Türk Basını'nın, özellikle de kimi gazetelerin iÅŸleyiÅŸini çok iyi bildiÄŸim için yapılan her sayfaya, görüÅŸülen her kiÅŸiye kuÅŸkuyla bakıyorum. Özellikle yandaÅŸ basında yapılan yayınların hiçbiri nedensiz ya da tesadüf deÄŸil; sanırım pek çok okur bunu öÄŸrendi. Bu yüzden de pazartesi günü NeÅŸe Düzel'in Mahmut Övür'le yaptığı röportaj hakkında da bir soru iÅŸareti oluÅŸtu kafamda. Düzel'in her hafta yazdığı 'Neden' açıklaması yeterli deÄŸildi çünkü.
Dahası, NeÅŸe Düzel'in yıllardır nasıl röportaj yaptığını da biliyordum. Birilerini istediÄŸi eksene çekmek, aÄŸzından sadece kendi görüÅŸlerine uygun sözleri söyletmek ya da onları söyleyecek insanları bulmak gibi bir yöntem uyguluyor. Onun röportajları objektif bir ifade platformu deÄŸil, bir 'ortak görüÅŸün' ideolojik altyapısını hazırlamak. Eskiden biraz daha örtülüydü, biraz daha satır aralarından ilerlerdi belki. Ama ÅŸimdi ayyuka çıktı.
Neden Mahmut Övür peki?
Kendi gazetesi bile onun hiçbir iÅŸe yaramayacağını anlamış, hiçbir ÅŸeyi beceremeyeceÄŸini görünce en zararsız yerlerden birine kaydırmış. Belediye haberlerini vermiÅŸler! Neden belediye haberleriyle ilgilenen biri kalkıp da Ergenekon hakkında atıp tutar, toto oynar?
Medyada bu gibi iÅŸlerin altında illa- ki bir motivasyon vardır. Mesela kendilerini bir yemeÄŸe satacak kadar ucuz olan bir karı-kocanın fiyatı çok ucuzdur. İkisinin karnını doyurduÄŸunuz takdirde yazmayacakları ÅŸey yoktur. O yüzden kalkıp da köÅŸesinden Ergenekon ahkamları kesip, hedef gösterdiÄŸinde ciddiye almıyorum. Sadece acıyorum, çünkü bunları 'karın tokluÄŸuna' yaptığını biliyorum. Zira aç kalırsa daha da saldırgan olur.
Ama Mahmut Övür, bir köÅŸeye atıldığından, artık hiç kimse önemsemediÄŸi için üzerinde durmadığım bir basın kaybedeniydi. Acınacak durumdaki biriyle neden uÄŸraşılsın zaten. Ve onun motivasyonu, durumu hakkında da herhangi bir fikrim yoktu.
Ta ki NeÅŸe Düzel'e o spekülatif açıklamaları yapana kadar... Halbuki rahat dursa, oturup belediye çukurlarını ve kanalizasyon sorunları yazsa, bir foseptik yazarı olarak kalsa kimse onun da pisliklerini dökmeyecek. Emeklilik gününü dolduracak.
Medyada bu gibi adamların her yaptığı kişisel olduğu gibi, onun da aklında meğerse bir plan varmış.
Dün, odatv.com'un açıkladığına göre Mahmut Övür meÄŸerse CHP'nin Kars'tan üyesiymiÅŸ. Geçen seçimlerde de milletvekilliÄŸine aday adayı olmuÅŸ ama Deniz Baykal'ın vetosuyla karşılaÅŸmış. O gün bugündür de sistematik bir ÅŸekilde CHP ve Deniz Baykal aleyine muhalefet yapıyormuÅŸ.
YandaÅŸ basın tarafından Deniz Baykal'a 'Ergenekon'un avukatı' muamelesi yapıldığı bir dönemde Övür'ün kalkıp da o mecralarda Ergenekon hakkında konuÅŸması manidar deÄŸil mi?
Deniz Baykal da bu olup bitenin farkında tabii ki ve ÅŸimdi Övür'ün CHP'den uzaklaÅŸtırılması konuÅŸuluyor.
Mahmut Övür 'Medyadan Ergenekoncular uzaklaÅŸtırılacak' diyor.
Tamam hiçbir itirazım yok. Hiç kimsenin de olamaz. Peki kendi köÅŸesini, mesleÄŸini kendi çıkarları için satanlar? Bir akÅŸam yemeÄŸine görüÅŸ deÄŸiÅŸtirenler? Milletvekili olamadı diye sistematik bir karalama kampanyası baÅŸlatanlar?
Onların da uzaklaşması gerekmiyor mu?
Türk dergiciliÄŸini batıranlara meslek dersi
Yıllar önce Nokta dergisini yeniden çıkartmak istediÄŸinde bir akÅŸamüstü içkisi için Ercan Arıklı'yla buluÅŸmuÅŸ ve neler yapılabileceÄŸini konuÅŸmuÅŸtuk. Havada onca fikir uçuÅŸmuÅŸtu. İçinde medya olmalı, dedikoduya yer vermeliyiz, ÅŸehirden kopmamalı, modern olmalı gibi... Ona o zaman üç-dört sayısı çıkan Tina Brown'ın Talk dergisi gibi olması gerektiÄŸini söylemiÅŸtim yeni dönemin Nokta'sının.
'YavrucuÄŸum, güzel söylüyorsun ama biliyorsun ki bu dergi Amerika'da da tutmadı' demiÅŸti. Hakikaten de Talk, Tina Brown'ın da sonu oldu.
Ama benim için eski sayıları hala bakılası, eksiklerine raÄŸmen heyecanla okunası bir dergiydi. Arıklı da ben de tutmadığını biliyorduk elbette ama bu modeli geleceÄŸi olduÄŸu da ortadaydı.
Bir kere yeniydi. Alışıldık dergilerden ayrılıyordu, kapağı da içeriÄŸi de farklıydı. Bir gazete gibiydi daha çok. İçinde magazin de, siyaset de, spor da, kültür sanat da vardı. Brown'ın eski durağı Vanity Fair gibi ÅŸöhret merkezli deÄŸildi. Ama biraz da ne merkezli olduÄŸunu bilmediÄŸi için formülü yok gibiydi. Sanırım sonunu da bu 'yönsüzlük' hazırladı. Bu arada bizim 'modern' Nokta projesi de hiç hayata geçmedi.
Eksiklerine raÄŸmen aklımın bir köÅŸesinde 'gazete gibi dergi' modeli kalmıştı. Bir gün doÄŸrusu yapılınca baÅŸarıya ulaÅŸacağını düÅŸünüyordum.
Yıllar sonra benim Talk kadar heyecanlandıran yeni bir dergiyle tanıştım: Tyler Brule'nin Monocle'ıyla.
1 senedir takip etmeme raÄŸmen, Monocle'a neden bu kadar baÄŸlandığımı geçen pazar gününe kadar anlamamıştım.
Pazar Sabah'ta ünlü dergicilerimizden Eray Makal'ın Brule hakkında yazdığı yazı kafamda ampulü yaktı. Monocle, 'gazete gibi dergi' modelini baÅŸarıyla uygulamış, bunu paranın geldiÄŸi merkezlere de pazarlamış ve bir anlamda Talk'ın yapamadığını yapmıştı.
Makal'ın yazısı Türkiye'deki kötü dergicilere 'ders' niteliÄŸinde. Her publisher'ın okuması gerekiyor.
Bakın nasıl anlatıyor Makal yakından takip ettiği Monocle'ı:
'Monocle, sizi eleÅŸtirel bir dünyaya dahil olmadan sürekli bir bilgi bombardımanı altına sokuyor. Derginin her sayısındaki yazı ağırlığı, piyasadaki endüstriyel bir romandan daha fazla. Ortalama 50 bin kelimeden bahsediyoruz.'
Ve bir de bu derginin nasıl para kazandığının yanıtı:
'Dünya para merkezleri neredeyse oraya doÄŸru kaymayı tercih eden Brule, editoryal anlayışını Avrupa ve Japonya odaklı yazı ve haberlerle kuruyor. Yine bir ilk sayılan, daha önce 'lifestyle' dergilerinde hiç yer almayan Manga kültürünü dergiye taşıdı. Kahramanlar çizgi roman içinde markası belli ürünlerle dolaşıyor. Tüm dergide, neresi reklam neresi gerçek makale olduÄŸu kavranmayan yazılar arasında, birçok markanın ve reklam verenin adı geçiyor.'
Tyler Brule'nin tecrübesinden dergicilerin artık sadede yayıncı ya da gazeteci olmasının yeterli olmadığı da anlaşılıyor. Bir dergiyi ayakta tutan ÅŸey aynı zamanda yöneticisinin pazarlamadan, reklamdan, ekonomiden de anlamasıdır. Kabul ediyorum, bu da zor bulunan bir formül.
Maalesef Türkiye'de bu anlamda bir publisher modeline bir tek Ercan Arıklı uyuyordu. Ancak onun da son yılları alıştığımız yenilikçiliÄŸinden epey uzak, hatta demodeydi. Ercan Bey biraz zamana yenilmiÅŸti.
Fakat ondan sonra gelenler de dergiciliÄŸi tamamen yok etti, yüzlerine gözlerine bulaÅŸtırdı, batırdı.
Yine de düÅŸünmeden edemiyorum, o yaÅŸasaydı dergicilik böyle yok olur muydu?