• $8,5104
  • €10,2981
  • 498.428
  • 1441.33
28 Temmuz 2017 Cuma

İsrail’in üzerindeki lanet: İşgal

Ufuk Ulutaş
Ufuk Ulutaş
YAZARIN SAYFASI

İsrail’i tanımlamak için birçok sıfat kullanılabilir ama ‘normal’ bunlardan birisi değildir. İsrail, kuruluşundan önce başlayan anormalliğini 1948 sonrasına da taşımış, aradan geçen 70 sene içerisinde birçok kazanım elde etti ama bir türlü normal sıfatını kazanamadı. Güçlü savunma sanayisi, romanvari işler yapan istihbarat yapılanması ve yüksek teknoloji kapasitesi bile İsrail’i normalleştiremedi. Aksine bu sektörlerde güçlenen İsrail, kendi güvenliğini sürdürülebilir bir şekilde korumak için ihtiyaç duyduğu normalleşmeyi gereksiz görmeye başladı. Sorunlarını çözmek için sorunlarıyla ‘seküler’ bir şekilde yüzleşen bir devlet olmayı tercih etmedi.

İsrail’in en temel sorunu aynı zamanda anormalliğinin kaynağı, sürdürdüğü işgaldir. İşgal, İsrail’in kurucu babalarının zihninde bir güç gösterisi olarak tecelli ettiyse de aslında İsrail’i içten içe eriten bir zehir olmaya devam etti. İsrail işgal ile Ortadoğu’yu şekillendirdiğini düşünürken; aslında işgal İsrail’i şekillendirdi. Mesela özünde işgal sebebiyle kimse Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul etmedi. Yani İsrail için işgal, uluslararası camia nezdinde İsrail’in başkentini (Tel Aviv) bile belirleyen bir ‘lanet’. Mesela işgal, yerleşimler endüstrisini ortaya çıkardı. Filistinlilerin topraklarını işgal eden bu mücrim sürüsüne siyaseten esir olmak, (farkında olmasalar da) İsrail’in en büyük ‘lanetlerinden’ oldu. İşgal, İsrail’i paranoyayla örülü patolojik bir ruh haline duçar kıldı. Tüm güvenlik parametrelerini belirleyen işgal, İsrail’in güvenlik paranoyası için kendi kendini doğrulayan bir kehanete dönüştü.

Bu anormallikler manzumesi içerisinde bağımlılık derecesinde işgalini derinleştiren İsrail, bir çıkmazın içerisinde. Tepki derecesi, müdahale orantısallığı, hukuk çerçevesi, bu çıkmaz içerisinde tamamen kaybolmuş durumda. Doğru düşünemiyor, doğru okuyamıyor, doğru tepkiler veremiyor. Farkında olmasalar veya inkar etseler de işgal, İsrail’i paralize etmiş durumda. Güç devletlerin bekası için önemli, fakat meşhur tabirle ‘orantısız güç, güç değildir’.

Harem ‘üş-Şerif’te son günlerde yaşananlar, yukarıda anlatılan vakıayı açıklar cinsten. Filistin topraklarındaki işgali bir yana Harem üzerinde ateşle oynamaması gerektiğini bilmesi gerekir İsrail’in, eğer normal bir devlet olsa. Ne Filistin’e, ne İsrail’e, ne de Ortadoğu’ya faydası olacak güç gösterileri ve ‘egemenlik’ pozları, normal ve kendi ontolojisiyle barışık bir devletin atacağı adımlar değil.

Tam da bu esnada makul ve olgun çağrılarda bulunan Türkiye’ye karşı İsrail Dışişleri Bakanlığı ağzından ‘trollük’ yapmak da sağlam bir ruh haliyle açıklanamaz. Türkiye ‘sorumlu yetişkin’ olarak çatışmayı engelleme ve gerilimi azaltma adına söylemlerde bulunurken, bunun karşılığı utanmaz bir Osmanlı söylemi ve ‘Kudüs İsrail’in ezeli ve ebedi başkentidir’ halüsinasyonu olmamalı. Osmanlı’yı ancak minnetle anmalılar. Diğer yandan ise uzun yıllar boyunca birçok- en fazla da Müslüman - devletlere merkezlik yapmış olan Kudüs’ün, bu uzun sürede çok kısa bir dönem İsrail’in sahiplendiği devletlere merkezlik yapması Kudüs’ü İsrail’in başkenti yapmaz. Teolojik bir sahiplenme ve hukuk dışı güç kullanımı, Kudüs’ü İsrail’in başkenti yapmaz; sadece İsrail’in üzerindeki işgal lanetini büyütür.

İsrail’in bundan sonra güç gösterisinden ziyade normalleşmeye ihtiyacı var. Bunun yolu da evvela üzerindeki laneti kaldırmak, yani işgali sonlandırmaktan geçiyor.

<p>Tarihçi-Yazar Koray Şerbetçi bu hafta Kestirmeden Tarih  programında Kudüs özel bölümüyle karşını

Medeniyetlerin aynası Kudüs… Kadim şehre kim ne getirdi?

NASA Mars'ın 3 boyutlu görüntülerini yayınladı

Düştüğü dere yatağında 5 gün mahsur kaldı

Mersin sahilinde bulundu! Sahil güvenlik hemen çalışma başlattı