• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
23 Kasım 2020 Pazartesi 10:33 | Son Güncelleme:

“Bir Başkadır” muhafazakarlık, başörtüsü ve sosyoloji

Son günlerin tartışmalı dizisi Bir Başkadır, izleyiciyle buluştuğu ilk günden bu yana çokça konuşuldu. Birden fazla toplumsal dinamizmi içinde barındırdığı bir konuya sahip olan dizi, farklı perspektiflerle yeniden ele alınarak dört bir yanından çekiştirilip durdu. Peki, Bir Başkadır dizisinde esasen tartışmaya sebebiyet verecek ne var? Siyaset Bilimci-Sosyolog Doç. Dr. Oğuzhan Bilgin aksam.com.tr için yazdı...

Netflix Dizisi “Bir Başkadır” gösterime girdiğinden beri yoğun bir tartışmaya sebep olmuş durumda. Bu tartışmalar herhangi bir popüler kültür ürünü ile ilgili tartışmalardan çok Türkiye’nin politik ve toplumsal gündemine temas eden sosyoloji referanslı iddiaları içeriyor. Açıkçası dizinin kendisi kadar (belki de ondan daha çok) dizi hakkındaki bu tartışmaların içeriği de analize muhtaç duruyor.

Oyunculuğundan kurgusuna ve yönetmenliğine kadar iyi bir iş olan “Bir Başkadır” dizisinden bütün bir toplumsal gerçekliğin fotoğrafını çekmesini ve olduğu gibi yansıtmasını beklemek yanlış. Bu bir akademik tez değil. Ki akademik tezlerin bile böyle uzay boşluğundaki tek başına bir cisim olmadığı, araştırmacının öznelliğini (nesnellik zaten sosyal bilimlerde mümkün değildir) yansıttığı ve fotoğraf makinesini tutanın açıyı belirlediği bir fotoğraf karesi olduğu düşünüldüğünde diziye karşı eleştirilerde daha insaflı olunabilir. Ama aynı zamanda her kurgu birer kültürel yeniden üretim olduğu için konu edilen hakikatle bir ilişki kurar ve ona müdahale etmeye çalışır. Bu müdahale ediş biçimi de doğal olarak her zaman eleştiriye tabidir.

“Bir başkadır” dizisi için de bu geçerli. Her şey İstanbul’un yoksul çeperinden yollara düşüp uzun bir belediye otobüsü yolcuğu ile kentin merkezindeki birkaç milyon TL’lik rezidans sitesindeki dairesine gündelik temizlik işi için gelen (bu sürekli tekrarlanıyor) Meryem’in bayılması ve sonrasında fiziksel ve sözlü tüm özellikleriyle Batıcı-Beyaz bir portre sergileyen psikoterapistte derdine deva aramasıyla başlıyor. Adı ‘Peri’ olan bu psikoterapist her sözü ve mimiğiyle yargılıyor, nesneleştiriyor, aşağılıyor ve bir Afrika kabilesini incelemeye girmiş bir sömürge antropoloğu gibi Meryem’i incelemeye başlıyor. Üstelik böyle yağmur ormanlarının arasındaki yüzyıllar boyu gizli kalmış bir profil değil Meryem. Peri’nin Meryem’den bahsederken nefretle söylediği gibi; “onlar çoğunluk!”.

Bir Başkadır neden tartışılıyor?

“Bir Başkadır”da anlatılan Türkiye 90’larda mı kaldı?

İşte bu yukarıda bahsedilen hikâye bizim aşina olduğumuz bir hikaye. Tanzimat’tan beri edebiyattan sosyolojiye kadar pek çok eserde mesele edilen bu hikâye Türkiye’nin bu temel politik ekseni Batıcı-Beyaz bürokratik/ ekonomik/ kültürel elitler – muhafazakâr/ milliyetçi köylüler-işçiler ayrımı olarak özetlenebilecek merkez-çevre diyalektiğine oturuyor ki bu kültürel ve politik ayrım olmasının dışında sınıfsal ayrımlara da denk düşüyor.

Yani aşağı yukarı üst-orta sınıf mahallelerin hemen hepsinde görülebilecek Batıcı-seküler ev sahibesi – başörtülü gündelikçi kadın karşılaşmalarına; plazalarda, holdinglerdeki beyaz yakalı sekülerler – mavi yakalı muhafazakârlar- başörtülüler kategorizasyonlarına atıf yaparak ilerliyor “Bir Başkadır”. İşte tam da burada “Bir Başkadır”ı yorumlayan bazılarının şu itirazı yükseliyor: “İyi ama bu Türkiye 90’larda kaldı. Artık başörtülüler, muhafazakârlar mağdur değil ve hatta bugün her şey farklı!” Gerçekten böyle mi?

Evet, Türkiye 90’lardan beri çok değişti. Ciddi bir kentleşme, bireyleşme, orta-sınıflaşma ve sivilleşme süreci yaşadığı, eğitim oranlarının ve kadın istihdamının oranlarının yükselmesi gibi. Dahası Türkiye yarı-bağımlı, istikrarsızlıklarla boğuşan, yarı taşralı bir 3. Dünya militer rejimini tasfiye etti. Ama değişmeyen bazı şeyler de 1990’larda adeta takılı kaldı. Yukarıdaki itirazın aksine muhafazakârlar hala ekonomik ve kültürel alanda daha gerideler. Şehirlerin yoksul emekçi mahallelerinden kimlerin, orta-üst mahallelerindense kimlerin hangi oranlarda oy aldığı değişmedi. Sermayenin yapısı son 18 yıla rağmen radikal bir değişim geçirmedi (Muhafazakâr sermayenin yükselişi abartılanın aksine nispidir). Kültürel hayatta, sinemada, akademide, edebiyatta kimlerin dışlandığı, dizi ve filmlerde hangi hayat tarzının idealize edildiği, kimlerin itibarsızlaştırıldığı; mizah dergilerinde kimlere hakaret edilirken terör örgütünün siyasi ayağı başta olmak üzere hangi mandacı figürlerin göklere çıkarıldığı malum. O kadar ki Türk dizi tarihinde ilk defa bir kadın başrolünün 2020 yılında yayınlanan “Bir Başkadır” dizisindeki Meryem karakterinin olması bile bu kültürel apartayda (apartheid) bir örnek. Başlı başına bu başrol tercihi bile bu yok saymaya bir meydan okuma olduğu için zaten dizi bu kadar tartışma yarattı. Dizi bu anlamda Peri profiliyle (ve ailesi) hiç de öyle eleştirildiği gibi güncelliğini kaybetmiş değil. Özellikle de başörtülü kadınlar bakımından.

Başörtülü Kadınlar ve Kast Sistemi

Dizideki başörtülü karakterlerin gündelikçi, şiveli ve eğitimsiz gösterilmesi de ciddi bir tartışma yaratmış durumda. Doğru, Batıcı- Beyaz tahayyüldeki kast sisteminde hala Başörtülü kadınlar gündelikçilikten öteye gidemiyor ve bir yerde dizi de bu zihniyeti ve ayrımcılık türünü yansıtıyor. Uzun süre yüksek eğitimi yasaklayarak başörtülü kadınların toplumsal hareketliliklerine engel olmak için uğraşan, sonrasında muhafazakarların bizzat oy verme gücüyle yıktıkları bu Güney Afrika Apartayd’ı (Apartheid) daha sonra sivil alanda devam etmiş, halen özellikle de özel sektörde, hizmetlerde ve bilhassa beyaz yakalı işlerin yoğun olduğu plazalarda başörtülüleri sadece temizlik ve yemek hizmetlerinde var olabilmesine mecbur bırakan bir ayrımcı çalışma hayatını yeniden üretmiştir. Dahası ekonomik ve kültürel elitlerin tepkisinden çekinen ve zaten azınlıkta bulunan muhafazakâr işverenler de bu ayrımcılığı yeniden üretmiştir. İşte dizide beyaz yakalı bir başörtülü karakterinin bulunmaması biraz da böyle bir toplumsal gerçeklikle ilişkilidir. Ama bu gerçekliğin ötesinde bütün başörtülülerin şiveli ve taşralı tasvir edilmesi (tek istisna hocanın kızı, o da zaten başını açıyor), dahası dizide fakir olmayan tek başörtülü kadının eğitimsiz ve koca parasıyla jipe binen bir kadın olarak çizilmesi dikkatleri doğal olarak çekmiştir: Tüm engellemelere rağmen o bariyerleri yıkarak kamusallıklarını inşa eden ve artık sayıları azımsanmayacak derecede olan eğitimli, meslek sahibi başörtülü kadınlar sadece çalışma hayatında değil kültürel hayatta daha ne kadar görmezden gelinecek? Buna tepki gösteren başörtülü kadınlar da bir kompleksten değil her gün yeniden hatırlatılan bir kolektif hafızadan hareket ediyorlar. Sonuçta bu ülkenin kadınlarının çoğuna seçilme hakkı verileli daha 10 yıl oldu. Bu bile Türkiye’deki başörtülü kadınların yaşadıklarını anlatmaya yeter. Ayrıca başörtülü kadınları homojen olarak resmeden ve konu muhafazakarlık veya dindarlık olduğunda bir sonraki bölümde bahsedilecek kültürel çoğulculuk söylemini bir anda unutan bu zihniyet çoğulcu değil Batıcı liberal tek-tipçiliğe örnek olabilir. Mesela başı açık muhafazakâr kadınlar (ki bu da büyük bir kitledir) bu perspektifte aslında var olmamaktadır.

“Bir Başkadır” ve Oryantalizm

“Bir Başkadır”ın Türkiye’nin toplumsal meselelerini kurgulama ve kurgularken de müdahale etme biçimlerinden bazılarına yukarıda değindik. Pek çok bakımdan özgün, yerleşik Yeşilçam klişelerinden ve önyargılarından birçok bakımdan uzak dizinin belki de bu müdahale biçiminin en problemli alanını oluşturan konuyu en sona bıraktık.

“Bir Başkadır” dizisi 1980’ler veya 90’lardan kalma bayat bir liberal- post-modernizmle yola çıkarak özne-nesne / ben-öteki ayrımları/ karşılıklı ikilikleri üzerinden Türkiye’nin meselelerini analiz etmeye ve kurgulamaya çalışıyor. “Bir yanda seküler elitler diğer yanda başörtülüler, Kürtler, LGBTliler, vs” şeklinde bir kategorizasyonla yapılan bu oryantalizm belki eskiden Boğaziçi- ODTÜ çevrelerinde yaygındı ama hala bu kadar fütursuzca toplumsal tasvirlerde kullanılması enteresan.

Bu Batı-merkezci okuma Türkiye’nin tarihsel – toplumsal dinamikleriyle ilgisiz olduğu gibi tutarsız da. Ne Türkiye sömürgeci-ırk merkezli bir gelenekten geliyor, ne etnik bir rejimle idare ediliyor ne de çoğunluk-azınlık formülasyonları bahsedildiği şekilde gelişiyor. Çünkü başörtülü muhafazakârlar da Kürtler de bu toplumun tarihten beri asli unsuru, azınlığı, ötekisi değil. Öte yandan Hocanın kızının eşcinsel olarak resmedilmesi de, tıpkı dizideki tüm başörtülülerin şiveli ve eğitimsiz resmedilmesi gibi kötü bir oryantalist fantezi örneği. Aynı anda bu kadar farklı hikâyenin tek bir senaryoya boca edilmesi de dizinin tüm başarısına ve inandırıcılığına gölge düşürüyor.

Bu başkalıkların veya ötekilerin bir aradalığı veya Türkiye’nin mozaik olduğuna dair demode söylem Batı-merkezciliği çağrıştırıyor. Hatırlayacağımız üzere, 11 Eylül sonrası Afganistan ve Irak’ı işgale giden süreçte ABD Medyası Afganistan ve Irak etnik-mezhepsel istatistiklerini yayınlar ve haritada “Sünni -Şii, Arap-Kürt- Yezidi – Keldani oranlarının” hesaplamalarına girerdi. Adeta kelebek türlerini çalışan ve doğada birbirine karışmamış biçimde paralel evrenlerde var olan canlı türlerinden bahseder gibi bahseden bu dili Türkiye’ye uyarlamaya çalışan yerli mandacı unsurların etkisi ise artık fazlasıyla kırıldı. Bu oryantalist dilin, İmparatorluk bakiyesi kültür ve tarih temelli bir millet olan Türk Milletini anlaması ise mümkün olmaz. Bu diziyle ilgili tartışmalarda es geçilen bir durum.

Netice itibariyle şu söylenebilir: “Bir Başkadır” son dönemde sürekli birbirini tekrar eden arabesk dizilerin tersine toplumsal gerçekliğe dokunma ve bunu da başta oyunculuk ve yönetmenlik olmak üzere teknik düzeyde iyi yapan bir dizi. Hikayesindeki özgünlük övülmeye değse de, başörtülü başrol oyuncusuna yer vererek bir ilke imza atsa da fazlasını da beklememek gerekir. Dizi sonrası yaşanan tartışmanın ise büyük oranda dizinin bazı bakımlardan kapıldığı bir oryantalizme önemli oranda takıldığını da söylemeliyim ki zaten bu yazı diziden daha çok ortaya çıkan bu tartışmaları ele almak üzere yazıldı.

<p>Nijerya açıklarında Türk gemisine yönelik bir saldırı gerçekleşti. Saldırıda bir denizci hayatını

Türk gemisine saldırının arkasında Fransa mı var?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kilo vermek için iştah kapatan besinler

En kötü yıl gerçekten 2020 mi? Bilim insanları, 536 yılına işaret ediyor