• $8,058
  • €9,6752
  • 460.376
  • 1408.14
27 Mart 2021 Cumartesi 07:00 | Son Güncelleme:

‘Kurgu, dipsiz kuyudan temiz su çıkarmaya benzer'

‘Kurgu, dipsiz kuyudan temiz su çıkarmaya benzer'
- YELİZ COŞKUN / yeliz.coskun@aksam.com.tr

Yazar İbrahim Karahan, 1900'lü yıllarda devletin kaçakçılar, mafya ve tetikçilerle verdiği mücadelenin karakterleriyle yolculuğu başlatıyor. Okuru, Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinin İstanbul'una götürüyor. Karahan, “Roman yazmayı, bir kuyudan su çıkarmaya benzetiyorum” diyor.

Hasan Sabbah'ın Fedaileri, Atilla, İhtilal Yetimleri, Sarı Gelin/Doğudan Battı Güneş, Erica Ana ve Çınarın Doğuşu adlı eserlerinin sahibi Gazeteci-Yazar İbrahim Karahan, şimdi Kölenin Büyük Aşkı: Nilüfer ile okurlarının huzurunda... Karahan ile 2.5 yılda tamamladığı yeni kitabını konuştuk...

Yazmak size ne hissettiriyor?

Roman yazarlığı gerçeklere sadık kalarak bir kurgu oluşturarak insanlara heyecan dolu anlar yaşatmak anlamına da gelmektedir. Zira, 30 yıldır hayatımızı yazarak geçiriyoruz. Görev yaptığım gazeteler için haber, röportaj derken romanlarla yazı hayatımı sürdürüyorum. Her daim diri, dinç, dikkat çekici olmak zorundasınız. İnsanların eline aldığı eseri ilk sayfasını okur okumaz elinden bırakmaması için... Bu yüzden ben yazarlığı daha doğrusu roman yazarlığını kör karanlık bir kuyudan su çıkarmaya benzetiyorum. Dibini görmediğiniz kuyudan çıkardığınız su berrak, tertemiz, gümüş renginde ise emeğinizin karşılığını alıyorsunuz, beklentileriniz karşılandığı için sevinç kuşanıyorsunuz. İnsanlar doya doya, kana kana içiyor... Siz de içmiş gibi oluyorsunuz. Roman yazarlığı tiyatro sahnesinde zıt karakterleri başarıyla oynama yeteneği ve hayal gücü istiyor. Karakterleri içselleştireceksiniz. Bu karakter hanımefendi, beyefendi, katil, dolandırıcı, katil, despot, şizofren bile oluyor. Adeta yapımcı, senarist, oyuncu, kameraman, ışıkçı olarak birçok elbiseyi sırtlanıyorsunuz. Düşünebiliyor musunuz, ülkemizde ve güney sınırlarımızda Irak işgali ve Suriye iç savaşı ile birlikte kölelik sorunu hortlamış bulunuyor. Medyaya da yansıdı Irak'tan kaçırdığı küçük Ezidi kız çocuğunu Türkiye'ye getiren bir köle tüccarı yakalandı. Kızcağızı resmen parayla satın alıp getirmiş. Bunun gibi karakterler romanda yer alıyor ki, eserimizde de var.

ORTAÇAĞIN UTANÇ MANZARALARI

Kölenin büyük aşkı: Nilüfer'in konusundan bahsedebilir misiniz?

Okuyucularımızı Balkanlarda toprak kaybı, üç kıtada isyanlar, siyasi karışıklıklar ve ekonomik çöküntünün en ağır şekilde hissedildiği 1900'lü yıllara götürüyorum. Kuşkusuz kölelik sorunu emperyalist güçler olan ABD, İngiltere, İspanya, Portekiz, Danimarka ve Hollanda gibi ülkelerin birinci gündem maddesiydi. Bu ülkeler bu konuda utanç tabloları çizmişlerdir. Liberya, Kenya, Uganda gibi Afrika coğrafyasından gemilerin ışıksız, pis, rutubetli mahzenine tıkılan yüzlerce zavallı insan kıtalar arası uzun yolculuk neticesinde köle olarak taşındı. Kitabımızın ana karakterlerinden birisi Mısır'dan köle tüccarları tarafından kaçırılarak getirilen Muhlis adlı çocuk.

EVLATLIK MUHLİS'İN AŞK HİKAYESİ

Muhlis'i evlatlık edinen Munis Bey, Osmanlı bürokrasisini bilen İttihatçı bir silahşordur. Munis Bey, onu Anadolu yakasındaki konutuna getirerek, evin emektarı ve kahyası Seyit Efendi'ye eğitmesi için veriyor. Evin küçük hanımefendisi Nilüfer, serpildikçe güzelliği perçinleniyor. Ergenlik döneminde Muhsin'in Nilüfer'e olan aşkı derinleşiyor. Kölelikten evlatlığa uzanan yaşam çizgisi onun yüreğindeki aşk, sevgi ve ilgi görme duygusunu köreltmiyor. Romanın bir yüzünde bu duygular yaşanıyor, öteki yüzü ise kötülüğü yaşam sanatı haline getirmiş insanların hakim olduğu dünya yaşamaktadır. Kapitülasyonları alabildiğine kullanarak devleti sömüren Karaköy tüccarları, insanları iliklerine kadar sömüren Galata tefeci ve bankerleri... Bürokrasiye gücü yetmeyen bu insanlar Munis Bey'in kendilerine yönelik operasyonlarından rahatsızdır. Bu mücadele sırasında canları yanmış, kanları dahi akmıştır. Hedefteki Munis Bey'in, dört bir yanı bürokraside satın alınan memur, tefeci, tüccar, mafya, tetikçilerle kuşatılmıştır... Karakterler romanda aşk, sevgi, siyaset, ekonomi, kaçakçılık, cinayet, saldırı, gümrük kaçakçılığı ve daha nice aksiyonda sahne alıyor...Eser, okuyucuyu ilk sayfasından itibaren iç içe geçmiş olaylar, garip bağlantılar, grift ilişkiler, umulmadık birliktelikler ve neticelere adeta heyecan fırtınasıyla kuşatıyor. Aynı zamanda birçok bölümde 1900'lü yılların sosyal ve içtimai yaşamıyla ilgili örneklemelerde de yer alıyor.

MUNİS BEY'İN VATANPERVERLİK SINAVI

Tarih, aksiyon ve heyecan dolu kitapta, okur nelerle karşılaşacak?

100-130 yıl öncesinin mor sümbüllerin camlardan aşağı sarktığı, söğüt, çam, akasya, meyve ağaçlarının tepeleri süslediği, vapurların ördek gibi köşk, saray ve yalıların önünde salındığı İstanbul'una yolculuk yapıyoruz. Eser, genç, atik ve tecrübesiz İttihatçı kadrolarla birlikte maceralara sürüklenen devletin siyasi, iktisadi ve sosyal durumu ile ilgili olarak karakterler üzerinden görüntü veriyor. Munis Bey, adeta kendi yamasını dikemeyen terzi gibi davranmaktadır. Ülkesinin menfaatlerini korumak için cansiperane çalışmaktadır. Munis Bey'den intikam almak için adeta sıraya giren en tehlikeli ve merhametsiz tefeci ve tüccarların izini Küçükpazar, Balat, Fener'in loş ve dar sokaklarında buluyoruz. Munis Bey'e ve devlete ihanet eden satılık memurlar ve devletin başına bela olan çocukları en kanlı sahnelerde rollerini oynuyor.. Kuşkusuz dramatik sahnelerdeki yükselen alevlerin üzerine su serpilmesi beklenirken aşk ve tutkuyla dolu karakterler gözyaşıyla adeta benzin döküyor. Yükselen alevlerin arasında köle ve evlatlık Muhsin görülüyor. Çünkü, sevdiği, biricik aşkı Nilüfer'in hayatı tehdit altındadır. Deli sevdalıların ne yapacağı hiçbir zaman tahmin edilemezmiş... Belki okurlarımız romanın bu karakterinin ve diğer karakterlerinin ne yapacaklarını tahmin etmeye çalışacak veya sonuna kadar sabırla bekleyecek...

NİLÜFER, MERHAMETİN VE KALBİN TEMSİLCİSİ

Eserin ismi neden Nilüfer?

Nilüfer, kökeni Farsça olan, uzun saplı, iri yapraklı, berrak, beyaz su yüzeyinde açan göz alıcı bir çiçek ismidir. Bir özelliği de bu çiçeğin su bitkisi olması. Durgun sularda, göllerde ve sulak yerlerde yetişiyor. Protein olarak çok güçlü bir çiçek. (Tıpkı roman karakteri Nilüfer gibi...) Nil Nehri'nin durgun sularında yetişen Nilüfer çiçeği, Mısırlıların mezarlarını da süslemektedir. Kalbi, sevgiyi, merhameti, bilgiyi temsil etmektedir.

Kitabı sosyal medyada yayınlıyorsunuz. Neden?

Kitap basılı olmasına rağmen belki Avrupa'yı, Asya'yı, Ortadoğu'yu hatta Kıbrıs'ı göremeyecek... Kitap delisi insanlar tabi ki kaliteli, emek ürünü eserlerden bilgi sahibi olabiliyor. Önceki eserlerimize yönelik dönüşlere baktığım vakit gerçekten huzur doluyorum. Eserlerimizi zahmet edip vakitlerini ayırıp okuyan insanların memnuniyeti huzurumuzu ve çalışma azmimizi katmerliyor. Bu sebeple kitabın basımını yapmadan önce sosyal medyadan paylaşmayı tercih ettim. Hem, pandemi sürecinde insanlarımızın her gün birazcık zamanını ayırarak romanı okuması bizleri sevindirmektedir. Moral, motivasyon, kendini iyi hissetme duygusu gibi güzelliklere vesile olmayı amaçlıyoruz Okurlarımız için şimdilik romanı safha safha olmak üzere; İbrahimkarahan.info, facebook, twitter, linkedin, wattpad gibi hemen her sosyal medya vasıtasıyla Pazar günleri hariç yayımlıyoruz.

Peki ne zaman basılacak?

Okurlarımızın görüş, düşünce ve beğenilerini her zaman önem veriyorum. Eleştirilerin başımız üstünde yeri var. Yenilenmemizi, gelişmemizi ve fikir, görüş, düşünce olarak zenginleşmemizi sağlıyor. Sosyal medya sürecinin tamamlanmasının akabinde kitabın basımını da gerçekleştireceğiz. Böylece diğer eserlerimiz gibi kütüphanelerin ve kitap marketlerin raflarında yerini alacak.

  • gazeteci
  • yazar
  • ibrahim karahan
  • kitap
<p>Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile görüşmesinde ger

Dendias provokasyon için mi geldi?

Milli Savunma Bakanlığı fotoğrafları paylaştı

''Baharın müjdecisi'' leylekler Bingöl'e renk kattı

Bozuk parayla öyle bir şey yaptı ki görenleri hayrete düşürdü