• $7,8158
  • €9,4809
  • 461.388
  • 1330.87
14 Kasım 2020 Cumartesi 07:00 | Son Güncelleme:

'İnsan, zaaflarına yenik düşüyor'

'İnsan, zaaflarına yenik düşüyor'
- GÜLCAN TEZCAN / gulcantezcann@gmail.com

“Ölüm meselesini unuttuğumuzda insanoğlu yarı tanrı moduna giriyor. Kendine yücelikler atfetmeye başlıyor. Doğanın efendisi, hükmedici ve insanî melekelerini öldüren zaaflara yenik düşüyor.” diyen yönetmen Seyid Çolak, ilk filmi Kapan'daki karakterlerde de bunu görebileceğimizi söylüyor.

Kısa filmleriyle adından sıkça söz ettiren Seyid Çolak, ilk uzun metraj filmi Kapan’la bu hafta sinema salonlarında seyircisi ile buluşuyor. Dünya prömiyeri 41. Uluslararası Moskova Film Festivali’nde yapılan, çok sayıda yurtiçi ve yurt dışı festivalde övgüler alan film, bir adada sıkışıp kalmış insanların birbirleriyle ve doğayla ilişkilerini konu alıyor. Genç yönetmen Seyid Çolak’a filmle ilgili merak ettiklerimi sordum.

İlk filminiz Kapan vizyona girdi. Bu ilk tecrübe hazırlık aşaması, çekimler ve festival sürecinde size neler öğretti?

En büyük hayallerimdendi bir uzun metraj çekip sinemalarda seyirciyle buluşturmak. Bunu gerçekleştirdiğim için evet çok mutlu ve heyecanlıyım. Ancak yaşadığımız salgın süreci nedeniyle de bu duyguyu layıkıyla yaşayamıyorum. Normal bir dönemde vizyonda olmak isterdim. Yine de umutvar olmak lâzım. Kapan’ın yapım, çekim, post ve festival süreci kısa filmlerle yaşadığımız deneyimlerle harmanlandığında aslında anılarla birlikte bana çok şey öğretti diyebilirim. Bunlar benim sahadaki ilk çalışmalarım ve üstesinden gelebilmek duygusu beni ayrıca motive ediyor. Hazırlık aşaması oldukça uzun sürdü. Biraz dikkatli ve temkinli davranmaya çalıştım. Hava şartlarının olgunlaşmaması nedeniyle setimizi birkaç ay ertelemek zorunda kaldık. En sonra kışı geçirmemek anlamında lokasyon değişikliklerine gittik. Neredeyse tüm filmi Mada Adası - Beyşehir Gölü çevresinde çekmeyi planlıyorduk ancak şartlar bizi Ardahan Çıldır Gölü, Isparta Aşağıtırtar Köyü, Eğirdir Gölü gibi mekânlara yönlendirdi. Benim için ayrıca güzel oldu. Hem farklı coğrafyalarda çekim yapma fırsatım oldu hem de oradaki insanlarla tanıştık. Uyum içinde bir set süreci yaşadık. Set süreci bittiğinde içime sinen bir iş çıktığından emindim. Kurguda da bununla yüzleşince ayrıca mutlu oldum. Festival kısmı ise bu yaşadığınız süreçlerin hepsini unutturan ve yaptığınız işin en keyifli kısımlarıydı. Ülkemizi birçok ülkede filmimizle temsil ettik. Hem seyirci yorumlarını hem de sinema yazarlarının eleştirilerini heybeme koydum ve geri döndüm. Ödül alıp döndüğümüzde de ailenizin karşısına mutlu ifadeyle çıkma şansını elde ediyorsunuz. Ben ülkemi bir bütün olarak aile olarak görüyorum. Bizim başarımızla sevinen insanları görmek beni gerçekten çok mutlu etti ve hâlâ da ediyor. Yeni işlerimizde de aynı mantıkla hareket edeceğim. Bu toprakların hikâyesini anlatarak, seyircide güzel hisler bırakmak.

GÜZEL RESİMLERE TAV OLMAMAYA ÇALIŞTIM

Filmde görsellik neredeyse hikâyeden rol çalıyor. Mekâna nasıl bir anlam yüklediniz?

Aslında mekânın kendisi tam bir karakter. Üstelik güçlü bir karakter. Sıkışmışlık ve izole bir hayat yaşayan insanların olduğu bir bölge. Gölün içerisinde, karakteristik ağaçların ve harika bulutların fonunda yer alan bir mekân. Kameramı nereye çevirsem bana güzel resimler veriyordu. Onun için bu duruma tav olmamam gerektiğinin de farkındaydım. Kısa filmlerimde gereksiz ‘güzel plan kullanalım’ anılgısına düşmüştüm. Ancak Kapan’da bu şekilde hareket etmek istemiyordum. Hikâye ne istiyorsa onu vermek istedim. Görüntü yönetmenimiz İlker Berke’yle de bu şekilde yol almamız gerektiği üzerine konuşmalar yapıyorduk. Kendisi benim dünyamı gerçekten iyi anlamıştı. Abartılı hareketlerden uzak duruyorduk. Kıstırılmışlığı, karakterlerin adada psikolojik olarak boğulduğunu seyirciye yansıtabilmek için iç ferahlatıcı planlardan uzak duruyordum. Yakın planlar, omuz kamera ve çok az şaryoyla filmin dilini oluşturmaya çalıştık. Omuz kameraları sahnelerde seyirciyi filme dahil etmeye çalıştım. Daha stabil hareketlerimle de seyircinin diyaloglara dikkat kesilmesini istiyordum. Yönetmen yardımcımız Özger Eren’le çekimlerden önce ve sonra kağıt üzerinde saatlerce çalışıyorduk. Bu da filme olumlu yansıdı diye düşünüyorum.

Kapan’da nasıl bir dil kurmak istediniz?

Aslında sinemamızın büyük sorunlarından biridir dil bulabilmek ve yeni cümleler kurabilmek. 2000 sonrası yönetmenler çok önemli projelere imza attılar ve farklı yollar denediler. Onlar bağımsız olarak başarılı işlere de imza attılar. Filmografilerinde farklı ve inandırıcı hikâyelerle karşımıza çıktılar. Her biri kendine has bir yol izledi. Bu benim için kıymetliydi. Ben onlardan farklı nasıl anlatabilirimin peşine düştüm. Kopya planlardan ve anlatı dilinden kendimi uzak tutmaya çalıştım. Hikâyemi kısa filmlerimde kurmaya çalıştığım ve devamı olan bir dille anlatmayı denedim. Bir filmde yönetmenin varlığı hissedilmeli diye düşünüyorum. Aynılaşmak sinemamızın en büyük sorunu olabilir. Çünkü 2010 yıllarının başında benzer hikâyeleri ve aynı tarzda anlatmaya çalışan yönetmenlerle karşılaştık. Bu hem işi hem de genel anlamda sinemamızı yaralayacak bir durum. Dil meselesini bu yüzden çok önemsiyorum.

EDEBİYATSIZ BİR DİL BULMAK MÜMKÜN DEĞİL

Bir de dil kurarken sinema sadece size yardımcı olmaz. Aslında sinema diğer sanat dallarıyla en fazla etkileşim alanı açan sanat dalıdır. Edebiyat ve resim de bunların başında geliyor. Edebiyatsız bir dil bulabilmek çok mümkün değil. Ben çoğunlukla kitapları, dizeleri “filme aktarsam nasıl olur”un peşinden giderek okuyorum. Bir de resimlerin dünyasını anlamaya çalışıyorum. Kullandıkları renkleri, ışığın düşüşünü, objeleri konumlandırdıkları yeri vs inceler ve notlar alırım. Mesela Neşet Günal’ın el ve ayak çizimleri beni çok etkiler. Kapan’da da yakın plan eller ve ayaklar görürüz. Turgut Zaim’in Anadolu’ya bakışı ve çizimleri bizim tandır sahnemize ilham olmuştur. Caspar David Friedrich’in de puslu havası, tekinsiz atmosferi ve sisli dünyası vardır. Genel planlarda çok işime yaradı. Aynı zamanda Yalçın Gökçebağ’ın taşraya yüksekten bakışı ve kullandığı renkler. Mavi kapıyı resimlerinde çok kullanır. Bizim de kapımız mavi. Kapıyı biz maviye boyamadık ancak mavi kapıyı görünce çok sevindim. Hoş bir tevafuk oldu diyelim. 

YENİLİKLER FİLMİN LEHİNE OLDU

Dört mevsimde geçen bir hikâye anlatıyorsunuz. Neden olup bitenleri zamana yaymak istediniz?

Aslında senaryoyu yazarken sonbaharın sonu ve kış ayları olarak düşünmüştüm. Sonbahar romantikliğin yanında kasveti de çağrıştırır bende. Filmin atmosferine en uygun zamanlar diye düşündüm. Daha sonra filmin çekim süreçleri bizi farklı mevsimlerde ve zamanlarda çekime yönetti. Bahar ve yazı da filme dahil ettik. Bu da benim için film çekerken tüm yeniliklere ve seçeneklere açık olmam gerektiğini hatırlattı. Filme yakışmayacağını düşünseydim bunları eklemezdim. Yolda karşılaştığım yenilikler filmin lehine yansıdı hep. Bir sonraki projelerde böyle olur mu bilmiyorum.  

DOĞA BİZE İNSANLIĞIMIZI HATIRLATIYOR

Küçük bir hikâyenin ardında ölüm-kalım gibi çok temel meseleler dikkat çekiyor. Sizin yönetmen olarak meseleniz nedir ölüm, kalımla?

Hayat, ölüm ve sonrası üzerine sürekli kafa yoruyorum. Ölümün yeni bir başlangıç olduğuna iman ediyorum. Aynı zamanda filmden önce “Ölüm Felsefesi” kitabını okumuştum ve insanlık tarihi boyunca ölüm meselesinde çok fazla örtüşen noktalar olduğunu gördüm. Şöyle bir paragraf da vardı. “Ruhumuzun dünya hayatı fânidir; ancak özü, çekirdeği yahut ruhun bizatihi kendisi ebedîdir. Ölümün bir girdap gibi varlığımızı yutması ruhumuzun ölümlülüğünü göstermez. Göstermez çünkü ölüm ancak fâni varlığımıza zarar verebilir; ebediyetten bir soluk olan gerçek varlığımız yine ebediyete intikal eder.” Ölüm meselesini unuttuğumuzda insanoğlu yarı tanrı moduna giriyor. Kendine yücelikler atfetmeye başlıyor. Doğanın efendisi, hükmedici ve insanî melekelerini öldüren zaaflara yenik düşüyor. Aslında Kapan’daki karakterlerimizde bunu gözlemleyebiliriz. Doğanın içinde yaşarken ona düşman kesiliyorlar. Yabana düşman gözüyle bakıyorlar. Toprak paylaşmak yerine ‘biriciklik’ iddiasının peşine düşüyorlar. Sonra aslında döngü tamamlanıyor ve kendileri zarar görüyor. Doğanın (Allah’ın kudretiyle) böyle bir özelliğinin olduğunu düşünüyorum. Bize insanlığımızı hatırlatan donelerle doludur. Neyi nasıl alacağımıza irademiz karar veriyor. Siyah mı beyaz mı? İyi mi kötü mü? Hepsi biziz ve tercihlerimiz. Dünya hayatı süresince konakladığımız ‘Yer’in kıymetini bilmek büyük meselemiz olmalı.

Filmin senaryosunda güçlü bir kalem, Güven Adıgüzel imzası var. İyi bir edebiyatçı ile çalışmak senaryo noktasında ne sağladı?

Güven’le dostluğumuz eskilere dayanıyor aslında. Ona hikâyeyi anlattığımda çok sevdiğini ve projeye severek dahil olacağını söyledi. Onunla birlikte çalışmak bana yeni pencereler açtı. Kısa filmlerde yaptığım kimi hataların üstünü örttü. Baştan beri aslında kolektif çalışmaya açık birisiyim. Kısa filmlerde de kendimce kurduğum, dostlarımla hayata geçirdim işlerimi. Uzun metrajda hem mutfakta hem de yazım sürecinde güçlü bir kalemin dahil olmasının işi güçlendirdiği kanaatindeyim. Yol arkadaşlığımız devam edecek. Obruk senaryosunu da birlikte yazdım. Şimdi de onun heyecanı içerisindeyiz. 

<p>Akdeniz'de, merkez üssü Antalya'nın Gazipaşa ilçesi açıkları olan 5.2 büyüklüğünde depreme canlı

Depreme canlı yayında yakalandı: Korku dolu anlar kamerada

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Yıllardır yanlış kullanıyoruz! İcat eden kişi amacını açıkladı

Toros Dağlarında yetişen iğneli andız adece pekmez olarak tüketiliyor