• $7,4653
  • €9,063
  • 441.247
  • 1565.01
31 Aralık 2011 Cumartesi

Tiyatro gibi mahkeme

Tiyatronun evrensel simgesi olan ağlayan ve gülen maskeleri bilirsiniz. İşte bu başlığı o maskelerden esinlenerek attım.
Biliyorsunuz, ünlü gazetecilerin yargılandığı Odatv davasının duruşmaları başladı.
Önümüzdeki cumaya kadar da sürecek.
İlk iki gün sadece iddianameler okundu.
Özellikle öğle aralarından sonra çöken rehavetle uykuya dalmayanlar, okunanlara pek güldü.
Bir kadın ve bir erkekten oluşan sunucu ekip, paslaşarak okudular tüm iddianameyi, baştan sona.
Birçok gazetecinin adının geçtiği iddianame, başkası tarafından okununca sanığından avukatına, polisinden sanık yakınlarına kadar kikirdemelere neden oldu...
Özellikle Güneri Cıvaoğlu'nun Nazlı Ilıcak meselesiyle ilgili 'Davacı değilim. Yaşlıyım ben. Mahkemelere gidip gelemem' beyanının okunması üzerine salondaki tüm medya mensupları gülme krizi geçirdi!
Hele üçüncü gün olup da hakim, Yalçın Küçük'e savunma hakkı tanıyınca seyretmeye doyulamaz bir duruşma çıktı ortaya.
***
Yalçın Küçük'ün nevi şahsına münhasır hal ve tavırları, tonlamaları, tepinmelerinin yanına, boynuna sardığı kırmızı simli atkısı da eklenince kahkahalar eşliğinde sekiz saat süren ve hiç sıkılmadan izlediğimiz bir 'sıkıştırılmış genel kültür, tarih, edebiyat' dersine katılmış gibi olduk.
İsim bilimi, Osmanlı tarihi, yakın siyasi tarih gibi birçok konuya girdi çıktı Küçük.
'Kabak yata yata gazeteci yaza yaza büyür' gibi kıvrak laflarıyla dikkatlerin üzerinden hiç gitmemesini sağladı.
Sabıka kaydının sorulması üzerine verdiği 'Kız oğlan kızım hakim bey' tadında yanıtlarıyla kahkahalara boğdu herkesi.
Tüm gün susmadan anlattı.
Söylediklerinin tamamı yüksek entelektüellik ve zeka barındırıyordu ama konular arasında hızlı zıplamalar takip zorluğu yaratıyordu.
Anlatım şekli ve söyledikleriyle sanıkların tamamını, hatta zaman zaman hakimi bile güldürdü.
'Aslında 15 gün konuşmak istiyorum ama yoruldum' dedi ve sağolsun hepimizi rahatlattı.
Yalçın Küçük fenomenine hayran birçok genç, ağzı açık ve aşkla dinliyordu 'hocalarının' savunmasını.
Basında sıkça çıkan, 'mesleğinin ne' sorusuna  'ben mahkeme mankeniyim' cevabıyla başlayan ve bir koca gün süren 'Yalçın Küçük şov'dan aklımda kalan birçok komik anekdot var. Ama maalesef hepsini anlatacak yerim yok!
***
Duruşmanın dördüncü gününde ise Soner Yalçın savunmasını mahkemeye sundu.
İşte burada maskelerden diğerine geçiş yapıldı...
Gülmenin yerini gözyaşı aldı.
Özellikle Doğan Yurdakul'un ölümünde yanında olamadığı eşi Güngör Hanım'ın adı geçtiğinde hem savunmasını yapan Soner Yalçın hem de tüm salon gözyaşlarını tutamadı.
Yalçın'ın savunması, net ve detaylı bir şekilde hakkında yapılan tüm suçlamalara tek tek cevap vermesinden oluşuyordu.
11 yaşındaki oğlu Aren'in babasının savunmasını izleyiciler arasında pür dikkat dinliyor oluşu ise hepimizi aşırı duyarlı hale getirdi.
Şimdi savunma metninden alıntılar yapmayacağım. Tek maksadım, gözlemlerimi aktarmak. Ancak şunu söylemeden edemeyeceğim 'Göğsüm kabardı. Bir kez daha arkadaşımla gurur duydum.' Tarihe yazılan o savunmayı dinleyip, herhangi bir soru işaretiyle duruşma salonundan ayrılmak imkansızdı...
Dediğim gibi, son derece tarafsız olmaya özen gösteriyorum. Çünkü çok ince bir çizgideyim, bunu hissediyorum. Ya aşırı duygusallaşıp 'salya sümük' bir yazı ortaya çıkartacağım ya da isyan bayraklarını çekip, öfkeden kudurup 'kafa göz yaracağım'...
***
Duruşma salonunda yaşanan ve esas tanıklık edilmesinin kıymetli olduğunu düşündüğüm bir diğer an da ara verildiği zamanlardı.
Tüm sanıkları ve yakınlarını gözlemleme, herkesi tek tek tanıma imkanı buldum.
Dava gerginliğinden çok yakınlarla buluşmanın sevincinin yaşandığını gördüm. Ara ara kahkahalar ara ara gözyaşlarının aktığına tanık oldum.
Kimse 'örgüt', kimse 'çete', kimse 'haksızlıklar', kimse 'siyaset'ten bahsetmiyordu.
'Yılbaşı öncesi açık görüş olacak mı, sucuklu yumurtayı çok özledim, TV'de Nişantaşı'nı gördüm çok güzel olmuş rengarenk' gibi gündelik konular konuşularak hasret gideriliyordu.
Bir ara sanıklardan birinin annesi 'Keşke duruşmalar haftalarca sürse de oğlumu canlı kanlı görmeye devam etsem' dedi... Buruldum...
***
Nedim Şener'in karısı Vecide Hanım'a bakışını, Vecide Hanım'ın eşine düşkünlüğü,
Ahmet Şık'ın sık sık karısı Yonca Hanım ile göz göze gelme çabası. Yonca Hanım'ın Ahmet Şık'ı gördüğü anda yüzünde açan gülleri...
Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan'ın anneleri, kayınvalideleri, eşleri ve ortaya koydukları sevgiyi...
Doğan Yurdakul'un ailesi ve tüm sanıklarca kollanıyor, sağlığına dikkat etmesi için uyarılıyor oluşunu...
Hanefi Avcı'nın burukluğunu, Müyesser Yıldız'ın naifliği, eşinin ona desteğini, iliklerime kadar hissettim...  Ve şunu açık yüreklilikle söylemek isterim; çoğunu daha önce tanımamama rağmen tüm sanıklar ve yakınları benim kardeşimdir! Bu böyle biline...

SİZDEN KORKAN SİZİN GİBİ OLSUN!
Duruşmadan koşarak çıktım. Yazıyı zar zor gazeteye yetiştirdim. O yüzden geçen hafta içinde mail ve twitter yoluyla sorduğunuz 'Adınızı Odatv davasıyla ananlara, sizi 'küçük balık' olarak adlandıranlara cevap vermeyecek misiniz' sorusuna 'Elbette vereceğim. Onlar karşılarında duranı da kendileri gibi korkak sanırlar! Oysa bilmezler ki korkuttuklarını sanırlarken cesaretlendirirler' diye yanıt vereceğim. Ve merak etmeyin, yarın ağızlarının payını, hak ettikleri şekilde vereceğim!
NOT: Bugün yılın son günü sevgili okur. Tüm karanlıklar 2011'de kalsın. Bu yıl bizim yılımız olsun! Yılın ilk günü görüşmek üzere...

<p><strong>'Reformlar kamuoyuna sunma aşamasına geldi'</strong></p><p><strong>BAŞKAN ERDOĞAN'DAN ÖNE

19 Ocak 2021 Güncel Haberler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Gediz Deltası'nda kış kuşları kayıt altına alınıyor

Yurt genelindeki 90 yaş ve üstü evlerinde aşılanıyor