• $8,2796
  • €10,0062
  • 483.122
  • 1427.73
21 Kasım 2012 Çarşamba

O arı kovanını deşifre edin

Uğur Mumcu öldürüldüğünde henüz 13 yaşındaydım. 
Hissettiğim korkuyu dün gibi hatırlıyorum. Televizyonda o dönem yaşanan tartışmaları, olay yeri görüntülerini, gazetelere yansıyan cenaze fotoğraflarını da. Bir çocuğun yaşadığı ülkede insanların yazdıkları yüzünden arabasına bomba konularak öldürülebildiğini algılaması cevabını bulamadığı soruları da beraberinde getiriyor.
***
Talihsiz çocuklardanım ben.
Çetin Emeç'lerin, Bahriye Üçok'ların travmasını köküne kadar yaşamış olanlardanım. Büyüklerin dünyasında; 'sağlam', 'doğru', 'cesur ', 'haklının yanında', 'satılık olamayan' gibi 'özelliklerin' öldürülmeye, yok edilmeye, eziyet çekmeye sebep olduğunu çocuk yaşta öğrenenlerdenim.
***
Dün gece elimde Güldal Mumcu'nun 'İçimden Geçen Zaman'ıyla evin en kuytu köşesine çekildim. Uzun zamandır Uğur Mumcu'nun öldürülüşü ve ardından yaşanan adaletsizlikleri eşinin günlüklerinden okumayı bekliyordum. Sabahın ilk ışıklarıyla son sayfalar buluştu.
Midemde kontrol edilemez bir bulantı. Düzenden ve düzene alet olan tüm figürlerden bir nevi; 'sil baştan' tiksinme hali. İçimde; Cumhurbaşkanından-başbakanına, içişleri bakanından-emniyet müdürlerine kadar tekmilinden şikayetçi olma arzusu...
Hissettiklerim daha bitmedi; Uğur Mumcu suikastından hemen sonra ailenin evine kameralarla gelen dönemim TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk'un 'Zaten bekliyorduk', Başbakan Süleyman Demirel'in 'Kennedy'i bile vurdular' 'tipi' taziyelerinden dolayı aşırı mahcubiyet... 'Yan komşu' DİSK Başkanlar Kurulu üyesi Ömer Çiftçi'nin oynadığı role hiddet...
1976'da Mumcu çiftinin nikah şahitliğini üstlenmiş olan Bülent Ecevit'in de 'Eşiniz de arı kovanına çomak sokmuştu' açıklamasıyla tavan yapan duygu değişim durumum; Özge ve Özgür Mumcu'nun tüm bu saçmalıkların, adaletsizliklerin ve haksızlıkların içinde babalarının imha edildiği gerçeğini başları dik, olgun ve babalarına yakışır onurlulukla karşılamak durumunda kaldıkları o süreci anlatan satırlarla yerini tamamen acı çekmeye bıraktı.
***
Kitabı okurken ayrıca dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin'in 'Failler ortaya çıkacak, bu bizim namus sözümüzdür' açıklamasının nasıl havada kaldığını bir kez daha hatırladım.
Siyah rugan ayakkabılı, dönemin DGM Savcısı Ülkü Coşkun'un Güldal Mumcu'nun gözünün içine bakarak 'Bu işi devlet yapmıştır, siyasi iktidar istese çözer' dediğini bir süre sonra 'Olayı aydınlatmam konusunda yazılı emir verilirse olay çözülür' dediğini,
Dönemin Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Uğur Badem'in 'Bize 'Bulun' diyorlar. 'Bulun ulan' demiyorlar. MİT, Emniyet ve siyaset  arkamızda durmuyor' dediğini ilk defa bu kitapla öğrendim.
***
Kitapta; koruma önlemleri almayanlar, uydurma otopsi raporu hazırlayanlar, olay yeri incelemesinde yapılan hatalar, tutanaklarda tahrifat, gizemli komşular, taksi durağı üzerinden oynanan oyunlar, suikastı bir kenara bırakıp aileyi magazin malzemesi yapmak isteyen basın mensupları, Güldal Mumcu'ya 'metanetli eş' statüsünden ödüller vermek isteyen kadın kuruluşları, ortaya çıkan tanıkları medya önünde 'yalancı' ilan eden yetkililer, şahsa yollanan mektubu önce basınla paylaşan Cumhurbaşkanı, evinde ölü bulunan, aniden emekliye ayrılan savcılar, peş peşe 'ölümlü' trafik kazaları, öldürülen sanıklar... Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın ailenin evine gelip 'Size sadece olayın faillini bulsak yeterli olur mu?' diye sormuş olması gibi pek çok önemli isim ve olay aydınlığa çıkmış.
***
Kitap bittiğinde iç sesim 'Bavulu topla ve git' ya da 'Kal savaş. Çünkü değişen bir şey yok' diyordu. Bu kitabı okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Bize düşen önümüze atılan üç-beş tetikçiyle yetinmemektir, katillerinin 'açıklanmasını' sağlamak görevimizdir. Benim yazım bitti ama isterim ki son sözü Uğur Mumcu söylesin: Biz unutan bir ulusuz. Unutuyoruz olup bitenleri. Unutuyoruz ve oğulları kızları ölen ana-babaları, kanlı gözyaşlarıyla baş başa bırakıp gidiyoruz. Unutmayalım. Unutturmayalım!

<p class='MsoNormal'>CHP'nin ve Genel Başkan'ın avukatı  Mustafa Kemal Çiçek, görevinden ve partiden

CHP'de 650 milyon krizi devam eder mi?

Yusufeli Barajı gövde inşaatında sona gelindi

Kahramanmaraş'ta heyelan sonrası oluşan Turkuaz Göl, turizme kazandırılacak

Mudanya Yat Limanı deniz salyasıyla kaplandı