• $8,725
  • €10,4022
  • 500.155
  • 1414.15
06 Mart 2021 Cumartesi 07:00 | Son Güncelleme:

Varis genetik bir hastalık

Varis genetik bir hastalık
MERVE YILMAZ ORUÇ / merve.oruc@aksam.com.tr

Varisin genetik bir hastalık olabileceğini vurgulayan ve mutlaka tedavi edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Semih Barlas, "Anne babasında varis olmayan bireylerin bacaklarında varis oluşma oranı yüzde 20 civarında. Ancak hem anne hem de babada var ise çocuklarında yüzde 90 oranında aynı sorun ortaya çıkıyor." diyor.

Bacaklarda spagetti makarna görünümlü kalın damarlar, çirkin bir görüntü oluşturmasının yanında insan sağlığını da tehdit ediyor. Bu kalın damarlara varis deniliyor. Daha çok kadınlarda ortaya çıksa da erkeklerde de görülme sıklığı azımsanmayak kadar çok. Üstelik her yaş grubunda çıkabiliyor. Varisin birçok nedeni olmakla beraber hareketsizlik bunların başında geliyor. Pandemi nedeniyle bir yıldır yaşamını evde geçirenler için de tehlike çanları çalıyor. Hareketsiz yaşamla beraber kilo da büyük problem. Bu konuda uyarılarda bulunan Kalp ve Damar Cerrahı Prof. Dr. Semih Barlas, sosyal mesafeyi koruyarak her gün kısa yürüyüşler yapılması ve kötü beslenmeden kaçınılması gerektiğini vurguluyor.

GENETİK BİR HASTALIK

Varislerin ne derece ileri seviyede olduğunun ultrason incelemesi ile ortaya çıktığını ve 'hafif', 'orta', 'ileri' diye sınıflandırıldığını aktaran Prof. Barlas; yaşam-çalışma koşullarımız, gebelik ve kullandığımız bazı ilaçların varise neden olduğunu dile getiriyor. Varisi 'önleyici' hiçbir yöntemin olmadığını belirten Prof. Barlas, "Sürekli topuklu ayakkabı, dar pantalon giymekten, uzun süreli güneş banyoları-sıcaktan kaçınmak; 'anneanne çorabı' diye bilinen eski varis çoraplarının yerine geliştirilen, kolay giyilebilen, bacağın havalanmasını bozmayan, estetik görünümlü 'kademeli basınçlı çorapları' kullanmak, sorunun karşımıza daha geç dönemde çıkmasını sağlayabilir." şeklinde konuşuyor. Prof. Barlas varisin genetik bir hastalık olduğunu da dile getirerek şunları aktardı: "Anne babasında varis olmayan bireylerin bacaklarında varis oluşma oranı yüzde 20 civarında. Ailede varis görüldüğü zaman bu oran artıyor. Ebeveynlerin sadece birinde varis sorunu varsa onların kız çocuklarında görülme oranı yüzde 60, erkek çocuklarında görülme oranı yüzde 20. Şayet hem anne hem de babada varsa çocuklarında yüzde 90 oranında aynı sorun ortaya çıkıyor."

HER YAŞTA GÖRÜLEBİLİR

Peki varisler hangi noktaya geldiğinde tedavi edilmeli ve edilmez ise sonucu ne olur? Sorumuzu şöyle cevaplıyor Prof. Barlas: "Bacaklarda 5 mm veya daha kalın kıvrıntılı damar belirginleşmeleri; sabahtan akşama doğru artan ve ayak tabanından bacağa yayılan ağrılar; diz altında özellikle bileklerde görülen bacak şişliği; bileğe yakın bölgede, kaşıntılı kızarıklıklar, kahverengiye çalan renk değişiklikleri, 2-3 ay geçmeyen yaralar gibi belirtilerden bir kaçı bile görünüyorsa mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Tedavi edilmez ise akciğere pıhtı atabilir ve yaşamsal risk oluşturabilir. Varis, kendi haline bırakıldığında, bacak damarlarında pıhtı oluşumuna zemin hazırlayabilir. Böylesine bir pıhtının ulaşacağı ilk hedef akciğerler."

Varis bir ileri yaş hastalığı değil çocukluktan yaşlılığa her dönemde görülebiliyor. 50 yaşın altındaki bireylerde varis görülme oranı yüzde 25, 60 yaşın üzerinde varis görülme oranı ise yüzde 46 civarında. Cinsiyet ayrımına baktığımızda ise kadınlarda daha fazla görülüyor. "Her 3 varisli bireyin 2'si kadın, 1'i erkek. 10 kadından 7'si varis sorunu yaşıyor." diyen Prof. Barlas neden kadınlarda daha fazla görüldüğünü şöyle anlatıyor: "Kadınlardaki hormonal oynamalar, geçirilen gebelikler ve yapılan doğumlar, doğum kontrol haplarının kullanılması, kadınlarda bu sorunun daha sık görülmesine yol açmakta. Hamilelik sırasında oluşan varislerin nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte bacakların üzerine binen basıncın artması ve hormonal etkilerin neden olduğu düşünülmekte."

DAMARIN KALINLIĞINA GÖRE YÖNTEM BELİRLENİR

Varis tedavisinde 2007'den sonra büyük ilerlemeler kaydedilmiş. Varisin durumuna göre birçok tedavi yönteminin olduğunu ve klasik yöntemlerin terkedildiğini belirten Prof. Barlas şunları aktardı: "Yüzeyel Köpük Skleroterapi (VFS): Bacaklardaki 1-4mm çapındaki kılcal damarların tedavisinde uygulanır. Çok ince iğnelerle damarların içine köpüklü bir ilaç verilerek damarlar ortadan kaldırılır. Anestezi gerektirmez. Yüzeyel Lazer Tedavileri: VFS'ye gerekli durumlarda, ek olarak uygulanır. 1mm çapındaki çok ince kılcallarda başarı sağlanır. Yeni jenerasyon bazı lazer cihazları kullanıldığında anestezi gerektirmez ve ağrısızdır. Ambulatuvar Flebektomi (AP): 5mm'den daha kalın, spagetti makarna görünümlü kalın damarlara uygulanır. Lokal anestezi altında, dikiş gerektirmeyen, 1mm'lik kesiler içinden, söz konusu damarlar çıkartılır. Endovenöz Trunkal Ablasyon (EVTA) :Orta-ileri düzeyde venöz yetmezliğin bulunduğu durumlarda uygulanır. Lokal anestezi altında, damarın içine yerleştirilen bir kateter yardımı ile radyofrekans veya lazer enerjisi verilerek sorunlu damar büzüştürülür. Hasta günlük yaşantısına hemen dönebilir. Doppler Altında Kimyasal Ablasyon (DGS):Ultrason görüntüleme altında damarın içine köpük skleroterapi benzeri bir yöntemle büzücü ilaç sıkılır. Genelde EVTA işleminin tamamlayıcısı olarak, orta-ileri venöz yetmezlik durumlarında kullanılır. Yaklaşık beş dakikada uygulanır ve anestezi gerektirmez.

<p>İzmir'de HDP'nin İl Başkanlığı binası önünde çatışma çıktı. Polis bölgeye giriş çıkışları durdurd

HDP İzmir il binasında çatışma: Polis bölgeye giriş çıkışları durdurdu

İstanbul'da ''Yeditepe Huzur Uygulaması'' gerçekleştirildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, GDAÜ toplantısında konuşma yaptı

Anzer Yaylası'nda arıcıların bal mesaisi başladı