Aksam.com.tr - 23.02.2012, 07:41
22 Aralık 2010 Çarşamba - 
Akşam | RÖPORTAJ
Kürtlere hak verilirse

Kürtlere hak verilirse

Strazburg Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Samim Akgönül, Kürt sorununa Avrupa'nın bakış açısını anlattı: Avrupa, Kürtlere haklarının verilmemesi için Türkiye'nin ayak direttiğini düşünüyor ve olaya, Kürtlere hakları verildiği takdirde bu mesele çözülür gözüyle bakıyor

Burcu BULUT
AB görüşmelerinin yapıldığı Strazburg'da üniversite öğretim üyesi olan Prof. Dr. Samim Akgönül, Avrupa'nın Kürt sorununa ve çözüm yollarına bakışı ile ilgili düşüncelerini anlattı. Yasakların yeni talepleri beraberinde getirdiğini anlatan Akgönül, bu durumdaki en kötü senaryonun iç savaş olabileceğini belirterek Kıbrıs örneğini gösterdi ve 'Ancak Türkiye kamuoyu hamur gibi, her an her şey değişebilir, bakarsınız sorun çözülüvermiş' diye konuştu.


FRANSA: TÜRKİYE DİRENİYOR
-  Avrupa Birliği (AB), Türkiye'deki Kürt sorununu nasıl değerlendiriyor?
Açıkçası her ulus kendi içindeki problemlerin zor, diğerlerinin kolay çözülebileceğini düşünür. Fransa'da, Kürt sorununun çözümünün basit formüllere dayandığı ve Türkiye'nin bu konuda ayak direttiği konusunda herkes hemfikir.
 

-  Öngördükleri basit formül nedir?
'Kürtlere hakları verildiği takdirde bu olay çözülür' diye düşünüyorlar. Bu kadar basit onlar için. Aslında bir bakıma haklılar. Fakat o hakkın verilmesi süreci çok karmaşık ve konsensüsü bulmak çok zor. Çünkü ne Türkler ne de Kürtler monolotik bir grup. Biz bunlara sosyoloji jargonunda 'ideal tip' diyoruz. Özellikle politikacılar iki blok görmekten hoşlanırlar, çünkü çözüm kolaymış gibi gelir. Halbuki içte öyle dinamikler vardır ki çözümün olabilmesi için her bir detaya dikkat edilmesi gerekir. Bu nedenle Avrupa'nın Türkiye'ye bakışının çarpık bir bakış olduğunu söylemek mümkün.
 

-  AB, sorununun çözümünü istiyor mu?
Avrupa'nın Türkiye'ye bakışının çarpık bir bakış olduğunu söylemek mümkün. Bu Türkiye'yi tanımamaktan ileri geldiği gibi art niyetten kaynaklanıyor da olabilir. Belki de sadece olayı basite indirgemekten ibarettir. Ama bana sorarsanız üçü de var.  Özellikle Batı Avrupa'daki medyayı düşünürsek, Türkiye'nin iyi bir sicili olduğu söylenemez. Türkiye'ye karşı şüpheyle yaklaşan bir Avrupa var. Bilhassa 1980 yılındaki faşist darbenin Türkiye'nin imajında yıkıcı bir etkisi olduğu yadsınamaz. Bu imajdan dolayı da Türkiye'nin şuandaki iç problemleri Türkiye'ye karşı kullanılıyor.
 

EN BÜYÜK TEHLİKE İÇ SAVAŞ
-  Kürt meselesinin getirebileceği en büyük tehlike ne olabilir?
Kürt sorununun getireceği en büyük tehlike iç savaştır. Bunun olmaması da Türklerin ve Kürtlerin elinde. Bunu engellemek çok da zor değil! Bir tarafta Kürdistan diğer tarafta Türkistan olmamasının da -yani etnik iki ülke- bazı şartları var. Tabii ki bölünme olsun kimse istemez. Peki, ben bir siyaset bilimci olarak neden istemiyorum? Türkiye'nin bölünmez bütünlüğe sahip bir ülke olması gerektiğini düşündüğüm için değil! Tek nedeni, baskıcı bir ulus devletten, bir başka baskıcı devlet çıkmasını istemememdir. Çünkü ortaya çıkacak olan iki devlet bu sefer kendi içlerindeki azınlıklara baskı kuracaklar.


ELİMİZDE KIBRIS ÖRNEĞİ VAR 
-  Türkler ve Kürtler bir bölünme  tehlikesi yaşıyor mu?
İki toplum arasında bölünme kesinlikle yaşanabilir. Bir grup kendi bağımsızlığını ilan etmek istiyorsa eder ve sınır da bulunur. Mesela Kıbrıs'ta Türkler ve Rumlar tamamen dağınık bir şekilde yaşıyorlardı, gruplaşma yoktu. Ama gelin görün ki şimdi ortaya kesin hatlarla belirlenmiş bir sınır çıktı.
 

BİR YASAK İKİ TALEBİ GETİRİR
-  Taleplerin karşılanması Kürt sorununu bitirir mi yoksa beraberinde başka problemleri mi getirir?
Kürtlerin birtakım hak talepleri var. Bu talepler reddedildikçe istekleri artacak. Eğer bir halkın dilini konuşması, kullanması yasaklanırsa bu sefer sadece dilini konuşmayı talep etmekle kalmayıp, başka şeyler de isteyecektir. Bir yasak iki talebi getirir, serbestlik ise o yasağı gündelik hayatın içine alır ve eritir. Bunun için dil ve kimlik konusunda ayrıca sosyal sınıfsal ayrışmada çözümler bulunmalıdır.
 

AKP SORUNU DİLLENDİRDİ 
-  Hükümetin açılım politikası bir sonuç elde etmeye yetecek mi?
AKP Kürt sorununu araçsal bir şekilde kullanıyor. Kürt sorununu ortaya koydu, söylem geliştirdi fakat arkasını getirmedi. Fakat bu söylemin var olması bile bazı yerlere gelmemize sebep oldu. Mesela çift dilli tabela kullanılması gerek iktidar gerekse muhalefet tarafından sert tepkilerle karşılandı. Esasında bu direnç noktasının oluşması bile o talebin varlığını meşrulaştırır. İşin ilginç yanı bu çift dilli tabelalar Diyarbakır'da uzun yıllardır var. Yeni bir şey değil. Peki, neden şimdi gündeme geliyor? Çünkü bunu bir Kürt'ün ağzından duyduk da ondan. İşte bu dirençlerin kırılması ve ortak bir noktada buluşulması şart.


ŞİDDET SEMBOLİK VE FİZİKİ
-  Kürt hareketinin radikalleşmiş ve şiddete kaymış bir grubun eline olduğunu söylüyorsunuz. Kimdir bu grup?
Kürt hareketinin radikalleşmiş ve şiddete kaymış bir grubu var, bu şiddet de sembolik ve fiziki olmak üzere iki türlü. Türkiye'de Kürtlere uygulanan şiddet on yıllardır sembolik şiddettir. Sembolik şiddete aynı şekilde cevap veremeyen Kürtlerin uygulayacağı şiddet ise tabii ki fiziksel olacaktır. İşte PKK da bu noktada devreye girer. Şiddetin derhal durması gerekli, bunda hiç kuşku yok. Ama sadece şiddet görmüş bir grubu şiddet yapmakla suçlamak da haksızlık olur. Çocuklar taş atıyor diye hapse atıldılar ki taş atmanın tek siyasi etkinlik olduğu bir bölge orası. Eğer Batı Avrupa'da olsalardı, belediye seçimlerine girer belediye encümeni seçilirlerdi. O yüzden dengeyi iyi kurmak lazım.


KADINLAR OVADA, ŞEHİRDE
-  Kadınlar siyasette çok etkin. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Avrupa'da feminizm hareketleri büyük savaşların öncesinde ya da sonrasında yaşanmıştır. Bunun nedeni de genç gücün savaşta olması ve ölmesidir. Mesela Fransa'da kadınlar haklarını erkeklerin var olmadığı bir ortamda çalışma hayatına girerek kazanmışlardır. Bugün Kürt erkeklerin çoğu dağda. Şehirde, ovada iş kadınlara düşüyor. Politika, sivil toplum, particilik işi o yüzden kadınlara emanet. Hatta erkeklerden daha başarılı oldukları bile söylenebilir.  Bu, görülmesi ve takdir edilmesi gereken bir şeydir. Bırakın Kürdistan'ı, Türkiye'den öcü gibi görünen İran'da bile kadınların siyasete katılım oranı çok yüksek. Bu yüzden dogmatik bakış açısından kurtulmak şart.

DİL SERBESTLİĞİ ŞART
-  Kürt sorununun çözümü için sizin bir 'açılım metodunuz' var mı?
Sorunun çözümü için yerel yönetimin güçlenmesi şart, bir de dil problemi. Lozan Anlaşması Türkiye'nin kurucu anlaşmasıdır. Herkes hakkında konuşuyor ama kimse okumuyor. Burada dil konusunda belirtilen haklar Kürtlere tanınmalıdır. Kürtçe eğitim veren okulların açılması şart. Eğer bu okullar serbest bırakılırsa giden olduğu gibi gitmeyen de olacaktır. Yani ayrışma değil birleşme olacaktır. Belki de bir gün o okullara ihtiyaç bile kalmayacaktır. 301. madde kesinlikle kaldırılmalıdır. İfade özgürlüğü çok önemli. Hiçbir şeyden korkmamak lazım çünkü korktukça sorunlar daha da büyür. Barajın düşürülmesi de bir o kadar önemli. Bu pazarlığı yapılacak bir şey değil. Hatta barajın sıfıra indirilmesi ve iki turlu seçime geçilmesi bütün bu problemleri ortadan kaldırır.

ŞEYH, AĞA VE DEVLET KISKACI
-  Cemaatler Kürt meselesine mesafeliydi şimdiye kadar. Fakat şimdi, Öcalan ile Gülen cemaati arasında bir yakınlaşma söz konusu. Bu değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
İslami hareketler Kürt halkının içinde her zaman var olmuştur. Mesela Şeyh Said isyanı etnik bir isyan olduğu kadar dini de. Hollandalı Bilim adamı ve Kürt Uzmanı Martin Van Bruniessen'in dediği gibi Kürtler üç yapı arasında sıkışmıştır. Şeyh, ağa ve devlet. Bu üç gücün arasından özgür bir birey olarak çıkmak o kadar da kolay değil. PKK'nın kuruluş ideolojisi Marksist-feminist bir ideoloji olduğu için din konusu ikinci plana atılmıştır. Müslümanlığı ortak payda kabul edip bunun üzerine bir şeyler inşa etmeye kalkışırsak o zaman inananlar, inanamayanlar gibi bir ayrıma gidilir ki bu en az şuanki durum kadar tehlikelidir.

Eğer Gülen cemaati ile Öcalan arasında bir yakınlaşma varsa ve bu yakınlaşma Türkiye'nin şeriat devleti ve Kürdistan-bölünme gibi tabularını törpüleyecekse bravo demek lazım. Ancak bu yakınlaşmadan 'Türklerle, Kürtler Müslüman'dır kardeş olsunlar' fikri çıkarsa o fikir daha tehlikelidir. Müslümanlık üzerinden yeni bir kimlik yaratılmaması gerekir. Yoksa bu durum Türkiye'nin izolasyonuna yol açar ve kendi içine kapanmasını sağlar.

Avrupa'da PKK'ya devrim vergisi
- PKK'nın Avrupa'dan destek aldığını biliyoruz. Kim veya kimler, bu desteği nasıl sağlıyor?
PKK'nın Avrupa'da destekleri var. Kürtlerin yoğun olduğu birçok Avrupa ülkesinde bu destek söz konusu. PKK'nın hareketlerini özgürleştirme hareketi olarak gördükleri için büyük bir yardım söz konusu. Kader birliği içinde bir arada olan denekler, bireyler, devrim vergisi alanlar var. Özellikle de Hollanda, İsveç, Almanya ve Fransa'da.

Her an her şey değişebilir
ŞİMDİ çok uzak gördüğümüz bu çözümler, bir bakarsınız oluvermiş. Çünkü Türkiye'de kamuoyu oyun hamuru gibidir. Her an her şey aniden değişebilir. Yarın iktidarda radikal değişiklikler olur. İşte o zaman bu çalkantılı dönem aşılabilir. Bunu unutmayın.

 



FACEBOOK İLE YORUM YAZ | Facebook hesabınızla üye olmadan yorum yazın

YORUM YAZ
volkanankara - Ankara
gerçekten de "Irak'daki kürt ulus devletine" bakmak lazım. meğerse orda hiç baskı yokmuş yıllar önce aşmışlarmış milleyetçiliğin hortladığı yılları. şaka mısınız siz? Allah'ın feodal toprak ağalarının kurduğu aşiret devletlerini bize demokratik devlet diye yutturacaksınız. Daha çok beklersiniz. Kendi saçma sapan sloganlar ve ezberlenmiş iki kelimeyi tekrarlamaktan başka bir derinliği olmayan görüşleriniz bizi hiç ama hiç etkilemiyor haberiniz ola..
shavdar - Adana
hoca avrupalilari eleştiriyor türkiyeyi tanımamakla ancak kendisinin türkyeden ve kürt sorunundan hiç haberi yok artı hele kürtleri hiç tanımıyor ve sadece gazetelerde ki köşe yazılarını okuyarak edindiği bilgiler üzerinde yorum yapıyor. farklı iki devlet kurulduğunda bu seferde diğer devletin kendi azınlıklarına baskı uygulayacak dayanağı tamamiyen kürt realitesinden uzaktır buyursun gittin ırakta bir kürt ulus deveti var ve ordaki azınlıkları görsün biz milliyetçiliğin hortladığı yılları aşalı cok uzun bir zaman oldu sanırsam kendisi hala hittler ve diğer ırkçı sistemlerin etkisini kafasından sile bilmişdeğil. kürt sorunuda anlatıldığı gibi cok büyük bir sorun degıldır türkide dinamik bir toplum yoktur hakim bir bürokrasi ve silahı olan medya verdır ki istediklerinde cok kısa bir zaman içinde bunu rajatlıkla hallka empoze aderler. halkın tepkisede zaten türk basının yapmış olduğu milliyetçi bohbohlamadan b
özdemir akı - Adana
bu şahsın dünyadanhaberiyok akıllı zanneden kişi lozanın dil konusunda sadece azınlıklar ile ilgili oldugunu bilmiyor. kürtler azınlık değilki bu milletin asli unsuru. fransızlar evvela korsikalıları bir dinlesin hele. almanlar neden eyaletlere bağımsızlık vermez ingiltere neden ingilizceden başka dili resmi dil olarak tanımaz.bakın ikinci dil kürççe olusa ne olur. bir davada kürtçe dilekçe yazarsın karşı tarafa türkçeye ercüme ettirirsin karşı tarafın vereceği türtçeyi kürtçeye tercüme ettirirsin mahkeme kararını kürtçe ve türkçe olmak üzere iki dille yazar. ha sırada bekleyen arap kökenli kardeşlerimiz ve laz kökenli kardeşlerimizide düşünün. şimdi bir kürt kökenli kardeşimiz bir laz kökenli kardeşimiz aleyhine dava açarsa ne olur biliyormusunuz laz dilekçesini hem kürtçeye hemde türkçeye terc üme ettirecek kürt cevap layhasını hem türkçeye hemde lazcaya (nasılolacaksa) tercüme ettirecek daha yazayımmı
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan AKŞAM ve aksam.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER RÖPORTAJ HABERLERİ
FOTO & VIDEO GALERİ
GÜNÜN KARİKATÜRÜ
Günün karikatürü
BAY METROPOL
Metrobüs uyuma‘kamu’ya sahip çık
AKŞAM ÖZEL RÖPORTAJ
MİT'e yapılan saldırının asıl nedeni 2014 süreci
MİT'e yapılan saldırının asıl nedeni 2014 süreci
Satır arası...İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcıvekilliği'nin KCK soruşturması kapsamında MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın da aralarında bulunduğu üst düzey istihbaratçıları şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırması ülkede adeta bir depremi tetikledi. Önce soruşturmayı başlatan savcı Sadrettin Sarıkaya'ya soruşturmadan el çektirildi ve İstanbul emniyetinde adeta tasfiye operasyonları yapıldı, ardından da MİT kanununda değişikliğe gidilerek teşkilat mensuplarına soruşturma açılması için Başbakan Erdoğan'dan izin alınması şartı getirildi. Buzdağının görünmeyen kısmında Fethullah Gülen Hareketi kastedilerek yapılan 'cemaat-AKP çekişmesi' yorumları tüm haftanın en çok tartışılan meselesi oldu. Bu baş döndüren süreci siyasal araştırmalarıyla tanınan Ankara Sosyal Araştırmalar Merkezi (ANAR) Genel Müdürü Dr. İbrahim Uslu ile konuştuk. ANAR AKP'ye her ay düzenli olarak kamuoyu araştırmaları sunan ve toplumsal dinamikleri oldukça iyi analiz eden bir araştırma şirketi. Bu nedenle yarın da Türkiye'de seçmen tercihlerinin nasıl şekillendiği ve AK Parti üzerine konuştuğumuz bölümü yayımlayacağız.