• $7,3979
  • €8,9894
  • 443.353
  • 1544.47
28 Temmuz 2012 Cumartesi

Pembe bulutlar ülkesinde alkolle mücadele

Tüm sorunlarımız bitti. Barış içinde, kardeş gibi yaşıyoruz.
Herhangi bir savaşa dahil olmamız söz konusu değil, eğitimde sorun yok. Kürt meselesi çözüldü, hapishanelerde tek bir öğrenci-tek bir gazeteci kalmadı. Hatta gazeteciler artık mesleklerini özgürce icra edebiliyorlar. Her gün işlenen onlarca kadın cinayeti son buldu, kadın hakları ve insan haklarında acayip mesafe aldık. Hırsızlık da yok denecek kadar azaldı, geceleri güven içinde uyuyoruz. Gündemde tecavüzün 't'si bile yok. Çöken binaların altında kalmak, yolda yürürken hatalı metro çalışması yüzünden ölmek gibi olaylar geçmişimizde kaldı...
Tozpembe bir ülkede yaşıyoruz o yüzden de mücadele edilecek konular gittikçe azalıyor.
Artık iktidar üyeleri 'sosyal' meselelere el atıyor.
Haklılar, ülkeye hizmet şart!
Haliyle konu, bu gündemsizlik ve sorunsuzlukların arasında dönüp dolaşıp alkole geliyor.
Ve alkolle mücadele de resmen başlamış bulunuyor!
Sık seyahat edenler, yurtdışında okuma imkanı bulanlar veya dünyayı oturduğu yerden takip edenler iyi bilir. 'Gelişimini tamamlamış ülkelerin' üniversitelerinde festivaller, kutlamalar, partiler yapılır. Hepsi de alkolün serbest olduğu organizasyonlardır.
Okur-yazarlık oranları, üretim, işgücü, sıfırdan işkolu yaratma ve icatlar konusunda Türklerden önde oldukları da ortada.
Yani 'gelişmiş insanlık' alkolün serbestliğini 'gençlerin adam olamaması' için bir neden olarak görmemektedir.
Haklılıkları da eğitim ve başarı  oranlarıyla ispat edilmiştir.
Adam olmayacak olanı yasaklarla adam etmek de pek mümkün değildir.
Bu konuda daha fazla bilgi sahibi olmak için ünlü psikoterapistlerin tezlerinden faydalanılabilir.
***
Şimdilerde ülkemiz 'yasaklar cenneti' haline gelmiş bulunmakta.
Yazmak, konuşmak, itiraz etmek bizlerin alışmaya başladığı yasakların başında geliyor. Neredeyse fikirlerinden dolayı cezalandırılanlara 'Sen de yazmasaydın arkadaş' diyeceğiz.
Biz kıvama geldikçe 'yeni yasaklar' da yürürlüğe bir bir girecek, belli...
Bugünün tartışılan 'yeni yasağı' ise alkol...
Alkolle savaş, önce üniversitelerden alkolü uzaklaştırmakla başlayacakmış.
Başbakan bu konuyla bizzat ilgileniyor, yetkililere şahsen telefon edip 'yasak' diyormuş.
Biliyorsunuz işte; tartışmalar Bilgi Üniversitesi'nin Eyüp'teki Santralistanbul Kampusu'nda düzenlenecek olan festivalde alkol satılacak olmasıyla başlamış ve sonucunda 'One Love' alkolsüz festivale dönüştürülüp gençlere sunulmuştu.
Oysa hani biz kimsenin kıyafetine, yediğine içtiğine karışmıyorduk?
Hani tercih eden çocuğunu 'sıkı' tercih etmeyen 'serbest'  okullara yazdırıyordu?
***
Daha da vahimi; festivale katılan gençlerin daha sonra 'Dikey Araştırma' adlı bir şirket tarafından aranıp, 'Haftada kaç gün içki içiyorsun ve nerede içiyorsun' gibi soruların 'anket' adı altında sorulması.
Fişlemek mi dedin? Yok canım nereden çıkartıyorsun!
Fişlemeyi sadece ileride yazacağı kitaba veya habere hatırlatma olsun diye şahsi defterine not düşen gazeteciler yapar!
Başbakan'ın 'Öğrenciler alkol alıp kafayı mı bulacak yoksa ilmi alıp kendini mi bulacak' açıklamasından sonra, korkarım ki çok yakında ana-babaların cep telefonuna 'Çocuğunuz dün gece dört adet bira içti' mesajları gelmeye başlayacak.
Yazının başında da dediğim gibi Türkiye'nin neredeyse hiç sorunu yok, bu barış ortamında Başbakan da haklı olarak alkol meselesini büyük bir tehlike olarak görür ve şahsen ilgilenmek ister!

Vicdan ve adalet nerede?
VİCDAN ve adalet duyguları inançlara göre devreye girmez. Yani; 'benden' olan ölmesin ama 'senden' olan ölsün diyen biri iyi insan olarak kabul edilemez. İnsanlık suçlarına, cinayetlere ve katliamlara görüş veya inanca göre yaklaşanların vicdanı ve adalet terazisi yoktur. Bu çok net ve değişmez bir doğrudur. Madımak Oteli'ni yakan, Sivas Katliamı'na imza atan, 'tekbir' sesleriyle 'Yakın onları' diye haykırarak destek verenler iyi birer Müslüman olarak kabul edilemeyeceği gibi insan olarak bile kabul edilemezler. İşlenen suç ve biçimi ortadayken, hayatını, evladını, babasını cayır cayır yakılarak kaybedenler 'kuru bir özür' beklerken adını bile anmaktan utandığım bir gazete kalkıp da 'Yangında ölmediler' gibi bir haber yapabiliyor.
Bizden de onları insan olarak mı kabul etmemiz bekleniyor?

Dinozor yiyen Diva!
HER kim olursa olsun kendini küçük düşürmeye çalışanları 'ti'ye alabiliyorsa benim de kalbimi fetheder.
Magazin basını bu Ramazan'ın en eğlenceli malzemesini bulmuş; Bülent Ersoy'un iftarda kilolarca et yemesi.
Tamam kabul, konu komik.
Zaten Ersoy'un damak tadı ve yeme miktarı oldum olası komik olmuştur...
Ancak bizi güldüren bu haberlerin Ersoy'u küçük düşürdüğünü de es geçmeyelim.
Diva'nın, hakkında 'kilolarca et yedi' haberlerini yapan magazin muhabirleriyle ilk karşılaşmasında; 'Çocuklar yanlış haber yapmışsınız, bir bütün dinozor yedim' demiş olması ve ardından kahkahayı basmış olmasına bayıldım.

<p>Faizler tarafında geçen haftadan beri değişen bir şey olmadığını kaydeden 24 TV Ekonomi Müdürü Sa

Piyasalar bugün neyi fiyatlıyor?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kırıkkale'de polis merkezi önünde silahlı kavga: 1 yaralı

Yüksek Hızlı Tren testlerini yapan tren Sivas'a geldi