• $7,7674
  • €9,2208
  • 420.559
  • 1530.27
26 Temmuz 2014 Cumartesi 02:07 | Son Güncelleme:

Kenardan köşeden mutluluk çıkarmalı

Kenardan köşeden mutluluk çıkarmalı

Daha 8 yaşındayken oyunculuğa başlayan Serhan Arslan, ‘Hayat Bilgisi’ adlı dizideki ‘Kopil’ rolüyle tanındı. Şimdi ‘Max Maceraları Kahramanlar Takımı’ adlı yarışma programının sunuculuğunu üstlendi.

Çocukları çok seven Arslan, ‘muhatap olunabilecek en önemli kitle’ olduklarını düşünüyor. Deşarj olmak için yelken sporuyla ilgileniyor. Bir oyuncu için amatör ruhun korunması gerektiğini inanıyor ve “Hakikaten yaşadığımız hayat çok sınırlı. Hayatın kenarından, köşesinden mutluluk çıkarmak gerekiyor” diyor. 

EMİNE BIYIK
emine.biyik@aksam.com.tr
Fotoğraf: UYGAR TAYLAN

‘Max Maceraları Kahramanlar Takımı’ adlı programı anlatır mısınız?
Uzun zamandır içinde çocukların olduğu işler yapıyorum. Onlarla alakalı programlar sunuyorum. ‘Max Maceraları Kahramanlar Takımı’ da onlardan biri. Ama bu daha hızlı daha heyecanlı içinde birçok bölüm içeren bir program. Biliyorsunuz ki Algida ve Max’ın nosyonu, duruşu ülke üzerinde belli. Zaten hali hazırda önemli bir marka. Özellikle çocukların çok sevdiği bir marka. E bu markanın kahramanı da Max. Sinema ve reklam filmleri olsun çocukların gözünde önemli noktalara ulaşıyor. Mesela geçenlerde bir anne çocuğuna beni gösterdi. Çocuk da “Aslan Max’ın maceraları” dedi (gülüyor). Canlandırdığım onca rolden birinin ismini söylemedi yani.  

Çocuklarla olmak keyifli olduğu kadar yorucudur da…
Ben seviyorum. Çünkü muhatap olunabilecek en önemli kitle onlar. Aynı zamanda en saygı gösterilmesi gereken de… Hepimizden daha akıllı, hepimizden daha açık ve yine hepimizden daha dürüstler. Aslına bakarsanız çocuklar için bir şey yapıyorsanız, en zorlu seyirciye bir şey yapıyorsunuz demektir. Hiçbir zaman yaptığım işi birilerine seslenmek adına yapmadım. İyi bir şey yapıp köşeye çekildim. Kim alır, takdir ederse benim için mutluluk vericidir.    

ÇOCUKLARDAN DAHA YARAMAZIM

Çok sakin ve sabırlı gözüküyorsunuz. Çocukların öğrettiği bir şey belki bu…
Doğru, çocukların bana öğrettiği çok şey var. 10 seneye yakın çocuk programı yaptım. Bir de 7 seneye yakın annemle birlikte işlettiğimiz bir anaokulumuz vardı. İkisi de ayrı ayrı çok şey kattı. Ama genelde ‘çocukları eğitmeliyim’ değil de onların beni eğitmesi yönünde davranıyorum. Eğitme ters psikolojisiyle… Çocuklar ne kadar sesliyseler hep onlardan daha gürültülü oldum. Ne kadar yaramazlarsa ben daha yaramaz oldum. Küçük bir yeğenim var, adı Can.  Onun arkadaşı olduğumu düşünüyor. Dayı gibi değilim çünkü benim yaramazlıklarım ondan daha fazla. Yani baktım ki başka türlü dikkatlerini çekemeyeceğim, onlardan daha enerjik oldum. Tabii ki yoruyor ama o seviyeye çıktığınız zaman onlarla konuşmak çok eğlenceli oluyor. 

İŞİMDE YAŞLANDIM

Yeni projeler var mı?
Tabii ki var. Ama ben o iş olup bittikten sonra konuşulmasını tercih ediyorum. ‘Kendime İyi Bak’ diye bir film çektim. Yapılış aşamasında bile sosyal medyadan paylaşımlar yapmadım. Bitirip vizyonda izledikten sonra anlatmak tercihim oldu.  

Yaptığınız işleri bağıra bağıra söylemeyi sevmiyorsunuz sanırım?
Sonuçta aldığım hem aile hem de oyunculuk terbiyesi var. Dolayısıyla bu ikisi birleşince işi yapıp kenara çekilmek düşüyor. Zaten işi yapıp kenara çekilmek gibi bir hissiyatım olmasaydı, canlandırıldığım rollerle değil de Serhan Arslan ismiyle anılırdım. Yaptığım işin ön planda olması ve takdir görmesi ismimden daha öncelikli. Zaten olması gerekende bu diye düşünüyorum.    

İsminizle değil de cisminizle tanınıyor olmak bazen rahatsız etmiyor mu?
Hayır. Sokaktaki insanlar için benim ismim her zaman değişir. Bundan da hep çok büyük mutluluk duymuşumdur. Serhan Arslan olarak ünlü olmaktansa oynadığım rollerin isimleriyle anılmak benim için birer madalya gibi. ‘Kopil’, ‘Erdo’, ‘Gudik Hasan’, Gayıbettin. Şimdi de Aslan Max’taki adam oldum çocukların gözünde. 

‘Kendime İyi Bak’ filmine dönelim tekrar. Siz yazıp yönettiniz nasıl bir deneyimdi?
Reklam filmleri çekiyordum ama ‘Kendime İyi Bak’ uzun metrajlı bir filmdi. Başrollerde Aslı Tandoğan, Çağdaş Onur Öztürk ve Begüm Birgören vardı. Sinemalarda birkaç hafta vizyonda kaldı. Muhtemelen gelecek sene de televizyonda izleyeceğiz. Güzel tepkiler almıştı ve şu anda çok hoş geri dönüşler alıyorum. İlk film açısından değerlendirdiğimde insanlar çok olumlu tepkiler verdiler. Ağladıklarını falan söylüyorlar. Güzel hissiyatlar bunlar. Dolayısıyla yönetmenlikle alakalı bir şeyler yapmaya da başladığımı söyleyebilirim. Zaten daha önce eğitimini almıştım ve kısa kısa çalışmalarını yapmıştım. Ama böylesine büyük bir prodüksiyonu ilk defa geçtiğimiz yıl yaptım. Bu yılda 11 Nisan’dan itibaren vizyondaydı. Güzel bir maceraydı benim için.

Kaç yıldır bu işin içindesiniz?
İşimde yaşlandım; 24 senedir bu işi yapıyorum ve 32 yaşındayım. 

32 değil de 24 yaşında gibisiniz.
Öyle mi, çok naziksin. Sen kaç yaşındasın?
25... Güzel, hayırlı uğurlu olsun. 26 bence kadının en pik yaşı. Kendini tanıdığı, biçimlendiği ve kendini de biçimlendirdiği en optimum yaş 26. Öyle gözlemledim. Sonrası seyircinin takdiri (gülüyoruz).  

SEVDİĞİNİZ İŞİ YAPTIĞINIZI HATIRLATIYOR

Bir oyuncu için amatör ruhu korumanın önemli olduğunu söylemişsiniz. Neden bu kadar önemli?

Çünkü amatör ruhu korumazsanız esnaf oluyorsunuz da o yüzden. Amatör ruh; her zaman oyuncuyu diri ve ayakta tutan “Bu defa ne olacak acaba?” diye sorduran bir şey. Sevdiğiniz bir işi yaptığınızı hatırlatıyor. 

Hep böyle olumlu mu bakarsınız her şeye?
Hayatın kenarından, köşesinden mutluluk çıkarmak gerekiyor. Zaten asıl olan da bu olmalı. Hakikaten yaşadığımız hayat çok belirli ve sınırlı. Ömer Hayyam’ı ve onun rubailerini çok severim. ‘Şu anda konuştuğumuz cümlenin bitip bitmeyeceğini bilmediğimiz sonlu bir dünyada yaşıyoruz. O yüzden mutlu olmaya bakalım’ diye mealen öyle bir rubaisi var. Bu cümle 17 yaşından beri hayatımın mottosu. Her zaman mutluluk çıkarmaya çalışırım. Ve bu da beni hiç düşürmeyen bir unsur. Kolay değil çünkü hayatta mutlu olmaya çalışmak. 

Hiç sinirlenmez misiniz?
Bazen çok alevlenip parlayıp bir anda sönebiliyorum. Ama genel olarak sakinimdir. Genelde karşı cinsle olan argümanlarda hep karşı taraf kazanır. Çok halim olmuyor çünkü. Zor yani ekstra enerji sarf etmen gerekiyor. Enerjimi böyle bir şeye sarf etmektense başka şeyler yapmak en iyisi.

YELKEN SPORUNU SEVİYORUM

Ne yapmaktan keyif alırsınız?
Yelken sporuyla ilgileniyorum. Sanırım yelken ile alakalı bir projemiz de olacak. 

Kaç yıldır yapıyorsunuz?
5-6 yıl oldu. Beni bayağı mutlu diyor. Kaybolduğumu hissediyorum. Uzun süren yolculuklar yapma şansım oluyor. 4 gün falan sürüyor. O da çok eğlenceli. Peyderpey liman liman kalıyorsunuz. Bozcaada, Marmara Ada’sı ardından Çeşme’ye sonra da Bodrum’a iniyoruz. Sürekli bir yolda olma hali. Mesela kalkış saatleri çok ilginç oluyor. Saat 5’te falan kalkıyorsunuz, günü yüzde yüz yaşamak için. Saatler süren yolculuklar, kitap okumalar, sohbetler yepyeni şeyler keşfetmenize yol açıyor.Denizin iyi gelen bir tarafı var. Evet. Bizim gibi şehirde yaşayan insanların denizle daha haşır neşir olması gerektiğini düşünüyorum. Denizle ilişkimiz sadece karadan attığımız oltadan ibaret olmamalı diye düşünüyorum. Bunun için de deniz ulaşımı da var aslına bakarsanız. Keşke daha fazla farkında olsak. Öyle İstanbullular var ki hâlâ boğazı göremeyen.   

<p>24 Ekonomi Müdürü Sadi Özdemir, yeni haftada ulusal ve  uluslararası piyasaların nabzını ve tüm b

Altın ve dolarda nasıl bir seyir var?

Şans eseri ölümden dönen insanlar

ABD'nin Yunanistan'a hibe edeceği silahlar! İşte o liste

Adana'da yanan ormanlık alanlar tekrar ağaçlandırılmak üzere hazırlanıyor