• $8,3672
  • €10,234
  • 502.297
  • 1459.57
01 Mayıs 2021 Cumartesi 07:00 | Son Güncelleme:

Ekrandaki psikolojik şiddet, riskli kişilere travma yaşatıyor

Ekrandaki psikolojik şiddet, riskli kişilere travma yaşatıyor
- BETÜL ŞATIR / cumartesi@aksam.com.tr

Psikolojik temalı dizilerde ekrana yansıyan psikolojik şiddetin travmanın medya aracılığıyla transfer edilmesine yol açtığına dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Gülşah Akçay Civriz, "Psikolojik temalı dizi ya da filmlerin izleyici üzerindeki olası olumsuz etkileri konusunda uyarı yapılması gerektiğine karar veren bir etik danışma kurulu olmalı. Psikiyatrist, psikolog, pedagog ve sosyolog birlikteliğinde yapılacak böyle bir kurul ülkemizde gittikçe daha çok talep gören bu tür dizilerinin kalite ve güvenilirliğini arttıracaktır" uyarısında bulunuyor.

Televizyon izleyicisi haftanın birkaç akşamını psikolojik içerikli diziler izleyerek geçiriyor. Ratingleri hayli yüksek olan bu diziler gerçek hayattan kesitler sunma iddiasında. Uzunca bir zamandır zihinlerimiz nevrotik, histerik sıkıntılar yaşayan insanların hikâyeleri ile meşgul. Bugün ben de bir terapi odasındayım. Karşımda işinin ehli bir Uzman Klinik Psikolog var. Psikolojik içerikli dizilerin bizi ne kadar etkilediğini, terapi odasının gerçek hayatta atmosferinin nasıl olması gerektiğini ve dizilerin yansıttığı terapist örneklemelerinin doğru olup olmadığı sorusunun peşine düştüm. Gülşah Akçay Civriz Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji ve Sosyoloji bölümlerinden 2004 yılında onur derecesiyle mezun olmuş başarılı bir Uzman Klinik Psikolog. 2003'te Lokman Hekim Hastanesi Psikiyatri Bölümünde, 2004'te Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi, Nevroz Kliniğinde klinik stajlar yapmış. Geçtiğimiz günlerde Duyarlı Medya platformunun konuğu olan ve bu konuda değerlendirmelerde bulunan Gülşah Akçay Civriz'e psikolojik dizilerin insanlar üzerindeki etkilerini sorduk.

Psikoloji temalı diziler bizlere bilinç mi veriyor yoksa travmatik etkilere mi yol açıyor?

Bilgi, popüler kültürün tüketim malzemesi olabilmek için bazı işlemlere tabi tutulur. Burada söz konusu olan durum ise geçmiş travmatik yaşantıları nedeniyle ruh sağlığında bozulma olan kişilerin hikâyesinin dizileşmesi. TV ekranlarını haftada birkaç akşam psikolojik bozukluğu ile ön plana çıkan karakterlerle örülmüş seriyal yapımlar doldurunca izleyiciler içine dönmeye, kendini kontrol etmeye, geçmişini sorgulamaya, kendinde veya çevresindeki kişilerde hastalık belirtileri görmeye başladı. Buradaki sorun bu tür dizilerde içerik açısından belirleyici unsurların arasında; etik kurallar, bilimsel veriler ya da ruh sağlığı alanında tam bir bilgilendirmenin olmaması. Amaç rating olunca izleyiciyi ekrana kilitleyen unsurların dozu abartıldığı için etkili olabilecek içerik de deformasyona uğrayabiliyor. Ortaya çıkan tablo hem ruh sağlığı uzmanlarını hayal kırıklığına uğratıyor hem de izleyiciler açısından riskleri ve sıkıntıları beraberinde getirebiliyor.

Ruh sağlığı bozukluklarının halkın gündemine girmesi ve bu konuda bir farkındalık oluşması, psikiyatristin deli doktoru olmadığı, psikolojik tedavi alanların akıl hastası olmadığı ve depresyonun da astım gibi tedavi edilebilen bir bozukluk olduğuna dair bir farkındalığı sağlayabilmesi açısından oldukça önemli.

Bu dizilerde en çok öne çıkan "gerçek hayat hikâyesi" vurgusu ama çoğu olayların ve karakterlerin gerçek hikâyede yer almadığını görüyoruz. Tabiri caizse televizyon makinesinin tornasından geçtiğini fark ediyoruz. İnsan hayatının bu şekilde medya için kullanışlı hale getirilmesi doğru mu?

Hayatınızın en zor olaylarını hiç tanımadığınız birine sadece mesleki ünvanı nedeniyle anlatabiliyor olmanız ancak çok üst düzeyde mahremiyet kurallarının sağlanabilmesiyle mümkündür. Tüm dünyada ve ülkemizde, bir psikiyatristin veya klinik psikoloğun hangi şartlar altında hastasından aldığı bilgiyi kendisinden onay almaksızın paylaşabileceğine dair belirlenmiş etik kurallar vardır.

Kişi yaşam öyküsünü size tüm detayları ile açtığında onun bilgisi ve onayı olmadan şahsı ifşa edecek, kim olduğunun bilinmesine neden olacak detayları içerecek şekilde o kişiden herhangi bir ortamda bahsedemezsiniz. Ancak anonim olarak, kişinin kim olduğu bilinmeksizin meslektaşlarınızla veya gerekli olan yerlerde veyahut kişinin onay verdiği durumlarda bu bilgiyi paylaşmak mümkündür.

Bu dizilerdeki rahatsız edici durum, kurgunun hangi ölçüde gerçeklerle örtüştüğünün bilinmemesi ile alakalı sanırım. Ayrıca izleyiciye gerçek hayattan uyarlandığı bilgisi veriliyor ancak bu konuda o kişilerden onay alınıp alınmadığına dair bilgilendirme bulunmamakta. Bu nedenle izleyicilerde "Ben terapiye gittiğimde benim anlattıklarım da kitaplarda yazılırsa, konuşulursa" diye bir tedirginlik ortaya çıkmış durumda. Bu konuda danışanlarımdan ve sosyal medya takipçilerinden çok fazla soru alıyorum. Bir klinik psikolog olarak açıkça belirtmek isterim ki danışanımızın verdiği bilgi bizim emanetimizdir. O emaneti muhafaza etmek ise bu mesleğin neredeyse kutsalı kabul edeceğimiz bir husustur.

EMPATİNİN SINIRI KALKINCA İKİNCİL TRAVMATİZASYON BAŞLAR

Farkındalık oluşturmak için yola çıkan yapımlar artık izleyicide travmatik etkiler bırakmaya başladı. Psikolojik olarak hasta insanları izleyerek enfekte mi oluyoruz ruhsal açıdan?

Diziler, bir takım hikâyeleme teknikleri ile seyirciyi merak duygusuyla doldurarak peşinden sürükleyen yapımlar. Psikolojik dizilerdeki farklılık hikâyedeki karakterlerin yaşadıkları olumsuz olayların psikolojik bozukluk yaşayan kişiler tarafından gerçekleştirilmesi ve maruz kalan kişilerin de yaşamakta olduğu ruh sağlığı problemlerinin anlatılması durumu var. Evliliğinde hayal kırıklığı yaşayan bir kadının kocasına duyduğu öfkeyi 'babasının kızı' olarak gördüğü evladına yansıtması ve annenin acı dolu ölümü üzerine bu kızın anne ile özdeşleşerek takıntılı, zorlantılı kişilik örüntüsü ile herkese hayatı zindan etmesi dizinin odak noktalarından biri haline geliyor. Karakterin ailesine ve çevresine olan kısıtlayıcı, kontrol edici, eleştirel yaklaşımının annesi ile yaşadığı travmatik olaylar nedeniyle oluştuğunu anladıkça bu karaktere empati duymaya başlıyoruz. Bununla birlikte öyküdeki abartı, detaylar, müzik, görsel öğelerin kullanımı seyirciyi dizinin içine öylesine alıyor ki hikâyedeki duygusal şiddet bizim de ruhumuzu örselemeye başlıyor. Bu konuda yapılan çok sayıda çalışma var. Araştırmalar travmanın medya aracılığıyla transfer edildiğini gösteriyor. Travma Film Paradigması olarak bilinen araştırmada Psikiyatrist Richard Lazarus rahatsız edici sahnelerin de içinde olduğu 17 dakikalık sessiz bir belgeseli laboratuvar ortamında deneye katılan kişilere izlettiriyor. Bu esnada izleyicilerin vücutlarına stres reaksiyonlarını ölçen elektrotlar yerleştiriliyor ve akabinde bu kişilerle görüşmeler yapılıyor. Çalışma sonucunda varılan sonuca göre kişiler görsel olarak stres veren bir materyale maruz kalırken sanki olayı gerçekten yaşıyormuşçasına belirgin bir psikolojik strese giriyor. Uyaran görsel ancak çıktı psikolojik. Benzeri bir durumu psikolojik dizilerde de yaşıyoruz. Bize sunulan hikâyeyi izlerken başkalarının acılarına uzaktan tanık olma pozisyonuna giriyoruz. Empatinin sınırlarının kalktığı ve sempati ile kişinin artık dizideki yaşantının içindeymiş gibi hissetmeye başladığı bu tür durumlarda "ikincil travmatizasyon" dediğimiz durum ortaya çıkabiliyor.

Yani travma ekran yoluyla seyirciye de mi yansıyor?

Travma reaksiyonları sadece kişinin kendisinin korku, çaresizlik ve dehşete düşüren ve yaşamsal tehlike içeren olaylara maruz kalması sonucunda oluşmaz. Bir başkasının bu türdeki yaşantısına detaylıca şahit olmak da travmatize olmaya neden olur. Dolayısıyla dizideki ablanın kız kardeşini pislikten arındırmak için kaynar suda yıkamasına şahit olurken onun tenindeki sıcaklığı bir yangı olarak bedeninizde hissederek o geceyi kabuslar içerisinde geçirmek gibi bir duruma düşebilirsiniz. Ertesi gün kendinizi gergin ve huzursuz hisseder, elinizi sıcak suyun altına tuttuğunuzda yeniden kardeşin ağlama sesini kulaklarınızda duyarsınız. Ortaya çıkan bu durum bir psikolojik dizinin kişinin psikolojisinde bozulmaya neden olacak bir etki bırakmasıdır. Empati yorgunluğu olarak da tanımlayabileceğimiz bu durum, zaten küresel bir salgın nedeniyle artmış olan hijyen kaygılarımızın biraz daha tetiklenmesine, travmatize olmasak bile karakterle özdeşleşerek semptom bulaşmasına bile neden olabilir. Temizlik konusunda fark etmediğiniz detaylara takılabilir, benzeri ritüeller geliştirmeye başlayabilirsiniz. Tüm bu riskler herkes için değil özellikle psikolojik olarak risk grubu çerçevesine giren geçmiş psikiyatrik bozukluğu, travmatik yaşantıları olan, geçmişte kayıplar yaşamış, hali hazırda zor yaşam koşulları içinde ayakta kalmaya çalışan veya yaş grubu olarak 18 yaş altındaki kişiler için daha olasıdır. Bu nedenle yeri gelmişken söylemekte fayda var, dizilerin başlangıcında hangi izleyici kitlesi için uygun olduğunu belirten uyarılara psikolojik olarak risk grubunda olan kişilerin uzman onayı olmadan diziyi izlemelerinin sakıncalı olabileceğine dair uyarıların da eklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Cinsellik, şiddet, madde kullanımı kadar travma tetikleyicisi olabilecek öğelerin varlığı konusunda izleyicilerin bilgilendirilmesi toplumumuzda daha bilinçli bir izleyici davranışının gelişmesine katkıda bulunabilir.

SEYİRCİYİ KORUMAK İÇİN ETİK KURUL ŞART

Seyirciyi olası olumsuz durumlardan korumak için bu tür dizilerin bir kuruldan geçmesi gerekmez mi?

Bu tür psikolojik temalı dizi ya da filmlerin izleyici üzerindeki olası etkileri konusunda uyarı yapılması gerektiğine karar veren bir etik danışma kurulu olmalı. Psikiyatrist, psikolog, pedagog ve sosyolog birlikteliğinde yapılacak böyle bir kurulun ülkemizde gittikçe daha fazla talep gören psikoloji dizilerinin kalitesini ve güvenilirliğini arttıracağını düşünüyorum. Sonuçta bu tür dizilerin tamamen zararlı ve kaçınılması gereken yayınlar olduğunu söylemek de uygun değil. Ruh sağlığı alanında konuşulmayan ve görülmeyen konuları gözler önüne sermenin hem toplumsal farkındalık sağlama hem de ruh sağlığı bozukluğu olan kişilerin etiketlenmesini önleme noktasında önemli bir işlevi olabilir. Psikolojik diziler özellikle yaşadıklarının bir bozukluk olduğunun farkında olmayan izleyiciler ve onların aileleri açısından önemli bir tedavi fırsatı sunabilir. Terapi için ilk adımı atmaya diziyi izledikten sonra karar veren çok sayıda kişi olduğunu da belirtmekte fayda var.

Terapi odası ve seans sahnelerini bir uzman olarak nasıl buluyorsunuz?

Bireysel psikoterapi doğası itibariyle iki kişi arasında gerçekleşen çok özel bir çalışmadır. Yalom'un tabiriyle "Terapi biri diğerinden daha dertli iki insanın sohbetidir". Belki ancak bu sohbetin psikoterapi ekolleri dediğimiz kişinin içinde bulunduğu bozukluğun neden oluştuğuna ve nasıl bir yol ve yöntemle sağaltımın sağlanacağına dair sistematik ve bilimsel bir çerçevesi vardır. Danışanınıza neyi sorduğunuz veya ne söyleyeceğiniz, nasıl bir ilişki kuracağınız ve bu ilişkideki sınırlar bu çerçeve tarafından belirlenir. Söz konusu dizilerde terapistin sağlıklı bir örnek teşkil etmediğini düşünüyorum. Abla-kardeş ilişkisine yakın, terapistin danışanının hayatına direkt müdahil olabildiği, fazlaca duygu dışa vurumu yapan yakınlık ve yardım etme isteğinin kurtarıcılığa dönüştüğü bir terapist karakteri var dizilerde. Terapist-danışan ilişkisindeki sınırlara ve terapistin sorunlara müdahale tarzına dair oldukça amatör ve gerçekte terapi odasında bizlerin uygulamadığı bir yaklaşım sunuluyor izleyiciye. Bu durum hiç terapi deneyimi yaşamamış birinin terapistin rolünü ve terapi sürecini yanlış tanımasına neden oluyor.

<p>PKK'yı reddeden bir kişi HDP'nin içinde barınabilir mi?</p><p><br></p><p>HDP Millet İttifakı'na g

CHP'den HDP'ye 'bakanlık vaadi' tartışması

Siyah-beyaz mutluluk... Beşiktaş'ta kupa sevinci

İstanbul'da kısıtlama öncesi trafik yoğunluğu yaşandı

Rus donanmasına ait savaş gemisi İstanbul Boğazı'ndan geçti