• $8,4556
  • €10,0643
  • 497.26
  • 1388.23
12 Haziran 2021 Cumartesi 07:00 | Son Güncelleme:

“İslam düşünce birikimi ilahiyatlara sıkıştırılmamalı”

“İslam düşünce birikimi ilahiyatlara sıkıştırılmamalı”
- GÜLCAN TEZCAN / gulcantezcann@gmail.com

"Türkiye'de hâlâ İslam düşüncesi birikimiyle ilgilenmek bir tür dindarlık olarak telakki ediliyor. Bu birikim önemli ölçüde ilahiyatlara sıkıştırılmış durumda." diyen Prof. Dr. Ömer Türker, "Türkiye'de üniversiter sistemin İslâm medeniyetinden bize intikal eden mirasın bütünlüğünü sırtlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi ve bir reforma tabi tutulması gerekiyor" şeklinde konuşuyor.

"İslam birikimini, mirasını tanımanın ve aynı zamanda bu mirastan hareketle düşünmenin birbirine eşlik ettiği bir süreç içerisindeyiz." diyen Ömer Türker, Metafizik adıyla üç ciltlik önemli bir kaynak kitaba imza attı. "Teoriler formatının en özgün tarafı herhangi bir teoriyi okuyan kişiye teorinin ana kavramlarını, temel önermelerini, tarih içindeki gelişimini, eleştirenleri ve savunucularını öğrenme imkânı sunması." diyen Ömer Türker ile İslam Düşüncesinde Teoriler Projesi'ni konuştuk.

İslam Düşüncesinde Teoriler Projesi nasıl bir ihtiyaca binaen ortaya çıktı?

Proje benim zihnimde İslam düşüncesine dair bilgilerimizin ne denli dakik olduğunu ölçmek İslam düşüncesinin gücü ve zaafını belirgin bir biçimde ortaya koyabilmek aynı zamanda bu birikimi kamusallaştırmak yani okur yazar olan herkesin temel kavramlarını, ana önermelerini anlayabileceği, tartışabileceği, tefekkür edebileceği bir yapı oluşturmak üzere belirdi işin doğrusu. Ve bu minvalde de ilerledi.

Böylesi kapsamlı ve derinlikli bir çalışma yaparken nasıl bir yol haritası belirlediniz? Bu çapta bir çalışma ne tür riskler barındırıyordu, siz bunları nasıl aştınız?

Öncelikle temel başlıkları oluşturdum. Herhangi bir görüşün teori olarak adlandırılması ne demektir sorusuna cevap vermeyi mümkün kılan bir içerik oluşturdum. Ardından da İslam düşüncesi yani kelam, felsefe ve tasavvuf gibi alanlarda çalışma yapan bir dizi akademisyen arkadaşla geniş katılımlı bir toplantı yaptık. Orada projenin ana fikrinde ve genel çerçevesinde hemfikir olduk sadece bazı eklemeler yaptık. Çalışmanın çerçevesi görüşlerin teori olarak belirlenmesi ve bunların temel kavramlarının, ana önermelerinin, savunucularının ve tarih boyunca bunlara yönelik eleştirilerin ve süreç içerisinde teorinin geçirdiği dönüşümlerin kaleme alınması şeklindeydi. İlerleyen safhalarda teorilerin, teoriler halinde görüşleri anlatılan geleneklerin anlatısını da projeye dahil ettik. Yani metafizik ekollerin de derli toplu yazılma ihtiyacı doğdu. Bu çalışmanın birtakım riskleri var tabi. Aslında biz biraz hazırlıklı olduğumuz alandan başladık. Ben münhasıran metafizik ve bilgi teorisi çalışıyorum. Bu sebeple de metafiziği diğer alanlara önceledik. Tabiat bilimlerine dair üretilen teoriler, ahlak teorileri, siyaset teorileri ve çeşitli alanlarda geliştirilmiş teoriler de yazılabilirdi. Ama biz daha hazırlıklı olduğumuz, akademyamızın daha ziyade yoğunlaştığı bir alanı tercih ettik. Burada da mevcut birikimimizi sistematize eden, belirli bir kalıpta ortaya çıkaran bir çalışma yaptık. Bazı teoriler ya yeniden yazıldı veya bilgilerimizin sorunlu olduğu ortaya çıktı ve dakikleştirme ihtiyacı duyduk. Çalışma bu sebeple İslam düşüncesinin farklı bir formatta anlatılmasını ve kamusallaştırılmasını amaçlıyor. Ve bu alanda önemli bir boşluğu dolduracak gibi görünüyor. Biz bir kısım görüşleri biliyor idik ama bunları bir teori olarak nasıl anlatırız noktasında zihnimiz net değildi. Bazı görüşler hakkında bir iki cümleden ibaret fikirlerimiz var gibi görünüyordu. Format oluşup da bunun üzerine yeniden okumalar yapınca oluşan bu teori çerçevesine göre görüşleri ayrıştırmak, irtibat noktalarını belirlemek ve tarih içindeki dönüşümlerini ortaya çıkarmak mümkün oldu.

Sahaya dönük verimli de bir ilim ortamı oluşmuş bu vesileyle sanırım...

Evet, bu çalışmanın ortaya koyduğu en önemli şeylerden biri mevcut durumumuza ayna tutması ve kabiliyetlerimizi göstermesi. Çerçeveyi doğru kurduğumuz takdirde çalıştığımız alanlarla ilgili daha ileri ve derinlikli çalışmalar yapabileceğimizi de iyiden iyiye fark ettik. Bu yazım formatı yeni bir format daha önce böyle bir formatta bir görüşü kaleme almamıştık. En önemli risklerden biri bu formatta yazıların nasıl şekillendirileceğiydi. Süreç içerisinde hem arkadaşların özverili çalışmaları hem editöryal süreçteki ısrarlı çalışmalarımız bu sorunun üstesinden gelmeyi sağladı.

Felsefe ve düşünce planında bu çağın insanı en çok hangi sorularına cevap arıyor? Felsefe ve genel olarak nazariyat açısından baktığımızda bu çağda birtakım ciddi problemlerimiz var. En azından bu kitabın ilgilendirdiği kadarıyla bu soruların başında bütün değer ve ahlak alanını, metafizik, estetik ve siyaset alanını üretmeyi mümkün kılan temel metafizik kabullerin gerçekten doğru sayılıp sayılmayacağı ya da bilimsel araştırmanın mevzusu olup olmayacağı meselesi yani metafizik bilginin imkânı meselesi idi. Kanaatimce içinde yaşadığımız çağı karakterize eden ana problem bu. Bunun tabi bilgiye, ahlaka, siyasete ve toplum bilimine yansıyan boyutları var. Varlık hakkında düşünmenin ve tefekkürün hayatın diğer alanına nasıl taşınacağı meselesinin sorunsallaştırıldığı bir takım problemler var. Bu sadece İslam dünyasında yaşayanların değil genel olarak insanlığın bir problemi. Batı düşüncesi özellikle 20. yüzyılda geldiği nokta itibariyle metafizik alana dair bilimsel üretimleri önemli ölçüde sorunsallaştırdı. Bunların bir kısmının bilimsel açıklama gücüne haiz olmadığına dair bir sonuca vardı. Batı düşüncesi bütünüyle böyle değil tabi. Metafiziğin sadece tarihsel değil aynı zamanda bilimsel bir araştırma alanı olarak da sürdürülmesi gerektiğini düşünen insanlar da var.

Dolayısıyla metafizik alanla ilgili sorun genel olarak insanlığın anlam arayışının yahut varlığa ilişkin kavrayışının bir parçası olarak ele alındığı takdirde anlaşılabiliyor.

İslam düşüncesi kaynakları bu konuda bize yardımcı olabilir mi?

Aslında İslam düşüncesinin en çok yardımcı olabileceği iki, üç alandan bir tanesi bu. İslam düşüncesi birikimi münhasıran metafizik alanda oldukça güçlü bir birikim. Muhtemelen bütün dönemlerin en büyük metafizikçileri İbni Sina, Farabi, Razi, Gazali ve İbni Arabi gibi şahsiyetler İslam medeniyetinde yetişti. Bunların bir kısmı aynı zamanda metafizik düşüncenin de kemalini, yetkinlik sınırını ifade eder işin doğrusu. Bu konuda İslam düşüncesi bize yardımcı olacak pek çok imkânı barındırıyor.

İslam düşüncesine dair doğru kaynaklardan doğru okumalar yapılabiliyor mu?

Evet, tabi. Son 20-30 yılda yapılan çalışmalar İslam düşüncesinin kaynaklarına ulaşmayı, bu kaynaklardan hareketle düşünme faaliyetlerini mümkün kılmaya başladı. İbni Arabi, Gazali, Razi, Maturidi, Eşari gibi düşünürlerin ana teorilerinden hareketle çağdaş problemleri düşünme becerisi geliştirmeye başladık işin doğrusu. Henüz yolun çok başında olduğumuz söylenebilir. İslam birikimini, mirasını tanımanın ve aynı zamanda bu mirastan hareketle düşünmenin beraber olduğu ikisinin birbirine eşlik ettiği bir süreç içerisindeyiz. Bu anlamda kaynaklardan doğru okumalar yapıldığını söylemek gerekir. Biz hem bu kaynakların dilini öğrendik hem de temel problemleri hakkında artık sahih bir kanaate sahip olduk. Modern teknolojinin sağladığı imkanlar sayesinde bu kaynakları okuyup, yorumlama noktasında önemli bir mesafe katettik.

BİLGİNİN KAMUSALLAŞMASINI AMAÇLADIK

Yaptığınız bu çalışma okura nasıl bir okuma pratiği sağlayacak?

Bu çalışmanın İslam düşüncesi birikimimizi belirli bir forma sokma noktasında epeyce yardımcı olabileceğini düşünüyorum. Türkiye'de okur yazar herhangi bir insanın İslâm düşüncesi hakkında sağlam, kaynaklara dayalı önemli ölçüde uzmanların, İslam düşüncesi çalışan insanların kontrolü ve eleştiri süzgecinden geçmiş bilgilere ulaşmasını sağlama noktasında da çok faydalı olacak. Belki buna kaynaklara dayalı sistematize edilmiş, yorumlanmış bilginin kamusallaşması da diyebiliriz. Özellikle bütüncül okunduğu zaman teorilere ilişkin daha bütüncül bir okuma yapıldığı zaman okuyucu hem kavramların hassasiyetini kavrayacak bir görüş hakkında konuşurken hangi kavramları bilmesi gerektiğini o görüşün hangi öncüller üzerine kurulduğunu kavrayacak. İnsanlar genelde görüşlere ilişkin ayrıntılı tasvirler okuyorlar fakat o ayrıntılı tasvirlerden zihinlerinde sadece bir şuur kalıyor. O görüş hakkındaki okumalarını bir tefekküre dönüştürme başka bir meseleyi düşünürken ona taşıma becerisini gösteremiyorlar. Bu kitapta geliştirilen çerçevenin herkesin eline herhangi bir teori ile ilgili sahih cümleler, isabetli kavramlar vereceğini tahmin ediyorum. Bilginin kamusallaştırılması işinde başarılı olduğu ölçüde de kitabın Türkiye'deki tefekkür faaliyetine katkı yapmasını umuyorum.

AKADEMİ İSLAM DÜŞÜNCESİNE YABANCI

Bugün Türkiye'deki düşünce dünyası ve entelektüel zemin İslam'ın insana sunduğu varlık, insan ve âlem tasavvuruna ait birikime sahip çıkıyor mu?

Açık söylemek gerekirse bu konuda olumlu cevap vermek zor. Sebebi de Türkiye'deki üniversiter yapılanmadan kaynaklanıyor. Türkiye'de hâlâ İslam düşüncesi birikimiyle ilgilenmek bir tür dindarlık olarak telakki ediliyor. Bu birikim önemli ölçüde ilahiyatlara sıkıştırılmış durumda. İslam düşüncesi tarihi yaklaşık bin yıllık bir sürece tekabül ediyor ve hâkim olduğu dönemlerde dünyada düşünen zihni İslam medeniyeti temsil ediyor. Kendi içinde çok büyük çeşitliliğe sahip; felsefesi var, hukuku var, teolojisi, ahlak düşüncesi ile ilgili bir yapılanma var. Tahmin edileceği üzere herhangi bir fakültenin hele de ilahiyatlar gibi sayıca şimdi çok gibi görünse de akademik kadrosu itibariyle oldukça yetersiz olan bir kurumun İslam düşüncesinin bütününü sırtlanması, bu bütünden sorumlu olması isabetli bir durum değil. En hafif tabirle söyleyecek olursak bu sadece ağır aksak işleyen bir sürece dönüşür. Mevcut imkânlara rağmen ilahiyatlarda İslâm felsefesi çalışanlar pek çok iş yaptılar ama Türkiye'de üniversiter sistemin İslâm medeniyetinden bize intikal eden mirasın bütünlüğünü sırtlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi ve bir reforma tabi tutulması gerekiyor. Türkiye'de felsefe, sosyoloji, antropoloji bölümleri ve aklınıza gelebilecek diğer bölümlerin İslam medeniyetinde geliştirilen bilgi bütünüyle kendi zaviyelerinden irtibat kurmaları gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında İslam'ın insana sunduğu varlık, insan ve alem tasavvuru birikimi Türkiye'de henüz yeterince akademik kamuoyuna mâl olmuş ve akademik kamuoyunun tefekkürüne konu olmuş değil. Bu bir dindarlık meselesi değil. Bu topraklarda yaşayan, yetişen her insanın tıpkı tarihle ilgilenmesi gibi İslam düşüncesi ile de şu veya bu ölçüde ilgilenmesi gerekiyor. Bu konuda ümitsiz değilim. Gün geçtikçe bu mesele daha fazla gündemimize geliyor. Zaten bu çalışmalar biraz da böylesi bir zemini oluşturmak, İslâm mirasıyla irtibat kurmayı Türk toplumu ve akademyası için daha genel bir durum haline getirmek amacını güdüyor. Zira sözünü ettiğimiz Türkiye'de herkesin bir şekilde zihni arka planında bulunan, bir şekilde muhatap olması, öğrenmesi, sorgulaması ve hesaplaşması gereken bir miras. Birileri bunu daha önce okudu, şu kanaate vardı biz o kanaati tekrarlayalım yaklaşımı doğru değil. Her neslin kendi adına kendi hesaplaşmasını yapması, kendi okumasını, eleştirisini, yorumlarını oluşturması gerekiyor.

  • ömer türker
  • islam düşüncesi
  • gülcan tezcan
<p>Halkların Demokrasi Partisi (HDP) üyesi Meral Danış Beştaş,  Adana ziyaretindeki konuşmasında Tür

Aşı üzerinden kara propaganda

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (30 Temmuz 2021)

Dokumacı kuşların sanat eseri gibi yuvaları büyük ilgi görüyor

Yangın haberleri sonrası İstanbul'da olağanüstü hareketlilik