon insan. En çok bedel ödeyenler her zaman olduğu gibi kadınlar ve çocuklar. Güçsüz ve savunmasızlar.

Çocuklar, hele de çocuklar… Kimisi savaşla yaşıt, kimisi savaştan küçük çocuklar. Eğitim hayatları yok çünkü okul yok. Oyuncakları hiç yok. Ayaklarında ayakkabıları, üzerlerinde montları yok.

Bütün bunları, ortalama sıcaklığın gece sıfırın altı gündüz sıfırın birkaç derece üstündeki çetin kış şartlarında yaşıyorlar. Yalın ayakları, çamurun içinde. Bugün buradalar, yarın kim bilir nerede olacaklar? Bugün bu yaşam alanı mevcut ama yarın yerinde olacağının garantisi yok. Siz bu yazıyı okurken hiçbirimiz bilemeyeceğiz hangileri hayatta hangileri öldü bu kadınların, bu çocukların…

Burada amaç çok “basit”, çok “yalın”. Tek hedef var, o da hayatta kalabilmek.

Hayatlardan bir örnek… Beş çocukla yalnız bir kadın. Nereye kaçabilir, ne yapabilir? Savaştan kaçmaya çalışmaktan başka elinden ne gelebilir? İyi de ama nasıl?

Bugünleri, yarınları, gelecekleri çalınmış bu çocukların daha kaçının ölmesi gerekiyor bu acının dinmesi, savaşın bitmesi için? Herkes, bütün dünya biliyor ki, normal değil bir bebeğin aziz na’şının kıyıya vurması, normal değil bir çocuğun “Gidince Allah’a her şeyi anlatacağım” demesi…

Bütün dünya, bir annenin yüreğindeki şefkat olsa, sarıp sarmalasa bir şehrin, ülkenin, coğrafyanın tüm gözü yaşlı çocuklarını. Yetimlerin başını okşasa, öksüzlerin gönlünü hoş etse. Çocukların neşeli cıvıltıları kaplasa dört bir yanı.

Yine de yüreklerde umut var. Bir gün savaş bitecek ve herkes evine dönecek. İşte o gün geldiğinde de Türkiye’nin, Türk Devletinin, Türk Milletinin yıllardır sergilediği insanlık dersinin kıymeti çok daha iyi anlaşılacak.

Editör: Eda Cabul <a href='#0' class=''>eda.cabul@turkmedya.com.tr</a>

8.Boğaziçi Film festivali başlıyor

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Adnan Oktar'ın evlerinden 150 milyon yıllık, 10 milyon dolar değerinde fosiller çıktı

Niğde'de 14 bin litre kaçak akaryakıt ele geçirildi