• $13,5053
  • €15,3851
  • 770.048
  • 1809.65
24 Şubat 2017 Cuma

DEAŞ’ı bitirmeyi kim istiyor?

Uluslararası toplumun gündemine girdiği andan itibaren tehdit sıralamalarında başı çeken bir aktöre dönüştü DEAŞ. Kâğıt üzerinde herkes DEAŞ’tan şikayetçi. ABD’de seçim kampanyasında siyasetçilerin dilinden düşmedi DEAŞ. Rusya zaten Suriye’deki varlığı DEAŞ üzerinden meşrulaştırdı. İran’a sorsanız “DEAŞ’la savaşıyorum” der. Esed DEAŞ’la mücadele ettiği reklamını yapıyor. PKK DEAŞ’la sadece ben savaşıyorum diyor. AB ülkeleri DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyonun parçasıyız diyor. Tüm karından konuşanlar arasında Türkiye askeri ve siyasi açıdan kritik bir zamanda kendi askeriyle DEAŞ’a karşı savaşıyor.

DEAŞ’a dair bolca retorik duyduk ve tabii ki “dostlar alışverişte görsün” mesabesinde güç gösterileri. İran-Rusya-Esed üçgeni muhalif gruplar ve sivillere karşı operasyonlarının yüzde birini DEAŞ’a karşı yapmadı. ABD döndü dolaştı; DEAŞ’la mücadele için DEAŞ’ın ruh ikizi ve suç kardeşi PKK’ya sarıldı. PKK DEAŞ’ı tepe tepe kullanıp ırkçı terör projeleriyle Suriye’nin kuzeyinde kuşak kurma hülyalarına kapıldı. Yine DEAŞ’ı kullanarak Türkiye’de HDP aracılığıyla siyaset mühendisliğine soyundu. Bölgesel ülkeler de hakeza kendi sorumluluklarını bölge dışına tevdi ettiler. Varoluş mücadelesi veren Irak, topraklarının üçte birini işgal eden DEAŞ’a karşı savaşmak zorunda kaldı; orada da İran ve proksileri DEAŞ’la mücadeleyi teopolitik bir yayılmacılığın enstrümanına dönüştürmeye çalıştı.

DEAŞ fenomeninden az çok anlayan herkesin uzlaştığı bir nokta var: DEAŞ’la mevcut askeri metotlarla gerçek manada mücadele etmek mümkün değil. Mevcut metotların iki temel sorunu var. Birincisi, DEAŞ gibi sınır aşan bir terör örgütüne karşı kısmi kazanımlar elde etmek üzerine kurulan strateji işe yaramaz. Yani herkes kendi evinin önünü temizlerse DEAŞ temizlenir anlayışı maalesef Irak ve Suriye gerçekleriyle örtüşmüyor. Her iki ülkede de yönetilemeyen ve mevcut rejimlerin nüfuz edemediği alanlar var. Kaldı ki DEAŞ geldiğimiz noktada sadece Irak ve Suriye problemi olmaktan çoktan çıktı. DEAŞ’ın Irak ve Suriye’deki birbiriyle ilintili varlığını topyekûn dikkate alan ve karından konuşmadan sahaya inen aktörlerin kapsamlı bir planı olmadan DEAŞ varlığı sonlandırılamaz.

İkinci olarak ise Fırat Kalkanı dışındaki hiçbir operasyonun askeri boyut dışında siyasi bir bağlam içermemesi DEAŞ’la mücadeleyi baltalıyor. DEAŞ’la sadece askeri metotlarla mücadele edilemez. Siyasi bir vizyon ortaya koyulmadan yapılan askeri çabalar sadece yara bandı çözümleri sunacaktır. Fırat Kalkanı’nın DEAŞ’tan temizlediği bölgenin insanı ile Türkiye arasında bir ünsiyet var. Zaten birçoğu mülteci olarak Türkiye’de yaşıyor. Bölge insanı Türkiye’nin elinden geldiğinde bu toprakların yapısını ve insanını koruyacağını biliyor. Bu durum Fırat Kalkanı’na askeri boyutun yanında siyasi ve insani bir boyut da kazandırmış oluyor.

Aynı vizyonun Musul ve Rakka insanına, Tel Afer’den Havice’ye, Deyrizor’dan Tedmur’a kadar DEAŞ işgalinde yaşamak zorunda kalan Suriyelilere ve Iraklılara da sunulması lazım. Bu insanların kendilerini DEAŞ’tan kurtaran aktörlerden emin olması lazım. DEAŞ sonrası örneğin İran’ın veya PKK’nın boyunduruğu altında yaşamayacaklarının garanti edilmesi lazım.

Her kim DEAŞ’ı gerçek manada bitirmek istiyorsa DEAŞ’ın işgal ettiği topraklardan önce bu topraklarda yaşayan insanları kazanması lazım. Askeri gücüyle birlikte sapkın ideolojisine dayanak yaptığı şartları hedef alması lazım. DEAŞ terörüyle başka bir terör örgütü ya da ırkçı-teopolitik projenin eliyle mücadele edilemeyeceğini kabul etmesi lazım.

<p>Coronavirüsün en çok mutasyona uğramış versiyonu olan ve 30'dan fazla mutasyonun tespit edildiği

Çok mutasyonlu yeni Covid-19 varyantı: Omicron

Yunus polislerinin zorlu eğitiminden kareler

Misafirlerini kendi tasarladığı 'dönen ev'de ağırlıyor

Çöpe gidecek malzemeleri dönüştürüp dünyaya pazarlıyor