• $9,6243
  • €11,1774
  • 558.286
  • 1492.93
1 Ekim 2009 Perşembe

Bugünün küçükleri yarının...


Bir milyon üç yüz bin. Herhalde dünyanın birçok küçük ülkesinin nüfusundan daha fazla bir sayı demek. Bu sayı ülkemizde bu yıl okula başlayan öğrenci sayısı, bir o kadar öğrenci de okul öncesi eğitime başladı. Bu çocuklar bundan 15 yıl sonra üniversiteden mezun olacak, ülkemizi yönetecekler. Peki, bu öğrencilerin iyi yetişmesi için ne lazım? Birincisi iyi bir fiziki mekân, ikincisi öğretmen, üçüncüsü iyi bir öğretim sistemi, dördüncüsü iyi yöneticiler.
Birincisini nasıl yorumlamalı bilemiyorum. Çünkü ben eğitimde mekânın öncelikli olmadığını düşünürüm ama en azından asgari olması gereken mekân da olmazsa olmaz. En azından her öğrenciye oturacak bir sıra, sınıfta ortalama 30 öğrenci, iyi ısıtılmış ve aydınlatılmış sınıflar. Ama var mı? Bence yok, halen 50 kişilik sınıflar, 3 hatta 4 kişinin bir arada oturduğu sıralar, bodruma konulmuş sınıflar, laboratuvarsız işlenen fen dersleri, bu da demek oluyor ki birinci koşulu sağlayamıyoruz.
İkincisi öğretmen. Öğretmen öğretecek kişi demek, öğretmen geleceğimizi şekillendiren kişi demek. Öğretmeninizi bilemiyoruz. Neden; çünkü ölçemediğiniz, başansını veya başansızkğını bilemediğiniz bir faktör hakkında yorum yapamazsınız. Ama velilere ve konuşulanlara bakılırsa durum pek iç açıcı değil. Hele hele, liyakat hesabı sadece çalışılan yıla göre yapılırsa, maaşı da, çalışacağı okulda bu puana göre belirlenirse, 20 yılın üstünde çalışmış bir öğretmeni müfettiş bile denetleyemiyorsa gerisini siz düşünün. Koyuver gitsin. Üçüncüsü öğretim sistemi. Valla kâğıt üzerinde mükemmel bir öğretim modelimiz var.
Ama uygulama hak getire, herkes bildiğini okuyor. Peki, uygulamayı denetleyen var mı? O da yok. Büyük emek ve bütçelerle yıllarca uğraşılarak yapılan "yapılandırıcı yaklaşım" maalesef uygulayıcılann inadına kurban verilmekte. Yani öğretim sistemi de sınıfta kalıyor.
Dördüncüsü iyi yöneticiler. Okul yöneticilerinin yardımcısını bile seçemediği bir sistemde ne denilebilir ki? Bir okulu bir ilçeyi yönetiyorsunuz. Sorumluluk çok, yetki ise hiç yok. Okulunuzda çalışmayan hatta çalışanı engelleyen birisini uzaklaştırma, değiştirme yetkiniz yoksa ne yapabilirsiniz ki? Ben okul yöneticilerine sabır diliyorum. Tabii MEB, okul yöneticilerinin başansını da ölçmüyor. Sonuçta yaptıklannın doğru ya da yanlışlığı ölçülmediği için onlar da "koyuver gitsin." Sonuçta eğitimin temel kriterlerinde durum pek de iç açıcı değil. Bunu söylerken MEB i suçladığımı sakın düşünmeyin. Öğretmen çalışmıyorsa, müfredat uygulanmıyorsa herhalde suçun büyük kısmı bu görevi yerine getirmekle görevli olanlara düşüyor değil mi?
Artık şunu iyi biliyoruz. Bir, eğitim olmadan kalkınmamız mümkün değil. İki, ölçülmeyen hiçbir iş verimli değildir. Üç, çocuklarımızı erken yaşta ve doğru eğitmeliyiz. O zaman hepimize görev düşmüyor mu?
ÇÖZÜM ÇOĞALTMAK DEĞİL Üniversitelerde ek yerleştirme başlıyor. İlk yerleştirme sonucunda 88 bin boş kontenjan vardı.
Kayıt yaptırmayanlarla birlikte bu sayının 140 bin olduğu söyleniyor. Çok ilginç değil mi? Öğrenciler üniversitelere gitmiyor. Puanın bir sonraki yıl kesileceğini bile bile gitmiyor. Demek ki çözüm çoğaltmak değil, ihtiyacı analiz etmek ve kalite getirmek. Ama yine de söyleyelim; 5-9 Ekim tarihleri arasında ek kontenjan var.
Ek kontenjana birinci yerleştirmede herhangi bir yere yerleştirilmemiş (açık öğretim hariç), tercih yapmamış öğrenciler başvurabilirler. 140 bin kontenjanın büyük çoğunluğu iki yıllık bölümler.
Lisans programları az hem de kuralı biliyorsunuz. Taban puanı oluşmuş bir bölümü tercih edebilmeniz için puanınızın o bölümün puanına eşit veya büyük olması gerekiyor.
Bence ek kontenjan kılavuzunu karıştırmanızda fayda var. Kim bilir belki size de çıkabilir.

<p>Yeşilçam'ın usta ismi Hülya Koçyiğit, 1963 yılında henüz 16 yaşındayken Susuz Yaz adlı filmle bey

Hülya Koçyiğit bilinmeyenlerini anlattı

Yer siyah gök beyaz! İşte Beşiktaş'ın Galatasaray galibiyetinden en özel kareler

Düzce'nin 1830 rakımlı Kardüz Yaylası'na kar yağdı

Az bilinen tarihi fotoğraflar ve hikayeleri