• $9,262
  • €10,7921
  • 526.391
  • 1409.56
9 Ekim 2014 Perşembe

Barışın düşmanları

Türkiye’nin başta IŞİD terörü olmak üzere bölgede oluşacak her türlü ihtimal için Meclis’ten çıkardığı tezkereye karşı “hayır” oyu kullanacaksınız, ondan sonra “Türkiye IŞİD’e karşı bir şey yapmıyor” diye Güneydoğu’da kampanya başlatıp, sokakları ateşe vereceksiniz!

Çözüm sürecinden rahatsız olanlar her durumu, Türkiye’nin aleyhinde kullanmak için fırsat kollamaktadır. Türkiye’nin çözüm süreciyle kurmaya çalıştığı barışın aslında “duygusal olarak parçalamak için uğraşılan biz duygusunu” yeniden inşa ettiği, yaklaşık iki yıl gibi kısa bir sürede yeniden bir “birleştirici güç yarattığı” ortaya çıkmıştır. Bu durum, ümidini teröre ve kan dökülmesine bağlayanlarda şok yaratmıştır. Çözüm sürecini sonlandırmak isteyenler, kısa sürede bu şoku atlatıp, yeni çareler aramakta gecikmediler.

Türkiye karşıtlığı

Bunlar kim midir? Bunlar arasında dış mihrakları yani Batılı istihbarat servislerini Almanya’yı, İngiltere’yi, Fransa’yı, ABD’yi hatta İsrail’i bir tarafa bırakıp, Suriye’yi, İran’ı hesaba katmayıp önce en yakındakilere bakmak gerekir. Çünkü “dış mihraklar” meselesi veri bir durumdur. Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmek istendiği bir süreçte, onlar zaten kendi rollerini üstlenmiş durumdadırlar. İçeriye baktığımızda, barışın inşa edilmesinden ve bu toprakların tarihindeki kardeşlik hamurunun yeniden karılmasından rahatsız olanları barışın düşmanlarını görürüz.
İşin ilginç yanı, bu barış düşmanlarının önemli bir kısmının ortak problemi “Erdoğan düşmanlığı” olmasıdır. Bir siyasetçiye, önce bir Başbakan’a, şimdi bir Cumhurbaşkanı’na bu kadar kin, öfke, düşmanlık duygusu gütmenin nasıl bir “ruh halini yarattığını”, bunun bireysel bir vaka olmaktan çıkıp nasıl bir “sosyal şizofreniye” dönüştüğünü anlamak gerekir. Bu kesim, eğer “çözüm süreci” hedefine ulaşırsa, zaten başarılı olan bir siyasetin karşısında kimsenin tutunamayacağı fikrine kapılıp, buradan “ürettikleri korkuyla” tek ümit ve tek çıkış yolu olarak PKK’nın yeniden silahlı mücadeleye sarılmasını görmektedirler.
Bu “sosyal şizofreninin” izahını yapacak psikologlar-psikiyatristler mevcuttur. Üzerinde durmak istediğim husus ise, meselenin “sınıfsal boyutu”dur. Türkiye’nin “geleneksel iktidar seçkinleri” daha öncede üzerinde durmaya çalıştığım gibi “kültürel bir sınıf”tır. Onların cumhurbaşkanı Erdoğan düşmanlığının temelinde O’nun, 200 yıllık hâkimiyetlerinin idealize ettiği “hayat tarzını” artık devlet eliyle topluma benimsetme zorbalığına son vermiş olması yatmaktadır. Mesele “yaşam tarzımıza karışıyorlar” korkusu değil, “devlet vasıtasıyla kendi yaşam tarzımızı başkalarına dayatma imtiyazımız elimizden alınıyor” korkusudur.

Barıştan korkanlar

Bu sınıf şimdi, IŞİD’in Suriye’deki saldırganlığıyla birlikte, Kandil ve HDP çevresinde başından itibaren barışa düşman unsurlarla, çözüm sürecine açıkça karşı olduğunu söyleyemese de çözüm sürecini durdurmak için her fırsatı değerlendirmeye çalışanlarla, ittifak içindedir. Televizyonlarında, gazetelerinde, çeşitli medya ve büyük sermaye çevrelerinde, yaptıkları kışkırtıcı yorum ve değerlendirmelerde “çözüm süreci bitti bitiyor” çığlıkları atan bu zevatın; Türkiye’nin, Suriye’den IŞİD vahşetinden kaçanlara kucak açmasını “suç işlemiş” gibi nitelemesine, IŞİD’e karşı hiçbir şey yapmayanların, sokakları savaş alanına çevirip askere-polise saldırmalarına alkış tutmasına ne demeli.
Hiç kimse şunu unutmasın ki, çözüm sürecinin asıl muhatapları barış istemektedir. Onlar sadece Türkiye’nin Kürtleri değil bütün bölge halkıdır. Bu coğrafyanın insanları, Kürtleriyle, Türkmenleri ve Araplarıyla birlikte kurulacak “Türkiye barışı” için ümitlidirler ve bugün dünden daha çok bunun ihtiyacı duymaktadırlar.

<p>Akşam Gazetesi Yazarı Kurtuluş Tayiz, 'Markar'ı çok erken kaybettik. Markar hayat, yaşam doluydu.

'Anıları ve geride bıraktıkları bize ışık tutacak nitelikte'

Fenerbahçe, Trabzon'a ayak bastı

Günün en çok paylaşılan fotoğrafları (16 Ekim 2021)

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Angela Merkel ortak basın toplantısı düzenledi