• $8,3277
  • €10,109
  • 490.926
  • 1441.22
09 Haziran 2014 Pazartesi

Türkiye’nin önlenemez yükselişi

Kalkınma denilen olayın iki önemli dinamiği var. Bunlar harekete geçtikten sonra, onu geriye çevirmek mümkün değildir. Bu iki faktörden biri, toplumun değişme talebini karşılayacak toplumsal ve siyasal aktörlerin ortaya çıkması, ikincisi ise ekonomide “üretim faktörlerini harekete geçmesini “ sağlayacak alt yapının kurulmasıdır.
Başbakan Erdoğan’ın 3. havaalanının temel atma töreninde yaptığı konuşmanın, meydanda toplanan binlerce insanda yarattığı dalgalanma, medya üzerinden ülke çapında heyecana dönüşmesi bazı karamsarların içlerinde dahi bir kıpırtı uyandırma ihtimali, Türkiye’nin ilerleyişinin yeni bir boyut kazanmış olmasının işareti olarak görülebilir.

Kalkınma nasıl olur?

İktisadi gelişme derslerinde hocaların üzerinde çok sık durduğu bir mesele vardır: Ulaştırma sistemi sadece bir ulaşım imkânından ibaret değildir. Ulaştırma, ekonomideki üretim faktörlerini bir araya getirerek, üretim imkânına dönüştürecek olan başlı başına bir “üretim dinamiğidir”. Bu sebepledir ki Türkiye’nin son on yılda olağanüstü bir hızla geliştirdiği bu sektör, bölünmüş karayolu sistemi, hızlı tren projeleri ve nihayet milyonlarca insanı taşıyan havayolu sisteminin yarattığı ekonomiyle, bütün sektörleri etkileyen bir ''tamamlayıcı, entegre edici'' bir tesir yaratmaktadır.
Türkiye’nin kalkınmasını taşıyan, toplumsal aktörlere bakıldığı zaman, bilhassa beşeri kaynağın zenginleşmesinin bu süreçteki rolünü görmek gerekir. Türkiye, teknolojiden üretim organizasyonuna, tasarımdan reel üretim sürecine, finansmandan uluslararası yatırımcılığa kadar, hemen her alanda zengin bir insan kaynağına sahiptir. Bugün bu toplum, iş yapma kabiliyeti, kapasitesi ve tecrübesi küreselleşmenin dinamikleriyle bütünleşerek uluslar arası pazarlarda kendisini kanıtlamış ve bu tecrübeyi ülkenin kalkınma hamlesine sokan, sokmakta olan “yenilikçi bir girişimci” zümreye sahiptir.
Bütün bunların olması tek başına yeterli değildir. Halkın devlete güven duyduğu, devletin toplumla ilişkilerinin bu güvenle beslendiği bir yönetim anlayışına ve “demokratik istikrara” ihtiyaç bulunmaktadır. Demokrasi olmadan, ekonomik gelişmenin başarılması bu topraklarda mümkün değildir. Bu ülkenin insanları, devletiyle barışarak, demokrasi içerisinde büyük zorlukları aşabileceğini 1950’lerden bu tarafa, her demokratikleşme hamlesine verdiği cevapla adeta ispatlamış gibidir.

Türkiye’nin gücü

Bugün 3. havalimanını inşa eden Türkiye, milyonlarca insanı, milyonlarca ton ürünü, sadece iç pazarlarla değil dünya pazarlarıyla bütünleştirecek, yalnızca bir prestij yatırımı yapmadığını aynı zamanda ekonomide “yeni bir büyüme hedefine” yürüdüğünün bilincinde olan bir ülkedir. Bu havaalanı yatırımıyla, Almanlarla rekabet eden bir ülkenin küresel güç olma yolunda nasıl bir mesafe kat ettiğini anlamak gerekir.
Hâlâ Türkiye’de eski düzenin özleminde olanların, “yarı köylü, içine kapalı, bürokrat ve militer kadroların yanında bir kısım devletçi kapitalistlerle mutlu bir şekilde yaşadığı” yoksul ve uluslararası güçlere bağımlılığı ölçülemez düzeyde bulunan eski Türkiye’ye romantik övgüler düzenlerin, bu gelişmelerden duydukları “rahatsızlıklarının geçici” olduğunu düşünüyorum. Çünkü büyüyen Türkiye onları da etkileyecek, onların da hayatını ve beklentilerini olumlu bir şekilde değiştirecek olan bir ülkedir. Her şeye rağmen iflah olmaz kötümserliğin ideolojik saplantılarından kaynaklandığı ise ayrı bir konudur.
Karamsarlığın yerini iyimserliğin alması, içinde yaşadığımız gerçekliğin üretkenliğine ve yaratıcılığına bağlıdır. Türkiye yeni bir geleceğe yöneldi ve ilerliyor. Bu ilerleyişi durdurmak artık mümkün değildir.

<p>İşgalci İsrail'in işgal altındaki Doğu Kudüs'te Filistinlilere yönelik müdahalesi devam ederken,

Kudüs'te tepki çeken görüntü! Mescid-i Aksa'dan alevler yükselirken Yahudiler Kudüs Günü'nü kutladı

Define arar gibi aradılar! Yüksek fiyatlara alıcı buluyor

Sinovac'dan aşı açıklaması: Türkiye'ye üretim lisansı verdik

İşgalci İsrail, sivillerin yaşadığı 9 katlı binayı bombaladı