• $9,2423
  • €10,7971
  • 530.702
  • 1432.8
8 Mayıs 2013 Çarşamba

Sakatlanmış çocuklar ülkesi

Polisi sevdirmek, vatandaşın gözünde güvenilirlik oranını artırmak için 'kamu spot'ları hazırlanıyor, billboardlara 'güven' temalı afişler asılıyor. Eğitimler veriliyor... Yurdun dört bir yanına asılan fotoğraflarda; gülümseyen, şefkatle gence, yaşlıya yardım eden bir polis tasvir ediliyor.
Bu çalışmaların hepsine bir bütçe ayrılıyor.
Masraf yani...
Boşuna yapılan bir masraf...
Çünkü; gözümüzü 'yapay fotoğraflardan' sokağa yani gerçeğe çevirdiğimizde şu portreyle karşılaşıyoruz; vatandaş polisi görünce tedirgin oluyor.
Çünkü; genç yaşlı, turist, kadın, çocuk ayırt etmeksizin büyük bır hınçla çalışıyor polis sokaklarda.
Elbette talimatla yapıyor yaptıklarını.
Ama yaptığı işe kendini de katıyor.
Cezaevinden çıkmış gazeteciye 'Aferin sana. Çıkar çıkmaz buralara geldin demek' diyor kindar bir ifadeyle... Duvar dibinde kendini korumaya çalışan bir gruba tazyikli su sıkıyor. Kendisine adres sorana bile tahammül edemiyor.
'Tamam artık polis devletiyiz, bu durumu kabul edin. Polis şiddeti artık her yerde' demeyin sakın, bu durumu kabullenmek geleceğimizi karartmak demek.
İşinden dönen, okuluna giden, alışveriş yapmak için orada olan, elinde harita yol arayan turiste gaz sıkan bir polis kabul edilemez.
***
Bakın; geride bıraktığımız hafta boyunca Taksim'den gaz bulutu hiç kalkmadı. Deniz Gezmiş'i anmak isteyenler, Dilan'ın kafasının patlatılmasını protesto edenler, barış sürecine itiraz edenler 'dağıtılacak' diye sokak satıcısından, zihinsel özürlü vatandaşlarımıza kadar binlerce kişi mağdur edildi.
Tablo acı... Ama en yakıcısı da çocuklar. Gözünde korkuyla olup biteni izleyen, yaşadığı ülkeden korkar hale gelen çocuklar.
Gelecek nesillerden söz ederken polis şiddetinin yaratacağı 'yeni kindar' nesli gözardı ediyoruz. Babası, anası hapse atılan 'marjinal çocukları' geçtim. Peki ya insanları sokaklarda dövdüğünüze tanıklık eden çocuklar, onlar ne olacak?
Çocukluğunu elinden aldığımız, adını, dilini, sevdiklerini inkâr ettirdiğimiz, döverek kendimize benzetmeye çalıştığımız çocuklardan tam anlamıyla özür dileyememiş, geçmişi telafi edememişken şimdi yeni neslin çocuklarını sokaklarda sakatlayacağız öyle mi?
Derdimiz olan kesimler değişecek ama mutlaka birileriyle derdimiz olacak ve baş etme yöntemlerimiz de aynı olacak öyle mi?
Geçmişte asker şimdi polis tramvası yaşayan çocuklar bu ülkenin bitmez tükenmez rutini olarak devam edecek öyle mi?
Polisin eline onlarca ton biber gazı vereceğiz, tazyikli su ve cop vereceğiz kullanımını inisiyatiflerine bırakacağız öyle mi?
Bu soruların cevabını kimse vermeyecek.
Ama; her erkek çocuğu gibi futbol oynarken kavgaya tutuşan ve polisin sahaya girip yüzlerine biber gazı sıktığı en büyüğü 14 yaşındaki çocukların aklından, kalbinden, gözünden o anı hiçbir güç silemeyecek. İstediğiniz kadar 'sevecen polis' temalı reklam yayımlayın, nafile! Kaldırıldıkları hastanede saatlerce ağlayan çocuklara bu davranışınızı makul bir gerekçeyle anlatamayacaksınız. Ve ülkenin dört bir yanında korkutulmuş, kızdırılmış, üzülmüş, hırpalanmış çocukluklar yaratmaya devam edeceksiniz.
O çocuklar büyüdüğünde ise onlardan devletine saygı bekleyeceksiniz!
Dayak yediği babasına duyacağı saygı ne kadar gerçek olacaksa, güç dengesi değiştiğinde o saygı nasıl ortadan kalkacaksa aynısını yaşatacaksınız kendinize.
Tarih tekerrürden ibarettir. Mağdurların iktidarının kendi mağduriyetlerini yaratmasına tanık olmak, geleceği şimdiden tahmin edebilmek demektir.

<p>Osman Kavala Davası'nı yakından takip ediyorlar. Hatta yargı üzerinde baskı oluşturmak için duruş

Osman Kavala'nın elçileri

21. yüzyılın en iyi dizisi seçildi

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Nijerya Cumhurbaşkanı ile ortak basın toplantısı düzenledi

Mersin'de TURKOVAC Faz-3 çalışması kapsamında gönüllüler aşılanıyor