• $13,6334
  • €15,2015
  • 787.441
  • 1997.69
10 Eylül 2014 Çarşamba

Batı, Türkiye ve NATO

Soğuk savaşın bitimiyle birlikte en çok sorulan sorulardan biri, ‘NATO’nun fonksiyonu ne olacak?’ sorusuydu. Bir anlamda ‘NATO işsiz kalıp tarihi vazifesini tamamlayarak kapılarını kapatacak mı?’ tartışması yapılıyordu. O günler geride kaldı. “NATO’ya Hayır Mitingleri”nde avaz avaz bağıran eski karşıtları bile artık NATO’yu savunur oldular. Son NATO zirvesi Galler’de toplandı ve dünyada yaşanan çeşitli çatışmaları ve istikrarsızlıkları ele alan çeşitli toplantılar yapıldı.

Zirve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden hemen sonra toplanmıştı ve Erdoğan seçimi birinci turunda kazanmış bir Cumhurbaşkanı olarak zirvede Türkiye’yi temsil etmekteydi. Bunun anlamı, NATO zirvesine katılan Türk Cumhurbaşkanı “üst üste seçimler kazanmış bir liderdi” ve geniş bir halk desteğine sahipti. Yani Batı liderlerinin karşısında, güçlü bir Cumhurbaşkanı vardı ve Batılı başkentlerde Türkiye ile ilgili “yapılan yanlış hesapları, estirilmeye çalışılan olumsuz havayı” daha fazla sürdürmek “siyasal olarak da doğru bir tavır” değildi.

NATO zirvesinde bir lider

İkincisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan bütünüyle Batı’nın istikrarsızlaştırıcı politikaları ve yanlışları yüzünden bir kaosa sürüklenmiş olan Ortadoğu’nun en istikrarlı, “en güçlü ve yegâne demokratik ülkesini” temsil etmekteydi. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki Batı’nın yanlış politik tercih ve kararları karşısında Türkiye hep doğru yerde durmuştu.
Hatırlatalım, Suriye’de bir katliam mekanizmasına dönüşen Baas rejimi, Türkiye’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu tarafından düşürülmek üzereyken, Batı tavır değiştirmiş ve başta IŞİD olmak üzere, bölgede birçok terör ve istikrarsızlık kaynağı yayılma fırsatı bulmuştu. Şunu ilave etmek gerekir ki, Türkiye’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu olmasaydı bugün Baas’ın alternatifi sadece IŞİD olurdu.
NATO zirvesinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bulunmasının verdiği diğer önemli mesaj ise, başta ABD olmak üzere, Avrupa ülkelerinin de uzun dönemde, bölgede işbirliği yapabileceği bir başka ülkenin ya da liderliğin bulunmadığı gerçeğiydi. Bu sebeple Türkiye’nin güçlenmesi, bölgeye istikrar ve huzur getirmenin de temel şartıdır. Batılı merkezlerin, Türkiye’nin güçlenmesinden duydukları rahatsızlığı bu bağlamda değerlendirmeleri, aksi takdirde karşılaşacakları “alternatif maliyetin” yüksekliğini hesaba katmaları gerekmektedir.

Yeni savunma konsepti

Geçmişte NATO sadece bir güvenlik örgütü gibi davranmamış, üye ülkelerin politik hayatlarına karışan eylemlerde bulunmuştur. Türkiye’nin “Batı vesayetinde tutulması” için birçok operasyonlarda kullanılan çeşitli unsurlar, (yerel adı Ergenekon olan örgüt de dâhil) bu yapı içinde çeşitli müdahalelere katılmışlar ve Türkiye’nin yaşadığı anti demokratik süreçlerin hazırlanmasında, çeşitli roller üstlenmişlerdir.
Bugün Türkiye eski yapıyı ve ilişkileri değiştiriyor, artık Batı’yla ilişkilerinin eski tarzda sürdürülmesi de mümkün değildir. Batılı başkentlerin “eskiden Türkiye bizim bilgimiz dışında bir şey yapmazdı, şimdi dinlemek, izlemek zorunda kalıyoruz” gerekçesini bırakıp, Türkiye’nin yeni siyasetini anlayarak, buna göre davranmaları gerekir.
Türk basınında, Batı’nın sözcülüğünü yapanlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu’nun “Batı eleştirilerini”, NATO için problem olarak sunmaları, NATO’nun bir güvenlik teşkilatı olduğunu görmezden gelerek, hala Türkiye’den “Batı’ya bağımlılık yemini” etmesini istediklerinin farkında mıdırlar? Bugün yeni bir Türkiye kurulurken yeni bir dünya şekillenirken NATO’nun da bu yeni duruma ayak uydurmasını istemek anlaşılması zor olmayan bir taleptir.

<p> </p>

Kamu işçisinin maaşı ne kadar artacak?

Polisleri şaşkına çeviren suçluların ilginç fotoğrafları

dünyanın en zor testi olduğu iddia edilen dikkat testi! Sosyal medyayı salladı

Limonu mikrodalgada 20 saniye ısıtırsanız... Bakın nasıl bir etkisi var