• $8,754
  • €10,3906
  • 495.67
  • 1391.06
05 Haziran 2021 Cumartesi 07:00 | Son Güncelleme:

'İstanbul, sürprizlerini gören gözlere aşikâr eder'

'İstanbul, sürprizlerini gören gözlere aşikâr eder'
- ZEYNEP TÜRKOĞLU / zeynoturkoglu@gmail.com

"Yazıyorum hep 'İstanbul sürprizlerini gören gözlere aşikâr eder!' diyen gizem tarihçisi Erhan Altunay, "Şehir katman katman. Alakasız bir yerde bir taş görüyorsunuz, bir tane çömlek parçası buluyorsunuz. Bir anda çorap söküğü gibi bir şeyler geliyor." diyerek İstanbul'un okumayı bilene çok şey söylediğine dikkat çekiyor.

Selam ev sevgili okur. Bu hafta heybeye tatlı bir sohbet attık, onu getirdik ağız tadı ve göz aydınlığı, biraz da kafa karışıklığı olarak. Hep "iyidir kafa karışıklığı, adamı dinç ve genç tutar" dediler, ben pek emin olamıyorum ama kader! Nükleer enerji mühendisi, paganizm ve ezoterik öğretiler araştırmacısı –ki biz ona medya dilinde gizem tarihçisi diye bir isim vermişiz- Erhan Altunay ile buluşma zaten şaşkınlıksız, karmaşasız geçmezdi.

Bir kere şunu söyleyeyim ben Altunay'ın kitaplarının içeriğini, akıbetini gerçek sahibi olan size, yani okura bırakıyorum. İstanbul'un Pagan Çağı, İstanbul'un Latin Çağı, Gizemlerle Dolu Salgınlar Tarihi, Masalcı benim elimin altında bulunan Altunay imzalı kitaplar. Bu arada meraklılarının deliler gibi beklediği ikinci Masalcı da yoldaymış, haberini aldım. Ama ben bu söyleşide biraz onun tanımında zorlanılan işine baktım, oradan sordum. Çünkü şu tarih ve gizem meseleleri yan yana gelince tartışma da beraberinde sürükleniyor. Bir kere neden mühendislik ve sonra tarih? Sonra dışarıdan katkıya tarihçiliğin akademik dünyası nasıl bakıyor? Sonra tarihin gizemi dediğimiz şeylere belgeyle ışık tutunca gizem varlığını koruyor mu, puf diye sönüyor mu? Sünen gizem mi, tarih mi? Vallahi serbestçe sordum, çok da samimi cevaplar aldım. Tutun ucundan başlayalım...

İlgi alanı çeşitli insanla sohbetten korkarım, yolumu kaybederim diye. Misal, nükleer enerji mühendisiyle tarihin gizli-gizemli alanlarını konuşuyorum; neden?

Vallahi ben de bilmiyorum. Sonuçta çok eski bir merak aslında. Lisedeyken kesinlikle Latinceyi öğreneceğim dedim. Bir hocamız vardı, ondan rica ettim. Rica ettim diyorum da adamı devamlı hırpalayarak istedim, mutlaka Latince öğreneceğim diye.

Kusura bakmayın bu, çok normal öğrenci hareketi gibi gelmiyor, liselinin aklı havada olur, bana Latince öğret diye hoca hırpalamaz?

O ara çok merakım vardı Latinceye, Ortaçağ'a.

Madem liseden itibaren bu merak vardı neden tarih okumadınız da nükleer enerji okudunuz?

Çünkü kuantum fiziğini aşırı derecede seviyordum ve okuyabileceğim tek alan nükleer enerji mühendisliğiydi. Ne yapıp edip bunu öğreneceğim, ondan sonra yoluma devam ederim dedim. Ankara'da Hacettepe Üniversitesi'nde bir yandan fizik çalışıyordum bir yandan da kütüphaneye gidip eski ortaçağ Latincesi ile yazılmış kitapları, kronikleri filan okuyordum, yani ikisi bir arada gitti devamlı.

Peki nasıl tanımlıyorsunuz yaptığınız işi?

Yok böyle bir tanımım, araştırmacı-yazar diyorlar. Meşhur anektod vardır; nüfus sayımı yapılıyor. Sait Faik de Ada'da yaşıyor. Memur gelmiş, biri soruyor meslek nedir diye. Sait Faik yazar diyor. Soran memur yazan arkadaşına dikte ediyor; "Yaz, işsiz!" Biz de öyle, araştırıyoruz, yazıyoruz. Benim yaptığım tarihten çok tarihin gizli kalmış yerlerindeki vesikaları ortaya koymak. Eski kronikler ile bugünkü buluntuları bir araya getiriyoruz. Önce çok iyi bir kaynak araştırması yapıyoruz. Ondan sonra Selçuk'la (Eracun) özellikle şunu yapıyoruz, sabahtan akşama kadar İstanbul'da dolaşıyoruz. Yani şaka değil İstanbul'da dolaşıp taşlara bakıyoruz ama inanılmaz şeyler çıkıyor.

Samimi bir şey söyleyeyim mi? Özellikle İstanbul'la ilgili konuştuğumuzda sanki her bilgiye ulaşmış gibi... Bir yandan sizin yeni şeyler bulmanız şaşırtıcı geliyor.

Yani tabii aslında bana da şaşırtıcı şeylerin çıkmasını şaşırtıcı bulanlar şaşırtıcı geliyor! Şehir katman katman. Büyük bir Osmanlı iskânı var. Bir de şöyle düşünün, devamlı yangınlar, istilalar olmuş. Kot yükselmiş sürekli, şehrin diğer tarih katmanları aşağıda kalmış. E tabii büyük binalar yapılınca temeller oraya kadar inip tahrip etmiş ama tahrip olmayan kısımlardan, umulmadık yerlerden umulmadık şeyler çıkıyor. Yazıyorum hep "İstanbul sürprizlerini gören gözlere aşikâr eder!". Öyle bir huyu var. Alakasız bir yerde bir taş görüyorsunuz, bir tane çömlek parçası buluyorsunuz. Bir anda çorap söküğü gibi bir şeyler geliyor. Tabii gerekli yerlere bildiriyoruz hemen. Mesela Kalenderhane Camii'nde araştırma yaptık. Cami su alıyor facia bir şekilde. En son kubbeden taş da düştü cemaatin namaz kıldığı yere. İmam çok ilgilendi sağ olsun. Sayın Vali'ye ilettik o da ertesi gün yardımcısını gönderdi. Yani sürekli gezmek buna da yarıyor. Bir başka örneği de Ayasofya'dan vereyim. İçindeki resimlerin bazıları 19. yüzyılda Antoniadis tarafından belgelenmiş ama bazısı yok. Su akar deli bakar misali tek tek inceledik, kaydettik, yayınladık. Bilinmeyen veya kayda geçmemiş şeyleri de kazanıyoruz. Biraz bakmak, biraz tanımak, biraz da vakit geçirmek önemli.

Bu alanda sizin gibi çalışmış, ilham veren bir öncü bir model var mı?

Yok fazla aslında. Ama yabancılardan bir Josepf Campbell mitoloji konusunda hayatımı kurtarmıştır bile diyebilirim.

Tarihçi değilim diyorsunuz ama tarihin gizli kalmış taraflarına yönelmek de bir tarihçilik. Akademik çevre nasıl bakıyor bu alana ve bu alanda çalışanlara?

Bir akademisyen için akademinin dışından olan kişi "tu-kaka". Bu neden bunu yaptı diye bir mesafe konuluyor. Tabii sosyal ve görsel medyanın sayesinde kendimi ifade etme olanağı bulduğum için en azından tanıyıp saygı duymaya başlıyorlar. Tabii ki bir duvar var. Ama çok ciddi akademisyenlerle dostluğumuz oldu. Konuşmalarımız, beraber çalışmalarımız oldu, İstanbul hakkında özellikle. Bir kere diyalog kurduktan sonra çok iyi anlaşıyoruz. Ama o diyalogu kurana kadar 'bu adam kim?' sorusu ortada dolaşıyor. Bir de şöyle bir şey var mesela; çalışmalarınız görünür olunca mutlaka ortak bir zemine oturuyoruz. Mesela sağ olsun akademisyenlerimiz arasında bana göre Ortaçağ'da Türkiye'deki en önemli isim Prof. Dr. Pınar Ülgen, her dakika bir şey sorarım, konuşuruz, tartışırız. Diyalog oldukça çok güzel.

Akademi dışından tarih çalışmanın zorluğu sadece Türkiye'de mi var, yoksa dünyada da böyle mi?

Dünyanın genelinde böyle. Ama bir bakıma da haklılar. Mesela Göbeklitepe. Ben üç cilt paganizm yazdım. Türkiye'de ilk. Mircea Eliade gibi fenomenolojik yöntemi izleyerek yaptım, birkaç örnek dışında hiç yok diyebilirim. Çok sevgili rahmetli hocam Ömer Faruk Harman çok gayret etti ve destekledi. Göbeklitepe'ye ilk defa fenomenoloji yöntemiyle bakmak istedim. Ama şimdi akademide çanak, çömleksiz neolitik bağlamında inceleniyor sadece. Dinler tarihi bağlamında biraz daha eksik. Ama akademisyen de kendine göre haklı, şimdi böyle ortada dururken iki yana da bakıyorum. Diğer tarafta Göbeklitepe'yi uzaylılar yaptı diyen bir kitle var. Gün geçtikçe sayısı artıyor. Hiçbir bilimsel dayanağı olmayan, fantezi bağlamında uzaylılar yaptı diyen görüş var. Ben bu ikisinin arasında duruyorum, bu fantezilere yüze yüz karşıyım, onlar da bana karşı, akademi de bana karşı. Durumlar karışık. Ama bir dezenformasyon var.

Benim merak ettiğim şeylerden biri aslında şu. Bu bahsettiğiniz fantezileri üretenler yaydıkları şeye "bilgi" olarak samimi bir inanç duyuyorlar mı, yoksa pazarın gerektirdiğini mi yapıyorlar, yani bile isteye...

Şimdi pandemi çok özel koşullar yarattı. Bunlardan biri de evde oturup internette böyle konuları takip etmek. Bir takım arkadaşlar da "tık" derdine düştü. Dert o olunca ben de çıkar "Ayasofya'yı uzaylılar yaptı" diye söylerim. Ama bu da böyle bir iş değil. Fakat kiminin derdi sadece tık almak olunca, onların da peşine bazı moderatörler düşünce ortalık karmakarışık oldu.

İyi de sahih olanı nasıl ayrıştırıp alacağız?

Ayrıştıramayacağız. Kötü bir tarafa gidiyor. Ben (İstanbul'un Latin Çağı kitabını yazdığımız Selçuk Eracun da öyledir) yüzlerce kaynak tarıyorum. Bakın Latin çağı İstanbul'un tarihinde 57 yıl ama Tüm dünya tarihini ve İstanbul'un kaderini de değiştirdi bu dönem. Bizans'ı öyle güçsüz yaptı ki, çöktü. Kısa ama önemli bir dönem, arkasında da yüzlerce kaynak var. Biri çıkıyor, yok işte Selçuklular kuşatmıştı da bilmem ne. Yalan yanlış konuşulduğunda dezenformasyona uğruyor. Bizde ikinci bir sorun daha var. Özellikle 19. Yüzyıldan sonra pozitivizm çok ağır, keskin bir şekilde geliyor Türkiye'ye. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçerken çok daha doruğa çıkıyor. Bu anlayışla akademi belli disiplinleri görmezden geliyor.

Bu bilimsel olanla bilim dışı olan cenderesine sıkıştırıyor bizi galiba?

Ama bilim dışını kim, nasıl tanımlıyor? Kime göre, neye göre bilim dışı? Tamam, uzaylılar geldi yaptı demiyoruz ama mesela ezoterik kavramlar... Osmanlı'nın son döneminde İstanbul'da dünya kadar ezoterik örgüt var. Bunların bir bölümü parayı da kontrol ediyor. Akademi bunu görmezden geliyor. Neden? "Ezoterikse saçmadır!" Ama değil öyle. İstanbul'dalar ve çok şeyi değiştirebiliyorlar. Padişah da var, sadrazam da... Bazılarına saçma gelebilir. Ama kaynaklarda var ve etkisi olmuş. O zaman bunların konuşulması lâzım.

"Gizli tarih biraz da medyatik bir isim tabii. Ama gizli tarih diye bir şey belgenin olmadığı tarihtir. Eğer elinizde yeterdi belge yoksa böyle dersiniz. Ama ufak ufak belgelerden toparlanıyor. İsimlere bakınca dijital platform dizisi gibi geliyor insanlara ama değil, gerçek."

<p>Birçok başarılı şarkının altına imzasını atmış olan  ünlü şarkıcı Merve Özbey, geçtiğimiz yıl vef

Merve Özbey'den vefat eden babasına duygusal paylaşım

Bakan Karaismailoğlu, Dostluk Yolu Şantiyesi'nde incelemelerde bulundu

Ölen çocukların fotoğrafları Gazze'deki bir binanın enkazı üzerinde sergilendi

Kral Kızı Hamamı ziyarete açılıyor