• $ 5,7635
  • € 6,4297
  • 281.805
  • 97149
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54

Kumaş farkı

Yıllar, yıllar önceydi. Barış Partisi eski Genel Başkanı Ali Haydar Veziroğlu aradı. Önce, nerede olduğumu sordu. “Meclis’teyim” cevabını alınca “Önemli bir konu var, Sayın Erdoğan’a iletebilir misin?” dedi.

Her yıl olduğu gibi o yıl da Hacıbektaş etkinlikleri yapılacaktı. Ak Parti Genel Başkanı olarak Erdoğan’ın da katılması bekleniyordu. Veziroğlu, birtakım bilgiler verdi. Bazı marjinal güçlerin çirkin bir protesto gösterisi düzenlemeye hazırlandıklarını aktardı. Mealen şunları söyledi:

“Bence Tayyip Bey gitmesin. Aldığım bilgiye göre çok organize olmuşlar. Halkı kışkırtacaklar. Tatsız olaylar çıkaracaklar.”

Gelen bilgileri Erdoğan’a aktardım. Dinledi ve “Onlar da kim oluyor, ben istersem giderim” gibi bir tavır içine girmedi. Belki daha sonra kendi de gerekli araştırmayı yaptı ve Hacıbektaş’a gitmedi. Devlet adamı olmanın sorumluluğuyla davrandı.

Oysa, Erdoğan Başbakan’dı! Devletin bütün gücü elindeydi. İstese Hacıbektaş’a gidebilirdi. Devlet gücünü kullanır, o marjinal grupları darmadağın edebilirdi. Güç gösterisinde bulunabilirdi. Ama tersini yaptı ve tek kişinin bile burnu kanamadı.

Peki Kılıçdaroğlu ne yaptı?

İstenmediği halde, gerilimin zirveye çıktığı bir zamanda, neler olacağını bile bile Çubuk’taki şehit cenazesine katıldı. Köye girdiği andan itibaren protestolarla karşılaşmasına, üstelik gerilimin giderek artmasına rağmen direndi. Sonuçta o olaylar meydana geldi.

İşte Erdoğan ile Kılıçdaroğlu arasındaki kumaş farkı!..

Bir yanda devlet yönetme sorumluluğu, diğer tarafta sınırsız bir sorumsuzluk var! Biri gerilimden kaçarken, diğeri üzerine körükle gidiyor!

Buna rağmen, “Gerilim politikası uygulayan bir Erdoğan figüründen” söz edilebiliyor. 1970’lerde “ajitasyon faaliyeti” adı verilirdi buna. Bugün de “algı oyunları ile olgunun önüne geçme çabası” olarak adlandırılıyor.

***

O algı oyunu bitmedi, devam ediyor…

Şehit cenazesine gidip, “şehide saygıdan” bahsedenler, olayın sorumlusu olarak Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu gösteriyorlar.

Bu iki ismin ortak bir özelliği var: Her ikisi de PKK’nın tepesine binen ve terörle mücadelede kazanılan başarıda pay sahibi olan kişiler. Şehit cenazesinde yaşanan olaylar üzerinden onlara saldırmanın altında acaba hangi amaç var?

Bitmedi…

Kılıçdaroğlu başta olmak üzere CHP’liler, Çubuk’ta yaşananları “organize bir terör saldırısı” olarak göstermeye çabalıyorlar. O acılı vatansever köylüleri “tu-kaka” ilan edip, PKK ile aynı kefeye koymaya çalışıyorlar. Kemal Bey daha da ileri gidiyor, “CHP’lileri sokağa dökmek istiyorlar” sözleriyle toplumun bilinçaltına mesajlar gönderiyor.

Kendisine şiddet uygulayanlar yakalandı işte. Hukuki süreç işliyor. Kimse de geçmişte CHP’li milletvekillerinin Ak Partili bakanlara yumruk atanlara yaptığı gibi onları savunur bir tavır içine girmiyor.

Ama yetmiyor, tahrik ve gerilim politikası devam ediyor…

O zaman da deli sorular insanın aklını meşgul ediyor:

“Provokasyon varrrr” diye bağırılarak, acaba başka bir provokasyonun üzeri örtülmeye mi çalışılıyor?

<p>2017 yılında Türkiye’de yapılan ‘Türkiye Tarım Oscarları Ödülü Yarışmasında Oscar ödülüne layık g

Tüm Dünyaya Türkiye´den İhraç Ediliyor: Goji Berry

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

300 filmi duyunca Cüneyt Arkın’ı kovmuşlar

Bakın neresi... Bu fotoğraflar bu hafta çekildi