• $8,2484
  • €10,0318
  • 485.502
  • 1441.33
09 Mayıs 2020 Cumartesi 08:01 | Son Güncelleme:

Şehir insanla güzel, velev ki o hain biz olalım…

Şehir insanla güzel, velev ki o hain biz olalım…
- ZEYNEP TÜRKOĞLU / zeynoturkoglu@gmail.com

Salgının yayılımını engellemek için bir süredir hafta sonları sokağa çıkma yasağı uygulanıyor pek çok şehirde. Polisler, çöpçüler, yardım görevlileri ve gazeteciler dışında herkes evlerinde. İstanbul da bu vesileyle en sessiz günlerini yaşıyor. Peki bu sessizlik ve yalnızlık, şehrin kaosuna, karmaşasına, stresine ve gürültüsüne alışkın olana ne hissettirir? Zeynep Türkoğlu Akşam Cumartesi için kaleme aldı.

Merak insanın hem meziyeti hem illeti galiba. İnsanı tehlikeye de, aynı anda kurtuluşa da başka hiçbir şey bu kadar iyi ortalayıp atamaz. İtiraf vaktidir! Dürüst olayım arkadaşlar, mesele sadece müdürümün bana verdiği “Yazı yaaaaaz!” emrini karşılamak değildi. Onu havada karada türlü şekilde yaparız ayıptır söylemesi. Evelallah! Ama “Gel, şu korona günlerinin sokağa çıkma yasaklı olanlarında İstanbul’u fotoğraflayalım, yazısını yazalım.” deyince gazeteye iş istemekten başka bir şey yapmış oldu Gülcan Tezcan. Onda kat be kat irisi var olan, içimdeki merak devinin dişine kürdan soktu. Sosyal mesafeyi yasaklı günlerin ertesinde delik deşik etse de, necip milletimin, stokladıkları kola-çekirdek, ekmek mayası, cips, çikolata, şekerleme, gibi nice hayati gıdanın löp löp et, top top yağ olarak vücuduna yerleştiği saatlerde... İn-cin top oynarken, meydanlar kedilere ve güvercinlere, sokaklar köpeklere, denizler martılara, yunuslara kalmışken… Biz, elimizde makine, sıkışık günlerde bir km’yi bir saatte kat edebildiğimiz bu şehirde o meydan senin, bu kıyı benim dolaşacağız! Teklif inanılmaz derecede cazip. Zira üst üste yaşamaktan yavaş yavaş ünlü ozan ve düşünür Yıldız Tilbe kafasına yaklaşmışız. “Hepinizden nefret ediyorum ama tek başımayken canım sıkılıyor.” O yüzden (çirkin mimari en başta gelir ama bu yazının konusu o değil…) kalabalığımızla, gürültümüzle, çer-çöpümüzle, isimizle, pasımızla, kavgamızla, küfrümüzle, kat kat, perde üstüne perde atarak kararttığımız bu şehri ‘insansız hava sahası’ yaşanırken teneffüs etmek, bulunmaz bir fırsat. Düşünsenize, sayım günlerinde bile yok sokağa çıkma yasağı (Allah da vermesin zaten).

Giyindik modern zaman zırhımızı (maskeler). Kuşandık alet edevatımızı (makine, kalem, not defteri). Çıktık yola… Eyüpsultan, Çapa, Bakırköy, Eminönü, Karaköy, Beşiktaş, Barbaros Bulvarı, Ortaköy, Taksim, Galatasaray, Okmeydanı ve yine Eyüpsultan…

ŞEHRİN YALNIZLARI: İŞÇİLER, MEMURLAR…

Meydanlar, yollar, caddeler sadece kimlik kontrolü yapan polislerin oyun bahçesi. Hayvanlarla arkadaşlık ediyor, besliyorlar. Birbirimize kolay gelsinler, iyi nöbetler diye diye buluşup ayrılıyoruz. Bir de çöpçüler var tabii… Eminönü’nde karşılaştıklarımızla konuştuk biraz. Çok akıllıyım ya, dertleşeceğim ya! Sorduk hemen: “Ay nasıl rahatlamışsınızdır! O kadar kalabalığın işi de çok, şimdi daha iyi değil mi?” cevap vermedi, tokat attı abi; “ Olur mu ya? Çalışmadan zaman bile geçmiyor. Şurada insanlar olur, biz süpürürüz, biri gelir adres sorar, bir şey olur… Bir an evvel düzelsin inşallah her şey.”

GAYR-I RESMÎ VAK’ANÜVİS…

Hani şu kulağa güzel gelen cümleler vardır ya, tarihe not düşmek, tarihe tanıklık etmek, günü kayda geçirmek diye… Artistik kullanımlarımızı bırakın bir kenara, gerçekten çok önemli bir işi yapar tarihe not düşen, yarına bugünün resmini, tecrübesini aktaran kişi. Fakat insanın zannettiği kadar eğlenceli ve havalı bir iş olmayabiliyor bu. Daha açık ve net söyleyeyim; Ben zannetmiştim ki, insan, şehirle arama mani koyan, şehri görmeme engel olan bir varlıktır. Şehrin üstünü kapatır, köreltir, kirletir, gürültüye boğar, yorar… Bunlar tümden yalan değil, var böyle bir şey. Mesela İstiklâl’de yürürken, önce Galatasaray’a sonra Tünel’e doğru inerken, insan seli içinde göremediğim dükkânları, binaları da gördüm. Ki bu dükkânlar aslında zincir firmaların görgüsüz büyüklükleri ile istila ettikleri caddede hem var, hem yok, ancak bilenin uğradığı yorgun savaşçılardır… Sonuçta onlarla tanışma veya yıllar sonra karşılaşma imkânı bulmak da hoştu. Veyahut Eyüpsultan’da ‘kabir ziyaret ediyoruz’ diye bir sahabenin istirahatgâhında gürültü-patırtı, itiş-kakış edilmesinin son bulması, bu sükunet, belki bir yönüyle iyiydi.

Ama öte yandan, ben yanılmışım! Büyük yanılmışım! Çok büyük! Bütün ettiğimiz zulümle beraber şehir, ancak insanla güzel. Doğrusu çok hakkına girdik hem tabiatın, hem tarihin. Suçumuz büyük. Bu ayrı dava. Desem ki ders aldık, alıyoruz, bundan sonra yanlışı düzeltip doğrusunu yapacağız, ona ben de çok inanamıyorum. Gerçekçi değil. Ama bütün suçumuza, günahımıza rağmen, şehrin boynu bükük, bizsizlikten… Büyük bir heyecan, merak ve sevinçle çıktığım şehir turundan, tadı tuzu kaçmış döndüm eve. Elbette pişman değilim, sonuçta tarihe not düştük.

GEVEZE KEDİLER, SOKULGAN KÖPEKLER, ÜRKEK GÜVERCİNLER, BAŞINA BUYRUK YUNUSLAR, SESSİZ MARTILAR…

Arkadaş günümüzü verdik, niye çıkmıyorsunuz ortaya! Çıkmadılar. Sen isteyince değil, ben isteyince dedi yunuslar. Eh, ne yapalım… Neyse biz röportaj yaptıklarımızdan haber verelim. Evet, evet kaydı açsak bildiğiniz röportaj olacaktı. Kediler bilhassa dile gelmiş. Anlatıyor da anlatıyorlar. Neredesiniz, çıkın artık mı diyorlar, sizi özledik mi diyorlar, yoksa gene aynı hoyratlıkta mı kullanacaksınız buraları diye soruyorlar… bilemedim. Fakat sırnaşa sırnaşa, konuşa konuşa bîhal oldular.

Bir gün hatırlıyorum hayal meyal uzakta

Bir gün hatırlıyorum sen ve ben İstanbul’da

Merhaba derken İstanbul, bir vapur çığlığında…

Kayahan’ın şarkısında bahsettiği o vapur çığlığı da yok tabii ki bugünlerde İstanbul’da. Ortaköy’de deniz kenarında geçirdiğimiz zaman, belki yine de en sakin ve huzurlu olduğum andı. Boğaziçi gemi trafiğine kapanınca suyun rengi, yüzü aydınlanmıştı sanki. Yüzeyde bir miktar çer-çöp olsa da derinlerde canlılığı fark etmek muazzam. Asıl etkileyici olansa, uzakta, Sarayburnu ile Salacak arasında, yağmur ertesi bir havada birkaç gri bulutun içinden ancak siluetini gösteren Kızkulesi… İki yaka arasında, denizin ortasında bir masal perisi. Sanırsınız bir zaman tüneli sizi 16. yüzyıla atmış. Gün boyu uğrayan nadir mutlu anlardan biri… Bu fırsatı verdiğin için teşekkür ederim Ortaköy sahili. Sana da sırtımı dönmüş gibi oldum ama, kusura bakma artık…

<p>Başkan Recep Tayyip Erdoğan cuma namazı çıkışında gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtl

Başkan Erdoğan'dan Mısır açıklaması: Yeni bir süreç başladı

Ankara'da barajlardaki su miktarı bir ayda yüzde yüz arttı

Çin'in kontrolden çıkan roketi ilk kez görüntülendi

Pençe-Yıldırım operasyonunda PKK'ya ait mühimmat ve yaşam malzemeleri ele geçirildi