• $ 5,7442
  • € 6,3253
  • 276.526
  • 100237
Haber hattı
0530 708 54 54
Haber hattı
0530 708 54 54
Reklamı Kapat

Küçük acılar bizi büyük yaralar

Deniz Akçay Katıksız’ın ilk filmi ‘Köksüz’, Adana’da Altın Koza Film Festivali’nden Yılmaz Güney Ödülü’yle döndü. ‘Köksüz’ün başrolündeki Ahu Türkpençe de En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü Lale Başar ile paylaştı. ‘Köksüz’de güçlü oyunculuğuyla göz dolduran Ahu Türkpençe ile konuştuk…

SAYIM ÇINAR
[email protected]

Öncelikle sizi filmdeki performansınız için tebrik ederim. Canlandırdığınız Feride karakterinin ruh hali çok farklı ve zor bir oyunculuğu gerektiriyor. Bu rolü almanız, filmin ekibine katılmanız nasıl oldu?
Feride çok severek oynadığım bir karakter oldu. Onun üzerinden böyle tebrik almak çok güzel, teşekkür ederim. 2005’te ‘Şöhret’ adlı dizide oynuyordum. Deniz Akçay, bu dizinin yazarıydı. ‘Şöhret’ iki yıl sürdü, biz de bu sırada arkadaş olduk ve ara ara yaptığımız sohbetlerde anladık ki sinemayla ilgili fikirlerimiz neredeyse aynı… Bir yandan da Deniz’in dizi için yazdığı senaryoları okuduğumda sinema tadında pek çok sahne ve diyalogla karşılaşıyordum. Ve hep “Bu kız aslında sinema filmi yapsa ne iyi olur” düşüncesindeydim. Sonra bu fikir, o kadar fazlalaşmaya başladı ki bende, bir gün dayanamadım ve Deniz’e “Niye sinema değil? Neden sinema filmi yazmıyorsun?” diye mesaj attım. 

Teşvik için kışkırtma durumunuz söz konusu…
Aynen öyle ama sonraki konuşmalarımızdan öğrendim ki tam da ‘acaba sinema filmi yazsam mı’ çelişkisi içinde olduğu bir dönemde ben ona bu türden mesajlar göndermeye başlamışım. Yani çok doğru bir anda denk düşmüş kışkırtmalarım. Sonra bir gün Deniz geldi, bir hikâye yazacağını söyledi ve gitti. Bir süre sonra elinde senaryoyla geri geldi ve “Hadi oku” dedi. İlk sayfayı açtığım andaki heyecanımı anlatamam size. En başından beri çok özel bir şey çıkacağını biliyordum. Dolayısıyla çıkan sonuca şaşırmadım. Okudum, bitirdim ve “Ben varım” dedim.

KARAKTERLER AĞIR DEPRESYONDA

Filmin insanın dengesini bozan depresif bir tarafı var. Otobiyografik bir hikâye mi?
Bu bir kurmaca ama otobiyografik öğeleri de var. Karakterlerin hepsi ağır depresyonda çünkü hiç birinin çıkış yolu yok. 

Sinemada mekân seçimi önemli bir unsur. İstanbul ve çevresi filmlerimizde çok yoğun kullanılıyor. Ama bu film böyle bir klişenin dışına çıkarak İzmir’i mesken tutuyor. Çekim döneminde neler yaşadınız ?
Hikâye, aslında bir İzmir hikâyesi. Deniz’in burayı mesken seçmesindeki en büyük etken, otobiyografik dediği bölümle alakalı. Çünkü İzmirli ve orada yaşamış. Bu yüzden hikâyenin İzmir’de geçmesi çok tutarlı. 

Peki, Deniz Akçay nasıl bir yönetmen? 
Bu hikâyeyi iyi ki Deniz çekti çünkü bu kendi hikâyesi. Söylediğim gibi az da olsa otobiyografik tarafları var. Bu yüzden duygusunu en iyi o bilir. Hikâyeyi yazarken hayal ettiği dünyayı en iyi o canlandırabilir. Tabii ki çok iyi yönetmenlerimiz var. Başkaları da bu hikâyeyi çekebilirdi ama eminim o zaman ne dokusu ne de duygusu böyle olurdu. 

Film boyunca bitmeyen bir sendrom yaşayan pesimist bir anne var. Böyle bir anneyle baş etmek hakikaten çok zor. Onun aksine Feride işinde gücünde çok normal bir genç kız. Fakat filmde “Artık yeter” diyerek tabakları elinizden bıraktığınız bir sahne var ki seyirciyi çok tatmin ediyor…
Venedik’teki gösterimimizde alkış aldı o sahne. Demek ki seyirci o kadar dolmuş annenin bu tutumuna karşı… Filmde sevdiğim çok sahne var ve bu sahne de onlardan biri. Feride yine sessiz yine konuşmuyor ama tabakları yere atarak saatlerce konuşmaya bedel bir şey söylüyor aslında. 

Gerçek hayatta öfkenizi ne kadar kontrol ediyorsunuz. Feride ile Ahu arasında benzerlikler var mı?
Feride ile benim aramda bir benzerlik yok tabii ki ama oynamayı çok sevdiğim bir karakter, unutamayacağım bir rol oldu.

SENARYO İÇİMİ ACITTI ...

Bu rol için nasıl bir hazırlık yaptınız? 
Senaryoyu okuduğumda Feride’nin derdi ve acısı üzerine odaklanmaya çalıştım. Zaten daha okurken kalbim acıdı. Deniz senaryosunda Feride’nin acısını ve çıkmazını çok net hissettirmişti ve bu duygu çok rahat anlaşılıyordu. Bu yüzden ekstra bir çalışma yapmama gerek kalmadı. 

Feride gibi kişilikleri, gündelik hayatın içinde çok fazla görüyoruz. Keşke Türkiye’de böylesi kadın hikâyelerinde çıtayı yükseltsek de aynı şeylere sıkça rastlamasak. 
Çok doğru söylüyorsun. Aslında çok hoş olur. Çünkü filmdeki karakterlerin hiçbiri bizden uzak ya da bizden çok farklı değil. Biz birebir bunları yaşamıyor olsak da tanıdığımız birinin akrabası ya da bir yakınından duyuyoruz. Böylesi hayatlara hiç birimiz yabancı değiliz. Hikâyedeki bir güzel taraf da aslında aşılamayacak büyüklükte travmaların olmaması. Büyük büyük şeyler yok, küçük küçük kırıklıklar var. Gerçek hayatta da böyle değil midir? Hep küçük acılar, bizi çok büyük yaralar. 

GÜZELLİK ROLLE ÖRTÜŞMEMELİ

Sizin herkes tarafından onaylanmış duru bir güzelliğiniz var. Kendisini magazinden koruyan, oyunculuğuna odaklı yaşayan biri olarak güzellik kavramına nasıl bakıyorsunuz?
Bir erkeğin yakışıklı, bir kadının güzel bulunulması, o kişi için çok hoş iltifattır. Ama güzellik kavramına iş odaklı yaklaşacak olursam gerektiği kadar olması kâfidir. Bizim işimizde güzellik hikâyede bahsedilen kadının görüntüsüyle örtüşüyorsa anlamlıdır. Mesela taşralı bir kadının oynanması gerekiyorsa olduğundan daha güzel görünmekle ilgili bir kaygısı olmamalı insanın. Başak Köklükaya ile birlikte ‘Tek Başımıza’ adlı bir dizide oynamıştım. Orada taşralı bir kadını canlandırıyordum. Dayak yiyordu, çökmüştü, yaşlıydı ve çocuğu vardı. Yani böyle bir rolde insanın güzellikle ilgili bir kaygısı olamaz. Aksine mümkünse olduğundan daha da kötü görünmek için elimden geleni yaptım. Çünkü ana kaygımız kadının yaşadığı acı üzerineydi, güzelliği değil. Ama hikâyedeki kadının güzelliği ön plandaysa, daha havalı, daha bakımlı bir karakterden söz ediliyorsa ona göre bir görünüme bürünmeli. Kısaca göründüğün gibi olmak değil, gereken şeyi olmak marifet sanırım oyunculukta.

Oyunculuktan önce neler yaptınız? Başka işlerde çalıştınız mı hiç?
Oyunculuğun dışında animatörlük de yaptım. Arkadaşlarımla birlikte animasyonlara gidiyorduk. Uzun bir süre öğretmenlik yaptım. 

Öğretmenlik derken, oyunculuk üzerine mi?
Yok hayır. Lise sonda başlamıştım. Üniversiteye hazırlanan benden yaşça küçük öğrencilere kimya, matematik, fizik, İngilizce derslerinde eğitim veriyordum. İlk üniversitemin üçüncü sınıfına kadar bu şekilde özel ders verdim. Sonra tiyatroya geçince zaten okul dışında bir yerde çalışmaya vakit kalmadı. 

Bir dönem ‘Vişne Bahçesi’ adlı oyunda rol aldığınızı biliyorum. Hangi karakteri oynamıştınız? 
Dunyaşa’yı oynamıştım. O zaman şimdikinden çok başka bir noktadaydım. Her şeyden önce yeni mezundum ve çok daha ‘ben’ odaklı düşünüyor ve olaylara çok yüzeysel bakıyordum. Dolayısıyla oyunda da kendi rolümden başka bir karakterle ilgilenmiyordum. Elbette karakterlerin birbirleri arasındaki bağı biliyordum ama bunu işleyemiyordum.  Oysa her hikâyede karakterler birbirlerini etkileyerek var ederler ve diğerleri olmadan oynadığınız karakter bir hiçtir aslında.

O zamandan bu güne oyunculuğunuzun geliştiğini düşünüyor musunuz?
Elbette. Yaptığım her iş bana ve oyunculuğuma çok şey kattı. Özellikle de Duru Tiyatro’da, Emre Kınay ile oynadığımız ‘Sondan Sonra’ adlı oyun. Emre ile aynı sahneyi paylaşmak benim için çok önemli. Çünkü sahnede karşındaki oyuncuya güven çok önemli.  Ona pas attığımda sorgusuz sualsiz bunu karşılayıp bana geri pas atabileceğini bildiğim, kendimi güvende hissettiğim bir oyuncu Emre. Ekip olma ruhu, sahneyi karşılıklı işleyip yükseltme hali, tüm bunlar bu oyunla içime daha da işledi. Şimdi ise yaptığım her işte Emre’nin bana yaşattığı konforu ve güveni ben de kendi ekip arkadaşlarıma yaşatma çabası içindeyim.

ALTIN PORTAKAL DİKKAT ETSİN, KOZA ONU YAKALADI!

Rol aldığınız film, Altın Koza’nın Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda iddialıydı… Bu festivale nasıl bakıyorsunuz?
İlk defa geliyorum; hep anlatılıyordu ama fırsat bulamıyordum. Bu sene filmimiz vesilesiyle iyi ki gelmişim. Burada olmak hele de ‘Köksüz’ filmiyle gelmiş olmak benim için çok önemli. Organizasyon çok güzel, çok genç ve harika bir ekip var. 

Diğer filmleri seyredebildiniz mi? 
Elimden geldiğince çok film seyretmeye çalıştım. Hani hep söylenir ya “Sadece bu organizasyonda olmak bile bir ödül” diye, sanki yalanmış gibi gelir insana, ama şimdi içinde olunca ne kadar gerçek olduğunu anladım. Burada diğer filmlerin ekipleriyle, çok beğendiğim yönetmenlerle, sevdiğim oyuncular ve arkadaşlarımla birlikte yan yana olmak bile yeterli. Her ekip ortaya çıkardığı eseri diğerleriyle paylaşıyor ve aslında hep birlikte birbirimize yeni şeyler katarak yükseliyoruz. 

Peki, Altın Koza, Altın Portakal’ı yakaladı mı sizce? 
Yakalamak ne kelime, bence Altın Portakal dikkat etsin Altın Koza onu geçebilir de…

YÖNETMENE TESLİM OLMAZSAN, YARIM YAMALAK OLUYOR FİLM

Sizce sinema ticari olarak kaybettiği başarıyı sanatsal anlamda tolere edebiliyor mu?
İnanın bilmiyorum. Keşke bilsem. Ben işin ticari tarafına hiç bakmıyorum. Ne de olsa oyuncuyum. Aklım bu yönde çalışmıyor. Bu yönde çalışmasını ister miydim onu da bilmiyorum. Ben daha çok şöyle bakıyorum: Senaryo nasıl, hikâye nasıl? Bu hikâyede anlatmak istediğim bir şey, bir duygu buluyor muyum? Buluyorsam o hikâyede olmak istiyorum.

‘Kaybedenler Kulübü’ filmini Türk sinemasının kült kategorisine sokabiliriz. Bu filmin sizin için de önemi büyük olmalı.
Gerçek anlamda kendimi çok şanslı görüyorum. Hep çok güzel insanlarla karşılaştım, hep çok güzel yapımlarda yer aldım. ‘Kaybedenler Kulübü’ benim çok sevdiğim, önemsediğim ve keşke bitmeseydi, çekimleri daha uzun sürseydi dediğim bir iş oldu. Orada çok akıllı, çok başka düşünen, çok samimi, duygularını korkmadan ortaya koyabilen bambaşka bir ekip vardı. Sette sadece oyuncular değil, tüm ekip senaryonun her cümlesini ezbere biliyordu. 

TANGODAN VAZGEÇMEM

Dans ediyormuşsunuz, tango nasıl gidiyor?
Daha yeni öğrenmeye başladım, çok eğlenceli. Dans ederken bu kadar çok eğlendiğim ama aynı zamanda da 
dinlendiğim başka bir dans türü yok. Sanırım tangodan hiç vazgeçmeyeceğim.

Son dakika haberleri, son dakika haber, son dakika gelişmeleri
Son dakika haberleri

<p>Olayın PKK´yla bağlantısı tespit edilmiş, Cumhuriyet Başsavcılığı olayı derinleştirilmişti. Yapıl

Pendik´te Orman Kundaklamaya Çalışan Hainin Kimliği Belli Oldu

İşsizlik maaşı için şart koşulan 120 günlük 'prim ödeyerek sürekli çalışma' maddesi değiştiriliyor

Türk Yıldızları'nın İstanbul'u selamlamasına "kokpit içi" bakış

Oğuz Boyu geleneğini Trabzon'da sürdürmeye çalışıyor