Çarşamba akşamı üç kişilik bir gazeteci grubuyla Asmalımescit civarlarında dolanıyoruz. Her yere girip bakıyoruz neler oluyor diye. Sokaklar arası gezinme sırasında Yakup'un camından Okay Gönensin'i görüyoruz. Muzaffer Akyol'la koyu bir sohbet içindeler. Yanlarına gidiyoruz ve neşeli bir sohbete başlıyoruz. Herkes birbiriyle ilgili geçmiş anılarını anlatıyor.
Bir süre sonra Akyol kızıyla buluşmak üzere yanımızdan ayrılıyor. Yakup'ta, Okay Gönensin'i ağırlamak isteyen bir masa daha var. O masaya geçiyoruz. Her medeni toplulukta olduğu gibi tanışma ritüeli uygulanıyor. Yani ellerimizi birbirimize uzatıyoruz, isimlerimizi söyleyip tokalaşıyoruz.
Masada bulunan iki beyefendiyle tanıştıktan sonra daha genç olana elimi uzatıyorum 'Tuğçe ben' diyorum ama cevap yok. Cevap olmadığı gibi el de yok. Hatta beyefendi uzattığım elime garip bir ifadeyle bakıyor. Sanki yadırganacak, sıra dışı kabul edilecek bir davranış sergilemişim gibi.
Sanırım farkında olmadan elimi sıkması konusunda ısrarcı davranıyorum ve elimi çekmiyorum (çekemiyorum). Tüm masa bize bakıyor. Ve genç beyefendi elini uzatıyor. Avuç içlerimizin birbirine değmemesine özen göstererek hızla geri çekiyor elini. Çok şaşırıyorum.
Masadaki yerimi aldıktan sonra kendimi tutamıyorum ve masa ahalisine 'Hayatımda ilk defa böyle bir durumla karşılaştım. Beyefendinin el sıkmamasının özel bir sebebi mi var?' diye soruyorum.... Kimseden yanıt gelmiyor.
Masanın esas sahipleri hızla başka bir konu açıp sohbeti yönlendiriyorlar. Ama benim rahatsızlığım geçmiyor. Yanımda oturan arkadaşıma 'Kim bu?' diye soruyorum. 'Can Belge. Murat Belge'nin oğlu' yanıtını alıyorum...
Hayretim ve şaşkınlığım artıyor. Murat Belge'nin oğlu... Taraf gazetesinde spor yazarı olan... Eğilip bakıyorum, önünde rakı kadehi var. İçki içiyor ama el sıkmıyor. Anlayamıyorum.
Diğer iki arkadaşıma soruyorum onlarla tokalaşmak yerine elini göğüsüne vurarak selamlaştığını öğreniyorum...
Masadan kalkma zamanımız geldiğinde sandalyesi yüzünden çıkamadığım Can Belge'ye 'Elimi sıkmakta sakınca gördünüz ama belki sandalyenizi çekmekte görmezsiniz' diyorum... Sandalyesini hızlıca çekiyor. Diğer iki beyle tanıştığımıza memnun oluyoruz, iyi gecelerleşiyoruz ama Belge'yle maalesef... Sabah uyanır uyanmaz bir-iki fikir bolu dostumu aradım. Olayı anlattım... Bir tanesi 'Müslümanlıktan' dedi. Diğeri 'Kabalıktan.' Sonuncusu ise 'Değişik bir kişi havası takınmak istemiş' dedi.
Neden bu kadar takıldın diye soracak olursanız cevabım çok net. Yahu adam Murat Belge'nin oğlu. Murat Belge ülkenin en tanınmış aydınlarından. Üniversitedeki öğrencilerinin anlata anlata bitiremediği bir kişilik. En sevilen, en sıcak bulunan, mütevazı aydınlardan. Daha önce ne bir kabalık ne de medeniyetsiz bir haline rastlanılmış.
Hatırlar mısınız bilmem ama 'İnanç ihtiyacı duysam Hıristiyanlığı seçerdim' açıklamasıyla bir hayli de tartışılmıştı. Yani kafamdaki Murat Belge'nin oğlu bu oğul değildi. Artık bu hareketin sebebi inanç mıdır, tavır-tarz mıdır bilemeyeceğim ama kadınlara kibar davranılmasına alışık olduğum bir kesimden geldiğim için çok rahatsız oldum.
Nedense Murat Belge'nin de en az benim kadar rahatsız olacağından da eminim.
Ali Gürsoy'a AKP baskısı
Futbol, iş ve sosyete camialarının yakından tanıdığı bir isim Ali Gürsoy. Ergun Gürsoy'un oğlu... Sık sık hakkında konuşulan biri. Evlenmeden önce çapkınlık haberleriyle de magazin gündeminden düşmeyen isimlerdendi. Son dönemlerde hakkında (özellikle genç yaşına rağmen üç kere umreye gitmesi üzerine) dine dönüş dedikoduları dolanıyordu.
Her dedikoduyu ciddiye almıyoruz elbet, ayrıca insanların dinle olan ilişkileriyle de ilgilenmiyoruz.
Ama... Son günlerde ortalıkta dolaşan bir bilgi hayli dikkat çekici. Anlatılanlara göre Ali Gürsoy, AKP'ye katılması ve bilfiil partide görev yapması için teklif alıyormuş.
Teklif zaman içinde yerini baskıya bırakmış. Bu konuda ne yapacağını bilmeyen Gürsoy hem baskıdan bunalmış hem de AK Parti'den siyasete girmenin doğru olup olmayacağını kestiremiyormuş.
Metin Şentürk gerçekten kör mü?
YILLARDIR bu sorunun cevabını merak ederim. Zaman zaman televizyonda tavla oynarken, jet-ski kullanırken, son derece hatasız şov programı sunarken Metin Şentürk'ü izlemiş olmak 'Acaba mı?' diye sormama sebep olmuştur.
Hatta kısa bir süre önce Etiler'de araba kullanırken kendisini gördüğüme yemin bile edebilirim. Merak ettiğim ve bir yanımın asla ikna olmamış olduğu bu konuda yaptığım araştırmaların sonucunu şimdi sizlerle paylaşacağım.
Şentürk'ü iyi tanıyan herkes 'Tanıdığın zaman onun kör olduğunu unutursun' diye anlatıyor. Tüm hayatı çok iyi organize edilmiş. Sürekli yanında onu doğru yönlendiren birileri varmış. Cep telefonu ona göre özel yapılmış mesela ve tüm kullandığı eşyalar da...
Televizyon programında mutlaka yanındaki kişiden direktif alıyormuş. Sırtına parmakla dokunarak ne yapması gerektiğinin sinyalini veriyormuş yanındaki kişi. Üç parmak üzerinden kurulan bu sistemde bir parmak 1'inci kameraya, iki parmak ikinci kameraya bakması anlamına geliyormuş. Ayrıca bileğine yapılan yönlü dokunuşlara göre yürüme yönünü düzenliyormuş.
Haa; araba kullanırken gördüğüm kişi ise kendine tıpa tıp benzeyen erkek kardeşiymiş. Benzerlik o kadar fazlaymış ki bazen insanlara şaka yapıyorlar ve bu şakalar 'Metin Şentürk aslında kör değil' dedikodularının çıkmasına sebep oluyormuş.
Dudağını makasla kesen kadın
BEBEK Lucca'dayız. Masada Figen Batur, Sarp Batur ve Özben Önal var. Hava çok güzel. Dışarıdaki masalar da dolu. Biz cam kenarında oturuyoruz. Bir ara sohbet durmuş, herkes camdan dışarıya bakıyor. Camın önünde oturan kadını bir yerden tanıyorum ama kim, çıkartamıyorum.
Bir dönem magazin basınını hayli peşinden koşturan ama aniden ortadan kaybolan Başak Özbek galiba diye düşünürken, kadın çantasından ince uçlu bir tırnak makası ve ayna çıkartıyor. Aynayla dudaklarını inceledikten sonra tırnak makasıyla üst dudağının ucunu kesiyor. Gözlerim yerinden oynamış halde masamda oturanlara bakıyorum, hepsi ağzı açık aynı olayı izliyor. Şok geçiriyoruz. Kimisi yemekte olduğu eti midesi bulandığı için kenara itiyor, kimisi de 'Ne yaptı?' diye hayretle soruyor.
Başak Özbek'in dudakları silikonlu, fazlaca belli. Acaba bizim bilmediğimiz bir tıbbi müdahale mi bu diye düşünüyoruz. Sonra ortak bir karar veriyoruz. Dudağı kurumuş ve kuru kısımları kesiyor. Çok saçma ama ne yapalım, en mantıklı yorumu yapıyoruz.