• $7,9663
  • €9,4418
  • 487.343
  • 1190.63
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54
17 Ekim 2020 Cumartesi 07:00 | Son Güncelleme:

Sinema aşkı pandemi korkusunu yendi

Sinema aşkı pandemi korkusunu yendi
- GÜLCAN TEZCAN / gulcantezcann@gmail.com

Pandemi kaygısının hayatı kesintiye uğratmasına izin vermeyen sinemacı aile Abdulhamit ve Yeşim Tonbaz Güler, Hassan bin Sabit Sinema Akademisi ile Anadolu'nun 5 şehrinde gençlere sinema eğitimi verdi.

Pandeminin kültür sanat hayatına olumsuz etkilerini dile getiren çokça haber yaptık, yapıldı. Ancak hayatımızı kökünden değiştiren bu salgının tüm olumsuzluğuna rağmen bütün riskleri göze alıp sanatıyla var olmaya devam edenler de vardı. Sinemacı bir aile olan yönetmen Abdulhamit ve Yeşim Tonbaz Güler pandemi süreci devam ederken bir çılgınlık yapıp Anadolu’nun 5 şehrinde Hassan bin Sabit Sinema Akademisi ile gençlere sinema eğitimleri verdi. Pandemi günlerinde hem ikinci çocuğunu kucağına alan, hem ikinci filmine imza atan Yeşim Tonbaz Güler ve gümbür gümbür bir sinemacı kuşağı yetiştiren Abdulhamit Güler ile herkesin burnunu dışarı uzatmaya korktuğu günlerde nasıl bir motivasyonla sinema yolculuklarını sürdürebildiklerini konuştuk. 

FİLM ÇEKMEK SONSUZ BİR TECRÜBE ALANI

Yeşim Tonbaz Güler-Yönetmen

Sizi film yapmaya iten duygu nedir?

Filmler, izleye izleye büyüdüğümüz ve her izlediğimizde zihnimizi ve ruhumuzu şekillendiren şeyler. Zaman içerisinde sinemanın gücünü fark etmek; film izledikten sonra bir yönetmenin ayakkabılarını giyip yürümek bir süre, aklında izlediğin filmden karelerle, belki sadece bir ânı ile günlerce dolaşmak müthiş bir duygu. Yani bir hikâyeden yola çıkarak bir duyguda buluşabilmek hissi. Sinema bu gücü hali hazırda elinde tuttuğu görsel ve işitsel materyalleri zamana yayarak sunabilmesinin dışında, sanatsal anlatı için de oldukça uygun bir zemin olmasından alıyor. Bu yüzden, kişisel bir iç döküm sahası olarak tercih ettim bu alanı, sanatın ruhu ifade etmeye ve ruha ulaşmaya en mümkün, kişiselleştirilebilir araç olduğunu da idrak ederek. Bir çengel atmak izleyicinin zihnine ve onu bir süre peşinden götürmek, bir filmden beklediğim ilk büyük eylem.

Kamera arkasında ilk tecrübeniz Askıda idi. Neler deneyimlediniz bu ilk ile?

Öncesinde TV için çektiğim belgeseller, senaryosuna ya da sanat yönetimine katkıda bulunduğum yapımlar vardı. Fakat senaryo ve yönetmenliğini üstlendiğim bir yapım olarak Askıda benim ilkim. Sinema kolektif bir üretim sahası ve bu ortaya çıkan eserin zenginleşmesi için çok büyük bir imkân oluyor. Sürece dahil olan her isim esere kendinden bir parça katıyor. Aynı zamanda sonsuz bir tecrübe alanı. Bu yüzden öğrencilerime de hep söylediğim şey, filmlerin bitmesi, bitmeyen bir üretme isteğini sırtınıza yüklüyor. Her tecrübe yenisini ve daha iyisini anlatma dürtüsüyle karşılıyor sizi. Neler yapabileceğinizi, kimlere nasıl ulaşabileceğinizi gördükçe daha düzgün cümleler kurmak daha doğru ve daha çok ulaşmak istiyorsunuz. Askıda ile ‘bence mülteci olmak...’ diye başlayan bir cümleyi göstermenin bir yolunu bulmuş oldum. Günlerce konuşacağım bir meseleyi beş dakikada muhatabımın önüne koyabilmenin imkânını tattım. Bu çok kıymetliydi benim için.

Diğer taraftan, mesleki bir tercih olarak sinema alanına dair de festival süreçlerini tecrübe etmemde bir ilkti Askıda. Başka memleketlerde filmimle varlık göstermek, başka memleketlerin filmlerini onların festival deneyimleri çerçevesinde deneyimlemek de son derece kıymetliydi kendi adıma.

İkinci kısa filminiz de bir insan hikâyesi… Siz nasıl tarif ediyorsunuz Münhasır’ı?

Münhasır benim biriciklik anlatım. Yine kıymetlim, sevip, sarıp kadife kutularda sakladığım benden bir ruh. Kişisel bir insanlık yorumlamam. Münhasır bir insanın ‘ne’ liği üzerine kafa yormak diyebilirim. Daha genel bir mesele yani, her insanın biriciklik sorgulaması. Şairin ‘Bir ben ölmeyinen ordu bozulmaz.’ dediği o büyük resimdeki konum alışımızın, ben olmasaydım da eksik kalırdı, benim boşluğumu da kimse dolduramaz vurgusu. Öyle olmasaydı neden varım? Neden bunca özellik, bana has? Geldik, gidiyoruz, bazen sadece sayılarla ifade ediliyoruz ve bu çok incitici. Yaratılıştaki o murâdı, kişisel tarihimizde doldurduğumuz o büyük boşluğu görme çabası diyebilirim Münhasır için.

Münhasır için planınız neydi pandemi bu süreci nasıl etkiledi?

Münhasır’ı kafamda kurmaya başlamam ile film olma süreci arasında iki yıl ve iki büyük destek var. İlki, dostum Ekrem Aydın’ın hikâyeme inanıp yüreklendirmesi ve yapımcılığını da üstlenerek ete kemiğe bürünmesinde önemli bir rol almasıdır. İkincisi ise Kültür Bakanlığı desteği. Film çekilene kadar tek odak noktası, kafamda çektiğim, yalnızca benim izleyebildiğim bu anlatıyı benim gördüğüm ve beni etkilediği hâli ile peliküle dökebilme kaygısı oluyor. Hamdolsun, ortaya çıkan film bu kaygıları geride bıraktı. Her filmin bir kaderi var. Pandemi bir miktar olumsuz etkiledi bizi. Film gösteriminde önceliğimiz olan festivaller ertelendi yahut iptal edildi. Münhasır’ın ilk senesi bir miktar ‘askıda’ geçmiş oldu ama yeni normal ile birlikte gecikmeli de olsa festival yolculuğumuza başladık.

Pandemi döneminde bebeğiniz oldu ama ne sinemayı ne de eğitimleri bırakmadınız. Bu durum anne olarak sizin hayatınızı nasıl etkiledi?

Evet, pandemi bize yeni bir can ile yaşamayı bırakamayacağımızı söyleyerek uğramış oldu bir anlamda. Karantinada adeta akvaryumda yetiştirdik onu. Fakat bu işin bir nihayeti olmalıydı, o da önce psikolojik bağışıklıkla mümkün görünüyordu. Madem yaşamayı bırakmıyorduk, sinemayı bırakmak da olmazdı. Karantinada bebek büyütmek, tek kaçış noktasının filmler olduğu bir ev ortamı sağladı bize. Tüm günü bebek bakarak geçirirken, filmler izleyerek yorgunluk attığımız bir rutine dönüştü. Bu da bir sinemacı için doğal bir beslenme alanı demek. Hayattan kopuyor ama hayatı düşünmekten kopamıyorsunuz sinemayla.

Eşiniz de sizin gibi yönetmen. Aile boyu sinemacı olmanın avantajları ve dezavantajları neler?

Bu kesinlikle şahane bir şey. Ekürisi olmaya gönüllü olacağınız bir sinema bakışına sahipse eşiniz ve siz de sinemacıysanız, başka ne istersiniz. Filmleri didikleyerek izlerken yanınızda size yol haritaları veren biri olabilmesi güzel şey. Hele üretirken kendisine danışacağınız, güvendiğiniz bir bakış olması büyük konfor. Aynı ya da farklı projelerde eserler ortaya koyarken çıkmaz sokaklar için en gerekli adres. Tüm samimiyetiyle, sana inanarak ve senin ne istediğini bilerek yorum yapan, gerektiğinde tutan, sarsan, çoğu zaman dürten bir motivasyon kaynağı. Zor tarafı da var tabi. Aile olarak bu alanda varlık göstermek zaman zaman özerk birer yönetmen olduğumuz gerçeğinin unutulmasına, ayrılmaz ikili gibi görünmeye de sebep olabiliyor. Bunu anlamakta da zorlanıyorum. 

GENÇLERE SİNEMA İLE İLGİLİ İSTİKAMET GÖSTERİYORUZ

Abdulhamit Güler - Yönetmen

Sinema hayatınızın neresinde duruyor? Siz sinemanın neresindesiniz?

Sinema konuşmadığım, düşünmediğim, dert etmediğim, yazmadığım günüm yok. Film seti olmadan yaşamayı tahayyül edemiyorum artık. Uzun metraj filmimi çekmek için çabalarım sürüyor. Yakında güzel haberler duyururuz inşaAllah... Sinema benim için üretmek, yani insanlığa bir fayda sağlamak, demek. Sinemanın neresinde olduğumu tarih belirleyecek. Dünyanın her köşesinden, çeşit çeşit filmler izliyorum ve hepsinde kendimi bulabiliyorum. Bu açıdan bakınca sinema sayesinde dünyadaki herkes ile ve daha da önemlisi kendimle konuşabiliyorum.

Pandemi sanat hayatını sekteye uğratmışken siz Hasan B. Sabit Sinema Akademisi ile risk alıp Anadolu’da gençlerle sinema eğitimlerine devam ettiniz. Zor olmadı mı?

En başta virüse maruz kalma endişesi vardı elbet. Bize bir şey yapmayacak olsa bile taşıyıcı olma fikri çok ciddi sıkıntı oluşturdu. Bunun için önlemleri sıkı tutmaya çalıştık.

Bu sürecin kısa olmayacağı belliydi. O halde neyi, neden erteleyecektik? Pandemi ortamı ve getirdiği ‘yeni normal’ manzarası artık geleceğimizin de bir parçası. Bu ortamda da var olabilmeyi tecrübe etmeliydik.

İstanbul atölyesini yapabilmek yine bir nebze kolaydı. Fakat Anadolu’da 5 şehirde yoğunlaştırılmış birer haftalık atölyeler yapmak biraz çılgınca oldu, kabul ediyorum. Anadolu, sinema atölyesi konusunda ciddi bir mahrumiyet yaşıyor.

Sinemaya giriş babında bile olsa İstanbul’dan, sektörden yanlarına gidecek kişileri bekliyorlar. Bu tablo ortadayken gitmemek kolaycılık olurdu. Önlemleri üst seviyede tuttuk ve çok şükür sıkıntı yaşamadık.

Atölyeye gelenlerin de endişeleri ve soru işaretleri vardı. Organizasyondaki samimiyet ve oluşan düşünsel ve duygusal ortam sayesinde, her atölye sona ererken yaşanan duygu “bitmesin” oldu. HBS Sinema Akademisi’ni istikrarla devam ettirdikleri için de Siyer Vakfı’na teşekkür etmek istiyorum.

Eğitim ve pratiğin bir arada olduğu eğitimlerde öğrencilerle ilgili gözlemleriniz neler?

En başta belirtmek isterim ki, nasıl bir eğitim modeli uygularsanız uygulayın sinemacı olmak için yetmez. Adına yetenek dediğimiz şey yoksa sadece operatör yetiştirmiş olursunuz. Bu açıdan her atölyenin başarı oranını gerçekçi seviyede tutuyoruz. Teoriyi ihmal etmiyoruz, uygulama ağırlıklı gidiyoruz. Set kurmanın önemini her atölyede yeniden görüyoruz. Sinemacı olmak isteyen gençlerin teknik eğitimden çok istikamet oluşturup bakış açısı sağlayacak, bu anlamda temel atabilecek kişilere ihtiyaçları var. En net gözlemim bu. Atölyelerimizin yol haritası da zaten bu hedef üzere idi.

Atölye filmlerinden beklediğimiz tek şey ileriye dair umut vermesi. Ayrıca “kademe” uygulamamızın altını çizmek isterim. Atölyeye katılanları ilk kademe eğitim sonrası dönüp gitmiyor. İkinci kademe eğitime katılıyor. Ki, aylarca süren okuma, yazma, izleme ve set çalışmalarını kapsıyor. Bu sayede ekip olmayı başarabilen 30 sinemacımız var şu an. Her yıl bu kadroya 10-15 kişi ekleniyor. Ve orta vadede onlarca sinemacının havuzu, uzun vadede ise bir sinema ortamı, hatta geleneğindeki bahsedebiliriz.

<p>Azerbaycan ordusu, işgalci Ermenistan'a karşı topraklarını kurtarmak için başlattığı operasyonlar

Azerbaycan ordusu kontrol edilen alanları daha da genişletti

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

İstanbul'daki sis havadan görüntülendi