• $8,5303
  • €10,1234
  • 493.779
  • 1431.78
18 Haziran 2015 Perşembe

Siyasal coğrafya değişecek mi?

İmparatorluğun parçalanıp, paylaşıldıktan sonra, masa başında cetvelle çizildiği söylenen sınırların sonuna mı gelindi? Bir dönemin bittiği kesin fakat yerine neyin, nasıl bir siyasal haritanın konulacağı tartışılıyor. Aslında sadece bir tartışmanın yapılmadığını, bu coğrafyayı kana bulayan kirli hesaplara dayanan bir mücadelenin yaşandığını görmek gerekir. Son günlerde Suriye'de Tel Abyad'da yaşanan olaylara buradan bakmak gerekir.

Dünya sistemi, yüz yıl önce İngiltere'nin patronajında imparatorluğu parçalayıp pay ederken muhtemel bir bağımsızlık mücadelesiyle, milli direnişle karşılaşacağını tahmin etmişti ve bu sebeple bu mücadelenin sonucunda Türklere kalacak topraklarda, petrol gibi ekonomik bir değerin yer almaması, kalmaması gerektiğini öncelikli bir mesele yapmıştı. Dahası, Türklerin imparatorluk tasfiye edildikten sonra da eski topraklar üzerinde bir etkisinin kalmamasına dikkat etmişlerdir. Lozan'da Musul meselesinin kaybedilmesi, sıradan bir ulus devlet düzeninin öngörülmesi tesadüf değildir.

Kimin sınırı?
Bugün, yüz yıl sonra çizilen bu sınırlar, bu coğrafyada yaşayan insanlara dar gelmeye başlamıştır. Yaşanan olayları bunun sonucu olarak görmek doğru olacaktır. Sömürgecilik sonrası milliyetçilik ve bağımsızlık hareketleri Batılı ulus devlet formasyonunda oluştuğu için, sömürgecilerin çizdiği sınırlar içindeki ulus devletler, onların takip ettiği Batılılaşma hareketleri bu ülkelerin yönetici elitleriyle halkları arasında derin çatışma alanlarına sebep olmuştur. Bahar devrimleri bu çelişkilerin üzerinde yükselen siyasal gelişmelerdir.
Bir anlamda Ortadoğu’da muhtelif devletlerin sınırları içinde yaşayan halkların, demokratikleşme taleplerinin yükseldiği bu süreçte Batı sistemi ilk defa kendi kontrol ettiği 'Batıcı elitlerin' dışında, yeni siyasi kadrolarla karşılaşmıştı. Onları nasıl kontrol edebilirdi? Yoksa Ortadoğu sistemin kontrolünün dışına mı çıkıyordu? Türkiye’nin burada anahtar bir rolü olduğu açıktır. Türkiye yönetici zümreleri Tanzimat'tan bu tarafa Batıcı kadrolardan oluşmaktadır. Her ne kadar ikinci savaştan sonra ülke demokrasiye adım atmış olsa da yönetici zümreleri değiştirmekte, devlet içinde iktidar ilişkilerini düzenleyen ideolojik yapıyı ve kurumsal ilişkileri değiştirmekte uzun yıllar mümkün olmamıştı. Bu durumun iki binli yıllarda hızla değişmesi, özellikle AK Partili yıllarda Batı’nın mutemet adamlarından oluşan yönetici elitlerin iktidar kaybı ciddi bir sorundur. Türkiye'nin, Batı’nın kontrolünden çıkması, o çok hassas oldukları eski imparatorluk coğrafyasında ekonomik ve siyasal ilişki ağalarını hızla genişletmeleri, batı açısından nasıl kabul edilebilirdi?

Batı ne istiyor?
Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı çok önemli bir problem ise, Lozan'dan itibaren hep gündemde olan Kürt meselesinin 30 yıldır bir terör sorunu haline getirilmiş olmasıdır. Bu sorun, uzun yıllar Batı’nın Türkiye üzerinde tehdit olarak kullandığı bir konudur. İşte Türkiye bu mesele üzerinden Batı’ya affedilmez bir cevap vermiştir: Çözüm süreciyle bir taraftan terörü bitirmeye kalkmış, ülkede demokratik reformları yaparak vatandaşlarıyla farklı bir bağlamda yeni bir entegrasyon başlatmış; diğer taraftan da Kuzey Irak Kürtleriyle yeni bir ittifak yapmıştır.
Batı’nın elinden Kürt kartının alınmasına tahammül etmesini beklemek gerçekçi olmayacaktır. Nitekim Batı sistemi, BAAS rejiminin ayakta kalmasını dahi savunarak, bu rejimin desteğinde Suriye'de ortaya çıkan yeni terör yapılanmasının, Türkiye ve Kuzey Irak Kürt yönetimine karşı tavrının yanında yer almıştır. Batı sistemi, bu coğrafyada siyasi sınırları yeniden çizmek istiyor, buna bu ülkenin cevabı ne olacaktır?

<p class='MsoNormal'>Çok Güzel Hareketler 2 programının sezon finali yapmasının  ardından soluğu Köy

Yılmaz Erdoğan, yardım malzemelerinin yangın bölgesine ulaştığını duyurdu

Iğdır'da yıkılan cezaevinin yerine yapılan sosyal yaşam alanı ilgi görüyor

Milli Güvenlik Kurulu Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplandı

Uludağ'da yangın ihtimaline karşı helikopterli denetimler artırıldı