• $13,7194
  • €15,5684
  • 786.53
  • 1910.41
30 Eylül 2014 Salı

Geleceğin eğitimi gelecekte mi?

Geleceğin eğitimi veya geleceğin dünyası ve bu dünyanın istediği insan kavramlarını çok kullanır olduk. Her seferinde de klasik eğitimin bu insanı yaratmayacağını belirtiyoruz. Eğitimde değişim ve inovasyonu çok fazla dile getirir olduk. Geleceğin insanının kim olduğunu herkes anlatıyor. Ama bu konuda son zamanlarda en başarılı anlatımı bir konferansta dinledim. Konuşmacı ilginç bir karakter adı Luis von Ahn Silikon vadisinde Carnegie Mellon Üniversitesi’nde öğretim üyesi. Eğitimi, teknolojiyi, geleceği, teknoloji ve inovasyonu o kadar güzel anlattı ki mutlaka dinlemeliydiniz.
Bu arada Hürriyet gazetesi de hafta sonu bu konuşmaya yer verdi. Bakın Ahn ne diyor; “Öğretmenler gereksizdir diyemiyorum ancak teknoloji geleceğin eğitimin merkezinde olmalı. Geleceğin eğitimi kişiselleştirmeyi temel alıyor. Yani her bireye özel bir eğitim modelini geliştirmeyi hedefliyor. Dünyada küçük yaşlardan itibaren çocuklara tablet verilmesinin olumsuz bir yanı olduğunu düşünmüyorum. Ne kadar küçük yaşlarda teknoloji ile tanışırlarsa o kadar iyi olur. Avrupa’da özellikle İngiltere’de cep telefonu aplikasyonları oldukça yaygın kullanılıyor. Örneğin en çok kullanıldığını bildiğim ve duyduğum hafıza kartları gibi, herhangi bir şeyi, bir kelimeyi ezberlemek için kullanılan uygulamalar. Okullarda ve bireysel olarak insanlar kendilerini geliştirmek için bunlardan faydalanıyor. Geleceğin eğitim teknolojileri ve trendlerinin başında kişiselleştirilmiş uygulamalar geliyor. Sınıflarda öğretmenler ya en başarısıza ya da orta seviyeye göre eğitim vermeye çalışıyor. En başarılı, zeki olan çocuklara yönelik değil. Genel bir ders içeriği hazırlanıyor. Ona göre ders anlatıyorlar. En başarılılar istediği eğitimi alamıyor. Teknoloji bu sorunu ortadan kaldırarak her öğrenciye, her bireye göre içerik ve eğitim fırsatı sunuyor. Bu nedenle gelecek nesiller açısından ‘kişiselleştirilmiş içerikler’ önemli olacak.”
Devam ediyor “Aplikasyonlar öğrencinin kendine özel eğitim almasına fırsat veriyor. Bu konuda çözüm oluyor. Eğitimciler de bu tür uygulamalardan yararlanıyor. Öğrencilere bilgileri aktardıktan sonra ev ödevleri veriyorlar. İnteraktif ve eğlenerek öğrenmelerine destek oluyorlar. Öğretmen, öğrencinin ne hızla öğrendiğini defterde tuttuğu notla bilmeyebilir ama bu tür sistemleri kullanarak çocuğun ne kadar hızla öğrendiğini, geriye dönerek nerede hata yaptığını veya takıldığını görebiliyor.”
“Özellikle üniversite öğrencileri, geliştirdikleri projeleri yükseköğretim kurumlarının ihtiyaçlarına göre değil, kullanıcılara yönelik hazırlamalı. Gençler teknoloji kullanıcılarının isteklerini göz önünde bulundurarak çalışma yaparlarsa başarı gelir. Öğrencilerin ve gençlerin bilgisayar bilimleri alanında kendilerini geliştirmeleri onların özellikle iş yaşamımda bir adım önde olmalarını sağlayabiliyor. Başarıyı getiren etkenlerin başında çok çalışmak, bilgisayarla aramın iyi olması ve insanları ilgilendiren sorunlara çözüm bulmak, onların hayatlarına pozitif katkı yapma isteğim geliyor.”
İşte buyurun Dr. Ahn üç şeyden bahsediyor; kişiye özgü öğretim, teknoloji ve inovasyon. Şimdi soralım bizim eğitimcilere hangisini yapıyoruz. Bizim kavramlarımız ise şunlar; sınıfa doldurulmuş birbirine benzer öğrenci denen kitle, sınıfa girerken toplanan cihazlar ve ezberci eğitim. Bu arada hakkını vermek lazım bu üç kavramı da bu ülkeye Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları getirdi ama o sırada bakanlığın ve kamuoyunun çok işi vardı. Şimdi bu kavramları kullanan ülkeler gelişmiş ülkeler oldu biz ise halen “gelişmekte olan” ülkeyiz. Biz bu kafayla daha çok “gelişmekte” olan ülke olarak kalırız.

<p> </p>

Parasosyal etkileşimi çocuklarımıza neden anlatmalıyız?

UNESCO'nun geçici listesindeki Yesemek'te 15 heykel gün yüzüne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Erdoğan Siirt'te toplu açılış törenine katıldı

Ürdün'ün Salt kentindeki müze dünyanın en küçük Kuran-ı Kerim'ine ev sahipliği yapıyor