• $12,5945
  • €14,2207
  • 728.03
  • 1782.18
1 Temmuz 2013 Pazartesi

Bir nebze tutarlılık

AKŞAM’daki ilk yazıma, son zamanlarda fazlasıyla hasret kaldığımız bir özelliği isteyerek başlıyorum. Sözün uçup yazının baki kaldığı, herhangi bir kalem ehlinin “istikrar eğrisinin” internet arama motorunun bir tuşuyla çıkarılabildiği bir dönemde yaşıyoruz. 
Fikirler değişebilir veya değişebilmelidir. Fakat son zamanlarda fikirden çok prensiplerin değişmesine şahit olmaktayız. Sabit fikrin veya siyasi pozisyonların şekillendirdiği prensipler, doğal olarak karşımıza istikrarsızlık ve tutarsızlık olarak çıkmakta. Çok uzağa gitmeden pergelin sivri ucunu Gezi’ye veya özü itibarıyla hiçbir benzerlik taşımadığı Arap Baharı’na koyduğumuzda ortaya çıkan prensip zigzagları buradan Fizan’a kadar yol olur. 

 NEREDEN BAKSAN TUTARSIZLIK...  
  
Örneğin, siyasi ve sosyolojik dinamikleri en az Mısır ve Tunus kadar devrime müsait olan Suriye’de halkın Baas rejimine karşı ayaklanışı, iki buçuk senedir türlü iftiralara maruz kaldı. Mısır halkına demokrasiyi layık görenler, mesele Suriye olunca hep parantezli, hep “ama”lı konuştular. 
Yıllardır repertuvarlarından devrim şarkılarını düşürmeyen gruplar, mesele Suriye ve Baas rejiminin akıbeti olunca statükoya ve iki buçuk senedir devam eden katliamına Tartus’ta türküler söylediler. Daha önce Gezi’yi destekleyen bando, Tartus’ta Baas bandosu oluverdi. Mesele prensipse pekâlâ  “Her yer Banyas, her yer direniş!” olabilecek slogan, Baas’ın sayfiye mekânında, “Her yer Taksim, her yer direniş!” seviyesine indi. 
Suriyeli muhaliflerin yayınladığı her Baas katliamı görüntüsüne Sherlock Holmes dikkatiyle yalanlama hızlılığını gösterenler, Gezi’nin en absürd ve acemice hazırlanmış provokasyon malzemelerine yürekten iman ettiler. Suriye’de emperyalist komployu mercekle arayanlar, Gezi’de yerel ve organik bir “devrim” bulma çabasına girdiler. 
Suriye’ye dış müdahale karşıtlığı üzerine bir retorik kuranlar, Hizbullah’ın Suriye topraklarını işgal etmesini derin jeostratejik analizlerle açıkladılar. Reyhanlı patlamasının faillerinin kılavuzluğunda defalarca “barış” için Esed ile görüşenler, bir defa da barış için muhaliflerle görüşmediler. 
  
GARİP İTTİFAKLAR MANZUMESİ 
  
Ulusalcı gruplar, Hatay’ın Suriye’ye yeniden katılmasını amaç eden örgütlerle; ultra seküler gruplar, bir zamanlar mollalarla özdeşleştirdikleri İran’la paydaş olabildiler. Aynı prensipsizlik ve istikametsizlik sadece iç aktörlerde değil dış aktörlerde de görüldü. Tarihimizin en kanlı terör saldırılarından birisi olan Reyhanlı’ya bir karikatür kadar yer vermeyen dış basın, Gezi’ye sayfalar ayırdı, Türkçe kapak hazırladı... Irak işgali günlerini hatırlatırcasına Taksim’den saatlerce kesintisiz canlı yayın yaptı. Ruhani’nin seçilmesiyle birlikte İran demokrasisini Türk demokrasisiyle kıyaslayabilecek analiz aceleciliğine girenler, Gezi’den bir otoriteryanizm çıkarmaya çalıştı. Suriye krizinde iki buçuk senedir üstüne ölü toprağı serpilmiş olan Avrupa, Gezi ile birlikte silkindi kendine geldi, acil demokrasi ihtiyacını Suriye’de değil Gezi’de gördü. 
Bu örnekler uzayıp gider... 
Prensipler sabitlenmeyip siyasi pozisyon ve angajmanlar üzerinden fikirler üretilince zigzaglar fazlaca ve kaçınılmaz oluyor. Bu sebepten hem Türkiye içerisinde hem de bölgemizde önemli kabuk değiştirmelerin yaşandığı bu günlerde hepimizin ihtiyaç duyduğu biraz tutarlılık, biraz da istikamet. Tam da bu arayışla pazartesi ve cuma günleri yoğunluklu olarak dış politika yazılarımla AKŞAM’da olacağım. Akademi ve saha arasındaki insicamı yakalama adına, vira Bismillah!

<p class='MsoNormal'>Aykut  Enişte 2 filmiyle seyirci tarafından tanınıp benimsenen Mekin Sezer, iki

Gişeci'de Aykut Enişte 2 sohbetleri... Bölüm 3: Mekin Sezer

Kedi ile köpeğin şaşırtan dostluğu

Omicron varyantının semptomları açıklandı

Zor şartlarda mangal kömürü üretip ailelerinin geçimlerini sağlıyorlar