• $8,4396
  • €10,0747
  • 492.239
  • 1392.91
13 Ekim 2014 Pazartesi

İktidar kaybı çılgınlığı

Herkes şu sorunun cevabını arıyor: Terör örgütü çevresindeki unsurlar neden birdenbire harekete geçip, Türkiye’nin sokaklarını ateşe verdi, otuz beş canın katledilmesine sebep oldu? Kimleri bu sorunun cevabını, terör çevresinde yer alanlar arasındaki, çözüm sürecini kabul etmeyenlerin inisiyatifi ele geçirmesi olarak verirken; bazıları da “Öcalan’ın tasfiye edilmesi, saf dışı bırakılması” olarak vermeye çalıştı. İşin içine haklı olarak, bu tür olaylarda hemen devreye giren “yabancı servis elemanlarının” rolünü vurgulayarak meseleyi açıklamak isteyenlerin yaptıkları değerlendirmeleri de unutmamak gerekir.

Bence asıl sorulması gereken soru “PKK-PYD ve bu çevrede siyaset yapan unsurların birdenbire neden bu kadar öfkeye kapılıp, kana susamış gibi çılgınca şiddete yönelmiş olmalarıdır.” Daha düne kadar çözüm süreciyle ilgili “şu sayfalar açılsın” diyenler, çözüm sürecini, sözde bir “barış yolu” olarak görenler neden şiddetin peşinde, zaman zaman da şiddeti kışkırtacak biçimde ön saflarda sahneye çıktılar?

Ne yapmak istiyorlar?

İki şeyi birbirinden ayırmak lazım: Birincisi; Türkiye’nin çözüm süreciyle şiddet örgütüne “artık bu işi sürdüremezsiniz, sizin önünüze koyduğumuz çözüm paketi, hem sorunun çözümü hem de sizin için tek çıkar yoldur” diyerek otuz yıllık kanlı bir defteri kapatan, köklü bir barış projesidir. Devlet, böyle bir projeyi uygulama kararlılığını ortaya koyarken, son yıllarda hızlandırdığı demokratikleşme süreciyle, Güneydoğu’da yaşayan Kürtlerle kurduğu etkileşime ve bütünleşmeye güvenmektedir.
İkincisi ise; örgüt çevresinin halkta oluşan barış talebine ve çözüm sürecinin bu barışı derinleştireceğine yönelik tavrı görüp, ayrıca terörle otuz yılda bir yere varamadığını, “oluşan şartlar” içerisinde de bunun imkânsızlaştığını fark edip, en azından kamuoyu nazarında süreci benimsediğini ifade etmesiydi.
Peki, şimdi ne olmuştur? Bu süre zarfında, Suriye’de Baas rejiminin katliamlarına karşı direnen, mücadele eden muhalifler ve Özgür Suriye Ordusu dışında kalan bazı unsurlar rejimle savaşmak yerine, rejimin gölgesinde doğrudan doğruya muhalif unsurlara karşı bir güç mücadelesine girişerek, “Baas rejiminin desteği altında” özellikle Suriye’de Kürt ve Türkmen bölgesinde katliamlar yaparak kendilerine bir iktidar alanı oluşturmaya gitmişlerdir.

Terörün politikası

“Demokratik ulus inşası” gibi bilimsel bakımdan hiçbir ciddiyeti ve teorik anlamı olmayan, ancak ilkel ve bağnaz fanatikleri tatmin edecek kavramlarla geri bir “Stalinist iç savaş stratejisini”, Baas rejiminin gölgesinde, masum halka karşı katliam yaparak bir siyasi fırsata dönüştürme çabası, bugün o sıkça söylenen “Kanton Yönetimi” diye isimlendirilen terörize edilmiş çoğu Türkiye’ye kaçmak zorunda bırakılmış halkın geride kalanlarının üzerinde kurulan kanlı bir iktidar yapısı yaratmıştır.
En başından itibaren, çözüm sürecini “nasıl sabote eder, engeller ve durdururuz” arayışında olan örgüt çevresindekilerle, Türkiye’de başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere Türkiye’nin bütün demokratik güç ve süreçlerine, düşman olanlar IŞİD’in Suriye’deki hunhar saldırılarını bir fırsat olarak değerlendirmeye girişmişlerdir. Terör çevresinin hesapları bellidir: Onlar Suriye Baas’ının gölgesinde oluşturdukları terör yapılanmalarını ilk adımda yerleşik bir düzene dönüştürme, ikinci adımda ise silahla ve şiddetle ele geçiremedikleri Türkiye’nin belli bir coğrafyasında “mahalli özerklik” adı altında fiilen oluşturma çabasındadır.
Dün IŞİD’in Yezidi Kürtlerini, Kuzey Irak’ta peşmergeleri katletmesine ses çıkarmayanların Kobani üzerinden Türkiye’ye ateşe vermesi, Suriye’deki Baas destekli iktidar alanlarını kaybetme korkusunun yarattığı bir çılgınlıktır.

<p>İzmir'e meteor düştüğüne dair iddialar sosyal medyayı karıştırdı. 31 Temmuz saat 01.54'te gerçekl

İzmir'e meteor mu düştü?

Bakanı Kurum, Antalya'da incelemeler yaptı

İstanbul'da tramvay raydan çıktı

İstanbul'da mesire alanları ve tabiat parklarında piknik ve spor yapılabilecek