• $7,3403
  • €8,8135
  • 406.315
  • 1528.4
10 Nisan 2011 Pazar

Nejat İsler'in Hayatı

Konumuz Kaybedenler Kulübü. Film baya başarılı, izleyenler ne demek istediğimi gayet iyi anladı.
Etkilendiğim ender Türk filmlerinden biri.
Oyuncular zaten şahane... Onları seçmek bile başarılı bir mesele.
Filmde yaşanan hiçbir sahneye tanık olmamış, o radyo programını hiç dinlememiş olmama, yaşam tarzlarımızdaki uçuruma rağmen tanıdık bir duyguyu hatırlattı bana bu film.
İrkildiğim sahne, iki genç adamın özgür ve eğlenceli oldukları anda nasıl da işin çirkinleştirildiğiydi.
Aniden işin içine çeteler, abiler, kanlı beyinler dahil oluyor 'bu işin şakası yok' uyarıları yapılıyordu... Yine bir Türkiye klasiği 'kafan çalışıyor, hayatla alay edebiliyor, gülebiliyorsan biz seni yaşatmayız'...
Neyse, dedim ya oyuncular çok başarılı diye.
Nejat İşler sanki bu rolü oynamaktan büyük mutluluk duymuş. Mutlu olarak canlandırmış karakteri. Sanki onu yansıtan, onun hayatından bir parçayı oynuyormuş kadar denk gelmiş geçici karakteriyle...

Kaçtım ben...
Evet evet resmen kaçtım. Herkesten, her şeyden... İçimdeki -dışımdaki, sağımdaki- solumdaki mutsuzluklardan, içine sürüklendiğimiz çaresizliklerden kaçtım.
Şimdi epey uzaktayım, dünyanın bir başka ucunda. Beklemekteyim. Buluşacağım insanlar var. Uzun zamandır ertelediğim ve sanırım hayatımda sadece bir defa olabilecek bir seyahate hazırlanmaktayım. Yapılacak çok kapı, binilecek çok uçak var önümde... Uzaktan yazacağım yazılar gündemi takip etmeyecek elbet, zaten edip de ne yapacağız o da ayrı konu... Biraz seyahat notları, yeme içme yazacağım önümüzdeki haftalarda. Gündem takip etmeyeceğim, gazete okumayacağım, twitter ve
facebook'u kullanmayacağım.
O AN ÇOK KORKTUM
Dedim ya; kapı kapı gezmekteyim diye. Haliyle uçaklar, havaalanları pek hayatımın içinde bu ara...
Birçok anormal hikayeyi biriktirmiş bulunmaktayım.
Zamanı geldikçe paylaşırım.
Ancak sinema filmleri dışında görmediğim bir sahneyi mutlaka paylaşmak isterim...
Uçak havalanmak üzere, son uyarılar yapılıyor. Acil çıkış kapısında oturduğum için önümde epey boş bir alan var. Genç bir adam önümde bulunan o boş alana geliyor. Elinde taşıdığı kadife kesenin içinden deri kayışlar çıkartıyor. Ve kayışları kollarına doluyor... Ne yapıyor bu Allah aşkına diye bakarken kayışları iyice sıktığını görüyorum.  Bir kayış daha çıkartıp onu da kafasına doluyor ve sıkabildiği kadar sıkıyor. Kolları ve kafası mosmor. Sallanarak, inleyerek dua etmeye başlıyor. Ara ara da elinde tuttuğu minicik iğneyi parmaklarının ucuna batırıyor.
Herkesin inancı kendine... Ama müthiş rahatsız oldum, burnumun dibinde böyle bir sahne izlemek zorunda kaldığım için. Hem korktum hem rahatsız oldum. Sonra tüm yol boyu gözümü genç adamdan alamadım, o da benden rahatsız olmuştur herhalde. Genç karısı, küçük bebeğiyle seyahat eden adam her bebeğine dokunduğunda 'acaba onun da canını yakıyor mu' diye irkildim...
İlginçtir adam karısına ve bebeğe karşı nasıl şefkatliydi anlatamam. Eşine su içiriyor, saçını okşuyor, bebeğe şarkılar söylüyor... Garip...

Uzun bir aradan sonra karşınızda Cem Yılmaz
Cem Yılmaz olmak da zor iş... Tüm şov
boyunca bunu düşündüm.
En önde Rahmi Koç, salon hınca hınç dolu...
İnsanlar kahkaha krizi geçiriyor.
Biletler yok satıyor.
Güldürmek bana göre en kıymetli
sanatlardan biri.
Hele gülmemeye alışık, nefret, kıskançlık ve mutsuzluk odaklı insanlarla dirsek dirseğe yaşadığımızı düşünürsek.
Adamı izlemeye gidiyorsun, geçici de olsa, oradan çıkınca neye güldüğünü hatırlamasan da kasıklarına ağrı girecek kadar çok gülüyorsun.
Bunun karşılığı var. Yani Cem Yılmaz'dan o anlık kullanmak üzere neşe, mutluluk, yaramazlık, bıçkınlık filan kiralıyorsun.
Peki o ne yapsın?

Hala bir umut var (mı?)
Açıkçası 'Yılmaz Özdil'in kitabını hemen almalıyım' ekibinden değilim. Çünkü zaten tüm yazılarını büyük bir disip- linle okumaktayım.
O yüzden ilk sıra acilen kitaba sahip olması gerekenlerin. Sonra sıra bize, yani yazara destek vermek için içeriği daha önce okuduklarından da oluşsa kitabı satın alacaklara gelecek... Ancak kitap çıkalı bir haftayı geçmesine rağmen bulmakta zorluk çekiliyor. Bizzat Bağdat Cadessi, Nişantaşı, havaalanı benim gözlemlediğim yerlerdi.
Kitap yok satıyormuş, baskıdan çıkıp kitap evlerine dağıtılıyor ve o an tekrar tükeniyormuş... Ne güzel... Umutlansam mı acaba? Bu bizler için hala bir umut olduğunun göstergesi olabilir mi acaba?

Ünlülerin uyuşturucu problemi!
Daha önce de birkaç yazımda referans gösterdiğim için bu köşenin müdavimlerinin gayet iyi bildiği bir kitaptan bahsedeceğim. Etiler Koğuşu. Biliyorsunuz bu kitap bir şekilde uyuşturucuya bulaşmış ve polise ifade vermek durumunda kalmış ünlü kişilerin hem hikayelerini hem polis sorgularını içeriyor.
Şimdi bu kitabın ikincisi çıktı.
Hayli merak uyandıran isimlerin kendi ağzından uyuşturucu öykülerini okuyorsunuz. Dünyanın en çok satan konuları iç içe: Şöhret, uyuşturucu ve skandal...
Önder Şuşoğlu ve Emrullah Erdinç'in kaleme aldığı Etiler Koğuşu 2'yi bir nefeste okudum. Ancak sonrasında Cengiz Semercioğlu'nun kitap hakkında yazdığı bir yazıya denk geldim. Ve gerçekten 'şöhret olmanın bedeli belki de bu kadar ağır olmamalı' diye düşünmeye başladım. Şöhretsin diye 'polis sorgun, telefon kaydın hatta sorgu esnasında çekilen fotoğrafların yayınlanabilir ve bizler de buna bayılırız' tutumu insanlık dışı. Belki etrafımızda gelişen olaylara artık biraz da 'ya ben olsaydım' diye bakma zamanı... Diğer yandan biz gazeteciyiz ve önümüzdeki haberle empati yapmayız. Hatta empati bizim sonumuz olur.
Şöhretliysen bizler de seni insan gibi görmeyiz. Sen artık bizim için sadece üzerinden yazı yazacağımız, dikkat çekici başlıklar atacağımız bir 'şey'sindir. Bunun sonucunda senin canın yansa da fark etmez. Tüm dünyada da sistem böyle yürümüyor mu zaten?
Aslında tüm bu kafa karışıklığımız gösteriyor ki, yıllardır tartıştığımız 'önce gazetecilik mi yoksa insanlık mı?' sorusundan bir tık öteye gidememişiz.

<h3>ÇALIŞANLAR İSTİFA METNİ YAZARKEN DİKKAT!</h3><p>'Kısa Çalışma Ödeneği'nin biteceğinin açıklanmas

Kısa çalışma sonrası çalışanlar nelere dikkat etmeli?

Eski telefonunuzu sakın atmayın! İçinden çıkan parçayla bakın ne yaptı

Çorum'da 7 bin 291 litre sahte içki ele geçirildi

İstanbul'da yüzde 50 kapasiteyle kafe ve restoranlar ilk müşterilerini aldı