• $8,1547
  • €9,7283
  • 454.448
  • 1375.91
05 Şubat 2015 Perşembe

Muhalefet kendi sonunu belirliyor

Türkiye’de muhalefet sorunu müzminleşerek devam ediyor. Haziran seçimlerine kısa bir süre kalmışken, muhalefet partilerinin ve onların liderlerinin daha şimdiden kendilerini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve elbette ki AK Parti’nin belirlediği gündeme odaklamaları, “başkanlık sistemi” tartışmalarına yönelmeleri, hem taktik, hem de stratejik olarak “siyaset üretme krizi” içinde olduklarını ortaya koymaktadır. Belirlenmiş bir gündeme karşı çıkarak, simetrik bir siyasi tavır almaya kalkışmak, başkasının konumuna göre konum almak siyaseten etkisizleşmeyi kabul etmek demektir.

Türkiye “demokrasisinin derinleşmesinin” önündeki sorunların temelinde birincisi, muhalefet eksikliğinin; ikincisi, sivil toplumun tarihsel sindirilmişliğinin, üçüncüsü ise, aydın probleminin başlıca sorumluluğu olduğunu düşünmekteyim. Bu bakımdan, demokratikleşme mücadelesinde son yıllarda neredeyse bütün yük siyasi kadrolar içinde iktidarın sırtına yüklenmiş gibidir. ‘Gibidir’ diyorum, çünkü tarihsel sindirilmişliğine, baskı altına alınmışlığına rağmen, sivil toplumun yaşadığı değişim onu sürecin en önemli dayanağı haline getirmiştir.

Siyaset ve gelecek

Bu durumda problem, iktidarın demokratikleşme sürecinde, devletin geleneksel anti demokratik yapısal unsurlarına karşı (militer örgütlenme anlayışı, Kemalist ideoloji, otoriter laiklik, bürokratik elitizm vb) ortaya koyduğu mücadelede, muhalefet partilerinin farklı da olsa alternatif mücadele stratejileri ile sürece katılmamaları, toplumsal bakımdan “diyalektik bir etkileşim imkânından” mahrum kalınması anlamına gelecektir. Demokratikleşme sürecini, daha da zenginleştirerek ivmesini artıracak bu imkândan mahrum bırakmak demek, iktidar partisini rekabet etkisinden uzaklaştıracağı için, onun yavaşladığı veya duraksadığı noktada demokratikleşme sürecinin kesintiye uğraması tehlikesini ihtimal dahilinde tutmak demektir.
Bırakınız muhalefetin demokratikleşme sürecine alternatif stratejiyle katkı yapmasını, bütünüyle anti- demokratik kurumları, yapısal unsurları savunmasına ne demeli? Burada, en azından iki şeyi söylemek gerekmektedir: İlki, muhalefet partileri bu yanlışa düştükleri için siyaset üretme pozisyonunu kaybetmiş ve siyaseten ümit vermeyen, toplumu bir “gelecek projesine taşıma” iddiasından uzaklaşmış, en azından bu konuda inandırıcı olmayan bir yerde kalmış olmalarıdır.
Söylenecek ikinci husus ise, aydınlar ve sivil muhalefetle ilgilidir. Demokratikleşme mücadelesine, ister otoriter laiklik, ister ideolojik başka gerekçelerle, isterse de “resmi sol söyleme” dayanarak karşı çıkmış bulunsunlar; böyle bir tavır alan bütün aydın grupların, sivil muhalif hareketlerin hepsinin siyaseten bir özgül ağırlığından söz etmek zordur.

Siyaset üretme krizi

Gezi Parkı’nda ortaya çıkan “sivil eylem” ne zaman bu unsurlarla buluşup, bunların kontrolüne girdiyse o andan itibaren, etkisini kaybetmeye başlamış ve eski söyleme mahkûm olmuş, yani “demokratikleşme sürecine karşı bir zihniyetle” buluştuğu algısıyla etkisini kaybetmiştir.
Muhalefetin siyaset üretme krizi içinde bulunması ilk bakışta (elbette partiler için) bir liderlik sorunu olarak görülebilir, fakat sorunun sadece muhalefet partileriyle sınırlı olmadığını, sivil muhalefeti de kuşattığını, içine aldığını dikkate alınca daha “derinde” olduğu söylenmelidir. Temel problemin “devlet ve toplum” arasındaki “tarihsel çelişkide-bölünmede” yattığını AK Parti’nin bu yaklaşık iki yüz yıllık problemi “demokratikleşme süreci” olarak adlandırılan adımları atarak, reformları yaparak, yaşanan toplumsal devrime, toplumsal taleplere cevap veren bir siyaset izlediği için yükseldiğini söylüyorum.
Bugün muhalefet, bu problemi “fark edecek durumdan uzak” bulunmaktadır. Muhalefetin yaklaşan seçim öncesinde iktidarın gündemine “karşıt bir yerden girmesi-katılması” demokratikleşme sürecini daha ileriye taşıma işlevini tek başına AK Parti’ye bırakacağı gibi, muhalefet sorununun derinleşmesine de yol açacaktır. Bir anlamda muhalefet, yanlışlarıyla kendi sonunu belirlemektedir.

<p><b >'ORUÇ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ  ZAYIFLATMAZ GÜÇLENDİRİR'<br></p><p>Orucun  bağışıklık sistemi

Koronavirüs oruç tutmaya engel mi?

Sahur sofranızda bunlar olsun!

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya Başbakanı Dibeybe'yi resmi törenle karşıladı.

Düzce'de denizin bir kısmı kahverengiye dönüştü