İstanbul
  °C
İl Seç

HAVA DURUMU

Yaşadığınız şehrin günlük hava durumunu görüntüleyin

  • 3,5150
  • 3,9324
  • 142,05
  • 99.639
Reklamı Kapat

Başörtüsüne değil meziyete bakılmalı

Avukat Fatma Benli: “Başörtülü kadının çalışma hayatından uzaklaştırılması sanki uzaydan gelmişiz gibi ‘türbanlılar’ denilerek normalleştirildi. Başörtülülerin hayata katılımıyla rejim çökmedi. Artık insanların başı açık veya örtülü olmasına değil; yeteneklerine, meziyetlerine bakmalıyız.”

Şenay YILDIZ
senay.yildiz@aksam.com.tr

SATIRARASI

Demokratikleşme Paketi’yle kamuda başörtüsüne serbestlik getirilmesinin ardından, TBMM geçen hafta başörtülü vekillere ev sahipliği yaptı. Merve Kavakçı’nın yemin ettirilmediği görüntülerden çok farklı bir tablo vardı bu kez mecliste. Türkiye’nin başörtüsüyle imtihanını, yasaklı dönemin etkilerini, başörtülü olmayanların yeni duruma ilişkin endişelerini kendisi de başörtüsü mağduru olan Avukat Fatma Benli ile konuştum. Benli üniversiteyi sorunsuz bitirdikten sonra, 28 Şubat etkisi nedeniyle yüksek lisansını yarıda bırakmak zorunda kaldı. Daha sonra da aldığı davaların giremediği duruşmalarına başka avukatları yönlendirdiğini anlatıyor. Georgetown Üniversitesi’nin yayımladığı Dünyanın En Etkin 500 Müslüman’ı listesinde yer alan Benli, başörtüsü mağduriyetlerine ilişkin 500’ü aşkın davaya baktı. Akil İnsanlar heyetinde Karadeniz Bölgesi Sekreteri olarak da görev yaptı.

Şenay YILDIZ

- Demokratikleşme Paketi’nde kamuda başörtüsünün önü açıldı ama TSK mensupları, hâkim ve savcılar bunun dışında tutuldu. Başörtülü bir avukat olarak bunu nasıl yorumluyorsunuz? 
Başörtülü kadın olmayı hep ev kadını olmaya, babaannelere, tarlaya giden kadınlara, alt statüden olmaya indirgemişiz. Evinizde sizden alt statüde biri, hizmetçiniz, yardımcınız, kapıcınız başörtülü olabilir ama eşitiniz olan, mesela bir avukat, doktor başörtülü olmamalı gibi bir algı mevcut. Bu, gerçekte birilerinin kendisini daha hak sahibi görmesi ile ilgili sınıfsal bir durum. Pazara giden kapıcının başörtülü eşi kimseyi rahatsız etmez ama örneğin başörtülü bir insanın cumhurbaşkanı, başbakan eşi olması “Türbanlılar artıyor, tehdit altındayız”  korkusuna sebebiyet verdi. 

- Aşmadık mı bunu? 
Biraz aştık. Başörtülüler artık doktor, öğretmen olabilirler ama hâlâ o önyargılar biraz devam ediyor ki, “Asker, hâkim, savcı olamaz” diyoruz. Yine kafamızda bir kod var. Bu da hâlâ kafaca olması gereken yere varamadığımızı gösteriyor. 

BUNCA SENEYİ KAYBETTİK

- TBMM, türbanlı milletvekilleri ile tarihinde ilk kez perşembe günü barıştı. 31 Ekim 2013 tarihi sizin için ne anlam ifade ediyor? 
Normalleşmenin verdiği bir rahatlık var benim için. Tabii biraz da “Türkiye bu kadar seneyi neden boşa kaybetti?” diyorsunuz. Sadece başörtülü kadınlar değil; tüm Türkiye zaman kaybetti. Bir şeye karşı olmak, o sorunu ortadan kaldırmıyor. En az 12 sene denendi, başörtülüler okula giremedi ama sihirli değnekle de ortadan kalkmadılar. Sadece başörtülüler değil; toplumda birbirinden çok farklı yaşam pratiği olan insanlar var. Artık insanların başı açık veya örtülü olmasına değil; yeteneklerine, meziyetlerine ve davranışlarına bakmalıyız. Bunu artık daha fazla anlamaya ve bu nedenle normalleşmeye başladık diye ümit ediyorum. 

- TBMM’deki görüntüler kadar önemlisi “Rejim tehlikeye girdi, laiklik elden gidiyor” gösterileri de olmadı sokaklarda. Ülkedeki değişimi neye bağlıyorsunuz? 
Çünkü artık daha fazla insan korku paranoyalarının, rejim elden gidiyor söylemlerinin doğru olmadığını biliyor. Yasağı toplum nezdinde meşrulaştırmak için bunlar planlı olarak kullanılıyordu ve insanlar buna inandırılıyordu. Türkiye’de başörtülü kadının çalışma hayatının dışında bırakılması için bütün bireysel özelliklerini dışlayıp etiketlediler ve “türbanlılar” dediler, sanki türbanlı diye uzaydan gelmiş ayrı bir varlık varmış gibi! Sonra “Eğer türbanlılar her yerde olursa Türkiye’deki rejim değişir, İran oluruz” denilerek, onların dışarıda bırakılması, okula girememesi zaten gereken bir davranış gibi sunuldu. İşin tuhafı İran’la korkutulurken, aynı yöntem kullanıldı...  

- Ne kastediyorsunuz? 
İran diyor ki, “Kadın kendi karar veremez, ben onun yerine karar veririm ve kadın örtünmeli.” Türkiye’de dedi ki “Kadın karar veremez, ben onun yerine veririm ve eğitimli çalışan kadın açık olmalı.” Burada bakış açısı aynı sadece kadının nasıl giyinmesi gerektiği konusuna farklı yaklaşıyorlardı. Ama artık insanlar başörtülü kadınların hayata katılımıyla rejimin çökmediğini gördü. 

KORKU PARANOYALARI NORMALLEŞİNCE BİTECEK

- Başörtüsüne serbestlik başlayınca “Sınırı nerede? Yarın cüppeli, çarşaflı, bikinili gelirse ne olacak? Kamusal alanda kaos olmaz mı?” sorgulamaları da başladı. Ne düşünüyorsunuz? 
Üniversitelerde iki senedir serbesti var ve kimse ne bikiniyle ne çarşafla ne de cüppeyle gelmiyor. Çünkü bu realite değil. Belki yarın sırf serbestlik girişimini baltalamak için gelenler olur, ama kaç gün devam eder? Birileri suiitsimal ediyorsa o davranış üzerinden çözüm bulmaya çalışırsınız ama genel yasaklar sorunu çözmediği gibi herkese zarar veriyor… Türkiye’de öyle bir tek kültürlülük var ki, sanki hepimiz ayrı kompartımanlarda bir trendeyiz. Kürtler, Ermeniler, türbanlılar, Aleviler... İnsanların kendilerine daha benzer insanlarla daha rahat yolculuk yapmaları doğal karşılanabilir. Ama bizde kompartımanların kapıları sıkı sıkıya kapalı ve arada geçişler yok. Böyle olunca birbirimizi tanımadan, korku paronayalarıyla devam ediyoruz. Bu nedenle bir kompartıman  koparsa, trenin de devrileceğini görmüyoruz. Toplum olarak geçişleri artırmamız gerekiyor. Korku paronayalarına inandırılmış insanlar ancak bu yasak kalkıp, ülke giderek normalleşince yan komşuları hakkında söylenen şehir efsanelerin doğru olmadığını, endişelerinin anlamsız olduğunu anlayacak. 

- İleride ben kendimi baskı altında hisseder miyim”, “Başörtülü doktor erkek hastalara bakmazsa” diye soran insanlar da var. Bu tarz gerilimlere gebe miyiz sizce? 
Böyle sorular var ve bunun pratikleri de olacak. Çünkü çok uzun süren yasak neticesi şu anda başörtülü veya açık gibi bir algıda seçicilik durumu var. Başörtüsü yasağı insanları birbirinden uzaklaşırken, aslında birbirlerine karşı olumsuz duygular hissetmesine de sebebiyet verdi. Ancak ülkedeki atmosfer normalleştikçe kişilerin başörtülü olup olmadığına bakılmadan, bireysel yanlışlar olarak kabul edilecek. Bir insan hata yapıyorsa, başörtülü olup olmaması önemli değil; hatası önemli onun da ilgili mecralara şikâyet edilmesi gerekiyor. 

YASAK KADINLARI İÇLERİNE KAPATTI

- Başörtüsü yasağı Türkiye’de kadınlar üzerinde nasıl bir etki yaptı? 
2000–2010 yılı arasında insanlar başörtüsüyle sınava giremediler. Ya sınava girebilmek ve okuyabilmek için başlarını açtılar veya peruk taktılar ve ayrımcılık yaşadılar ya da hiç okula gitmediler. Kimileri işlerinden atıldı. Başörtüsü yasağı insanların içine kapanmasına neden oldu. Bir yandan kadınları özgürleştiriyoruz mantığıyla başörtüsü yasağı getirdiklerini söyleyenler vardı ama gerçekte kadınların üniversiteye girip kendisini özgürleştirmesine izin vermediler! Yasak nedeniyle hayatı birebir değişen on binlerce kadın oldu. TESEV raporları Türkiye’deki kadınların yarıdan fazlasının başını örttüğünü gösterir. Bu da imkân olsaydı üniversite eğitimi alabilecek ya da çalışabilecek binlerce kadın demek,  bu kadınlar sürekli olarak bir yere girerken başını açma ya da o haktan vazgeçme ikilemi arasında bırakıldılar. Bu noktada okula gidip gelirken yasakla karşılaşıp okul dışında kalan kadın da ağır bedel ödedi, her gün başını açmak zorunda kalan kadın da… 

LEYLA ŞAHİN KARARININ SEBEBİ FRANSA

- Leyla Şahin Davası AİHM’de reddedilince başörtüsünün uluslararası mahkemelerde çözülmesi umudu da tükendi, değil mi? 
Türkiye’de bütün davalar reddedilince Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi. O dönem Türkiye’de olumlu karar almak  mümkün değildi. Davaları kabul eden hâkimler hakkında soruşturma açılıyordu. AİHM de reddetti ama mahkeme Leyla Şahin’e uygulanan ihlalin haklı sebebini gösteremedi. Burada bir şeye dikkat çekmek istiyorum: aslında mahkeme kendisinin daha önceki kararlarından bir aşama öteye geçti ve “Sözleşme ihlal edilmiştir” diyerek kabul edilebilirlik kararı verdi. Ama henüz ihlal çıkmadan Fransa 2004 yılında liselerde başörtüsünü yasakladı. Eğer Leyla Şahin haklı bulunsa idi, Fransa bunu yapamayacaktı. Bu nedenle hem Avrupalı hem Amerikalı hukukçularca eleştirilen çok zorlama bir karar verildi. Leyla Şahin kararının ana sebebi bu. AİHM bu kararın ardından önlerinde beklemekte olan memurların savunmaları bile alınmadan işten çıkarılması gibi diğer bütün başvuruların hiçbirine tek tek bakmadan listeyle reddetti. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ramazan Bayramı sebebiyle yayınladığı mesajda 'Ülkemizi bu tarz

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan bayram mesajı

Haşlanmış yumurtanın suyunu sakın dökmeyin!

Heyelan ve devasa kayalar köyü yuttu

Mars yüzeyinde gizemli görüntüler uzmanları heyecanlandırdı

En Çok Okunanlar