• $8,33
  • €10,0596
  • 479.583
  • 1433.97
30 Haziran 2013 Pazar 02:00 | Son Güncelleme:

İstifa etmeyi, ettirmeyi biliyor muyuz?

İstifa etmeyi, ettirmeyi biliyor muyuz"

Türkiye’de kalabalıkların en sık tekrar ettiği sloganlardan biridir ‘Yönetim istifa!’ Kızgın kalabalıkların başvurdukları bu ‘ilk talep’, siyaset, spor ve medya sahnesinde sık sık karşımıza çıkıyor. Peki, ‘İstifa et!’ baskısına uğrayan kişi, o süreci yönetebiliyor mu? İstifa-onur ilişkisi nasıl kurulmalı? Yakın çevre mi, kızgın kalabalık mı, ‘iç ses’ mi daha etkin olmalı? Psikologlara, insan kaynakları uzmanlarına, yazarlara ve ‘istifa baskısı’yla sık sık karşılaşan Ertuğrul Günay’a sorduk.

MEHMET ÖZDOĞAN
mehmet.ozdogan@aksam.com.tr

- Toplum yapımız ‘onurlu istifa’ya uygun değil. Avrupa’ya nazaran çok daha az istifa ediyoruz.
- İstifa baskılarında olay kişiselleştiriliyor, yapılan unutuluyor, yapan ateşe tutuluyor.
- Teknik direktörler, oyunculara nazaran taraftarla daha mesafeli… Sebebi “İstifa!” sloganları.
- İstifaya zorlanan kişi, hem ‘içten’liğini hem de ‘mücadele alanı’nı korumalı. 
- İnsanlar işlerini değil, yöneticilerini bırakır.
- Kadınlar aileleri, erkekler yakın çevreleri yüzünden istifa ediyor.
- İstifa sonrası ‘Onurunla istifa et, yanında olacağız’ diyenler kayboluyor. Kişi ya kendini çekiyor ya da agresifleşiyor. 

‘MÜCADELE ALANI’NI KORUMAK GEREKİYOR

Prof. Dr. Ahmet İnam/Felsefeci - AKŞAM yazarı
 “İstifa baskısı ve bu tür problemlerde genel bir çözüm bulma imkânı yok. Özellikle medya çalışanları ve politikacılara yönelen istifa taleplerinde… Dikkat edilmesi gereken burada Habermas’ın ideal iletişim kuralı olarak saydığı ‘içtenlik’ kuralıdır. İstifaya çağırılan kişilerin, üzerindeki baskılardan kurtulması için süreci olabildiğince ‘içten’ yönetmesi gerekir. Yani ‘Kardeşim ben böyle düşünüyorum, o yüzden de böyle davranıyorum. Bu yüzden de istifa etmiyorum’ ya da mesela bir medya çalışanının ‘Ben böyle düşünmüyorum. Patronum böyle düşünüyor. Para kazanmak zorundayım. İstifa edersem maaşımı ödeyecek misin?’ gibi içtenlikle cevap vermesi gerekir. O içtenliği gördüğü zaman istifa isteyen kişinin tezleri yumuşar. Çünkü biz, Ortadoğu’da yaşayanlar; garip bir milletiz. Hem istifayı en ateşli isteyenler biziz, hem de mağdurun en çok yanında olan… Batı’da iki koşul da bu kadar umursanmaz.”
“Aristotales der ki, ‘Bir insan ölmedikçe o kişinin ahlaklı olup olmadığına karar vermek mümkün değildir.’ Bu anlamda istifa ve onur ilişkisi felsefede böyle şekillenebilir. İnsanları o andaki eylemlerine göre ‘istifaya çağırmak’ anlamsız; istifaya çağırılan kişinin 2 hafta öncesini, 2 hafta sonrasını da düşünmek gerekiyor. Ve kuşkusuz istifaya çağırılan kişiye bir ‘mücadele alanı’ tanımak gerekiyor. Kişinin de o mücadele alanını koruması! Bunu kaos ortamlarında sık sık unutuyoruz.” 

İSTİFA KURUMUNUN GENETİK KÜLTÜRLE İLİŞKİSİ YOĞUNDUR

Uzman Psikolog Orhan Gümüş/Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi
“İstifa kurumunu tartışmadan önce, seçilmiş kişiyle, atanmış kişi arasındaki farklılıklardan bahsetmek gerekiyor. Her seçilmiş insan, ‘Ben seçildim. Eğer gideceksem seçimle giderim’ der. Kimi içinden, kimi dışından söyler ama tüm seçilmişler bu ruh halindedir. Bir Japon bakanın istifasının benzerinin Türkiye’de olması pek mümkün değildir. Ya da 17 yaşında bir çocuk protestolarda öldüğü için Yunanistan’daki İçişleri Bakanı’nın istifası benzeri bir tavrın… Toplum yapımız buna uygun değil. Atanmış insanlar ise uygulamalarını yürütmelik ve yönetmelik dahilinde yapar, ‘Şartlar böyle gerektirdi’ demek onlar için daha kolaydır. ‘Beni bu göreve atayan benim istifamı ister’ duygusu baskındır.”
“Gelelim insani tarafına… İstifanızı kimin istediği önemli… Normalde düşünmeseniz bile, bir grup istifanızı istediğinde o grubun niteliğine bakarsınız hemen. ‘İstifasını istiyoruz’ gibi sert bir arzuyla karşılaşınca kişi iki uca dağılır. Ya ‘Evet haklı, gitmeliyim sanırım’ der, ‘Ya da o toplumu ne kadar temsil ediyor ki?’ diyerek işin içinden çıkar. Ya da ikisini aynı anda yapar. Ama en çok ‘Bu insanlar beni anlamıyor’ kartını kullanır. Karşı taraftaki insanları iknaya zorlar. O zaman savunma başlar, işler karışır. Ancak sessizlik süresi uzadıkça da şiddetin gelmesi daha kolaydır. Üç aşama var. Önce ‘zihin okuma’, ardından ‘kendi doğruna aşırı sadakat’ ve son olarak da ‘kişiselleştirme’… Bu üçlü zincir tamamlanmışsa, ‘empatik körlük’ başlar. Yapanın neyi yaptığı unutulur, hatta bazen bilinmez bile. Türkiye insanının genel problemidir bu; yapanın yapılandan daha çok tepki bulması…” 
“İstifa bir kurum, bir kültürel algıdır. Genetik kültürle ilişkisi de yoğundur. Bizde atanmışlık, adanmışlığa dönüşür. Olur da tüm bunların sonunda istifa gelirse, asıl değerlendirme o zaman başlar. ‘Ee şimdi neden istifa ettim, kimin için ettim? İstifa edersem arkamda olacağını söyleyenler şimdi nerede?’ gibi sorgulamalar anında başlar. Ardından da ya geri çekilme gelir, ya da agresifleşme… Kişi, istifasına etrafındakilerin yüklediği anlamı yüklemekten kaçmalıdır.”

GERÇEKLİK YOK OLUR, İNTİKAM DEVREYE GİRER

Ayşe Yanık Knudsen/Psikolog
“İstifaya zorlanan kişi, eğer kendini sorgulamayan, narsistik kişilik yapısına sahipse öncelikle kendini haksızlığa uğramış hissedecek ve öfkelenecektir. Yakın çevremiz her ne kadar yakınımızda olsa da asıl sıkıntı özellikle size birtakım misyonlar yükleyen kalabalıklardır. İkna edemeyeceğiniz ve aradıklarını bulamamış kalabalıkların baskısı baş edilemez bir baş ağrısı yaratabilir.
O kalabalıkların ‘İstifa et’ demesi sonucu istifa gelirse, bu davranış ‘onurlu’ olarak kabul edilir. Öfke ve kızgınlık bir kitlesel harekete dönüştüğü zaman gerçeklik kavramı yok olur ve artık sadece intikam vardır ve evet, bu bir ‘kelle avı’na dönüşebilir. Her şeye rağmen kulak vermek gerekir, belki o zaman sağlıklı bir yol bulunabilir.”
“İstifa sonrası sahip olduğu gücü kaybettiğine inanamaz ve hâlâ o güç elindeymiş gibi davranmaya devam eder. Daha sonra anlamaya başlar ve ciddi öfke duyar ve çevresini çok kırabilir. Diğer taraftan kendi içinde de başarısızlık ve haksızlığa uğramışlık duygulanımları yaşayabilir. Yakınları tarafından her halükârda desteklenen biriyse zaman içinde yeniden güçlenir ve yoluna devam eder.”

BİZİMKİLER SPOR DEĞİL SKOR YÖNETİCİSİ

Bilge Doruk/‘Yönetim İstifa’ adlı kitabın yazarı
“Ben bu kitabı, ‘istifa çağrılarına hemen kulak vermeyen’ spor yöneticileri için yazdım. Başarılı bir spor yöneticisinin nasıl olacağını göstermekti amacım. Mesele spor olunca durum biraz değişiyor. Sabır tükeniyor. Ne yazık ki bizim ülkemizde spor değil, skor yöneticileri var. Spor yöneticiliğinde sabır süresi azdır. Antrenörlerin dakika başı değişmesi, istifa etmesi de bundan zaten. Bu, biraz da taraftarın kendini meselenin içinde hem çok görmesi, hem de kulübe gelecek bir zararda doğrudan çok da etkilenmeyecek olmasından kaynaklanıyor. Manchester United, 25 sene aynı teknik direktörle, Alex Ferguson’la yürüdü. İlk 5-6 sene hiçbir başarısı yoktu. Ama işte orada sabır var.” 
“Teknik direktörlerin oyunculara nazaran taraftarla daha mesafeli olmasının da bu ‘istifa’ meselesiyle ilgisi olduğunu söyleyebiliriz. İlk istifaya çağrılan onlardır çünkü taraftar tarafından… Bir mağlubiyet sonrası ‘istifa’ seslerini duyan antrenör, onu bir daha duyacağını bilir. Psikolojisini ona göre hazırlar.” 
“Taraftar en çok ligdeki başarısızlıklara tahammül edemiyor. Ve beklenen transferlerin yapılmaması elbette… Bunun da sebebi yöneticilerin ‘Bu sene şampiyon olacağız!’ söylemleriyle taraftarı her sene beklentiye sokmaları… Böyle bir vaad vermemeli yönetici. Spor yöneticilerinin kendini politikacı sanmasının en büyük kanıtı bu… ‘Elimizden geleni yapacağız’ dese durum lehine çevrilecek hâlbuki. Avrupa’daki başarısızlık sonrası ‘istifa’ sloganlarını daha az duyarız.”
“Taraftarın maç gününe bakın. Tüm gününü o maçın etrafında planlıyor. Haliyle meseleyi kafasında büyütüyor. Başarısızlık karşısında bilinçaltında ‘Gitti koca gün’ anlayışı var. Avrupa’da yok tabii böyle bir şey. 2 saat futbolunu izliyor, öncesinde sonrasında normal hayatına devam ediyor taraftar…” 

KADINLAR AİLE, ERKEKLER ÇEVRE YÜZÜNDEN İSTİFA EDİYOR

Selin Yetimoğlu / İnsan Kaynakları Uzmanı
“Bizim iş alanımızda yaygın kullanılan bir deyiş vardır: ‘İnsanlar işlerini değil yöneticilerini bırakırlar.’ En tepedeki kişi de genelde çalışan mutluluğundan çok mali raporları önemsediğinden aslında ortaya istenmeyen bir ‘patron tutumu’ tablosu çıkar. Böyle olunca da ‘iş bulmadan istifa etme’ durumu daha sık yaşanır.
Hem milli gelir, hem iş yeri mutluluğu kriterleri dikkate alınarak yapılan Ranstad’ın araştırmaları; en mutlu çalışanların Danimarka, Kanada, Norveç gibi ülkelerde olduğunu görüyoruz. Avrupa’yla kıyaslarsak Türkiye’de istifa oranları yüksek, Asya ve Orta Doğu ile kıyaslarsak istifa oranları Türkiye’de daha düşük.” 
“Türkiye şartlarında özellikle kadın çalışanlarda aileden gelen baskıyla istifa etme oranları çok yüksek. Aynı şekilde ‘işten çıkma’ baskısında da aile etkili. Erkeklerde ise ‘yakın çevre’nin daha etkili olduğunu söyleyebiliriz. ‘Kariyer egosu’ burada önemli. İş hayatında en tepeye yükselme isteği çerçevesinde çevreden bilinçsizce bir baskı geliyor. Örneğin benimle aynı okullardan mezun olmuş arkadaşlarımın benden daha iyi işleri olduğuna inanırsam bu baskı sebebiyle istifaya daha yatkın hale gelebilirim. Elbette kadınlarda da var ancak bir kıyaslama yapmak gerekirse, erkeklerde bu sebeple istifa oranları daha yüksek.”
“Gurur sebebiyle istifa Türkiye’de az. Bence dışarıdan bakıldığında da istifa eden kişinin ‘ne kadar da onurlu bir hareket’ yaptığı değil, altında yatan sebeplerin neler olabileceği daha çok konuşuluyor.”
“Towers Watson’ın yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’de en fazla istifanın olduğu sektör yüzde 17’lik bir oranla tekstil; bu sektörü teknoloji takip ediyor. İstifanın en düşük olduğu sektör ise yüzde 1’lik oranla enerji ve kimya sektörü…”

BULUĞUM YERDE TAKINDIĞIM TAVIR DAHA ANLAMLI

Kültür ve Turizm eski Bakanı Ertuğrul Günay, Gezi eylemleri süresince de, daha öncesinde de, AK Parti’deki en ‘muhalif’ seslerden biri olarak dikkat çekiyor. Hal böyle olunca, sosyal medya üzerinden “O halde neden istifa etmiyorsun?” talepleriyle en çok karşılaşanlar arasında… Günay’a nasıl bir ay geçirdiğini sorduk. İşte cevabı:  
“Ben yaptığım işi, çizdiğim rotayı iyi biliyorum. Anlık tepkilerin insanı olmadım hiç. Bakanlık dönemimde neler söylediysem, nelere karşı çıktıysam; milletvekiliyken de aynı şekilde karşı çıkıyorum. Şimdi bana Twitter’dan geliyor tabii ki ‘Ertuğrul Bey, sizi istifaya çağırıyoruz’ diyorlar. Bunu da gayet yumuşak bir dille söyleyenler olduğu gibi, kabaca ifade edenler de var. Kulağımı kapatmıyorum ama hepsine de ‘Eyvallah’ demiyorum tabii ki. Şimdi bu grupların içinde muhalif kanatta olup benim istifamla AK Parti’nin kan kaybedeceğini düşünenler de var, AK Parti’yi destekleyip ‘Git’ diyenler de! Ayrıca benim AK Parti’nin içinde olup, karşı çıktığım şeyleri söylemenin çok daha onurlu, siyasete yakışır bir tavır olduğunu düşünüyorum. Çabaladığım şey budur; bu ülkedeki parti içi tek sesliliğin bitmesi. Bunun beni daha görünür yaptığını da düşünüyorum. En basiti, 1 ay önce Twitter’da 20 bin takipçim vardı, şimdi sayı 120 bine dayandı. Bulunduğum yerde takındığım tavrı, çok daha anlamlı buluyorum. AK Parti, üç seçim kazanmış başarılı bir partidir. Artık tam anlamıyla bir ‘kurumsallaşma’ gerekiyor, bu bir eksiklik. Halkçı söylemlerimize dönmemizi isteyenler var, ‘Ayaklar baş oldu’ gibi kin dolu açıklamalardan kaçmamızı istiyorlar. Ben bunun için buradayım. Neden istifa edeyim?” 

<p>Irak kuzeyinde başlatılan Pençe-Şimşek ve Pençe-Yıldırım operasyonlarında PKK terör örgütüne ait

PKK terör örgütünün inlerine girildi

Mudanya Yat Limanı deniz salyasıyla kaplandı

Zeytinburnu'nda 5 katlı boş bina çöktü

Kuşadası Kadı Kalesi kazılarında insan iskeletleri bulundu