• $7,3856
  • €8,9733
  • 442.685
  • 1546.7
05 Aralık 2012 Çarşamba

Ne için mücadele ettiğini hatırla

Dünyanın önde gelen gazetecilik örgütlerinden Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) şu anda ülkemizde bazı temaslarda bulunuyor.
Pazartesi günü ana akım medya yöneticileri ve yazarlarıyla görüştüler. Salı günü ise Ankara'ya Bülent Arınç'la görüşmeye gittiler.
Burada olmalarının esas sebebi: Türkiye'de hapis yatan gazetecilerin izini sürmek. Türkiye'de basın özgürlüğü ne boyutta onu görmek.
Hükümet yanlısı ve hükümet karşıtı, her görüşten gazeteciyle görüşmeye özen gösteriyorlar.
Randevu aldıkları siyasiler arasında BDP'li de var AKP'li de...
Maksat olabildiğince objektif bir görüş elde edebilmek.
***
IPI'nin Türkiye'deki basın özgürlüğünü inceleme amaçlı heyet ziyaretlerine Guardian ve Observer'da köşe yazarlığı yapan İngiliz gazeteci Peter Preston başkanlık ediyor.
Heyette; Alman akademisyen Prof. Dr. Carl-Eugen Eberle, Hindu gazetesinin yayın yönetmeni Ravi Narasimhan, Washington Post'un editörü Milton Coleman, IPI'nin yönetim kurulu üyesi Alison Bethel McKenzie, AB'nin eski Türkiye büyükelçisi Michael Lake ve IPI üyesi Ismaila Isa görev alıyor.
 ***
Pazartesi akşamı heyet başkanı ve üyelerle Taksim'deki Lares Park Otel'de akşam yemeği yedik.
Tüm gün onlarca görüşme yapmış, yemekten hemen önce tahliye olan gazetecilerle görüşmüşlerdi.
Ben heyete başkanlık eden Peter Preston'la yan yana oturdum.
Kendisini gayet iyi tanıyorum.
Yemeğe gitmeden önce dersimi çalışmıştım.
Tanışmanın hemen ardından 'Sen hükümet yanlısı mı yoksa karşıtı mısın?' diye sordu. Bu netlikte bir soruya hiç alışık olmadığım ortaya çıktı, cevaplamakta zorlandım. 'Bazı konularda karşıt bazı konularda tarafsızım' dedim.
Ve başladım sorular sormaya.
Yaptığınız görüşmelerden sonra ne düşünüyorsunuz?
Türkiye'nin içinde bulunduğu süreci nasıl yorumluyorsunuz?
Peki ya AB'yle ilişkilerimiz, Sizce Türkiye'de demokrasi var mı?
Tayyip Erdoğan'ı nasıl buluyorsunuz? gibi onlarca soruyu sıraladım.
Preston önce itiraz etti. 'Ben sormalıyım, sen yanıtlamalısın. Ben bu ülkeye soru sormaya geldim' dedi ama mücadeleyi kazandım.
'Türkiye'de içinden çıkılması güç sorunlar var. Diktatörlük, demokrasinin tehlike altında olması, Kürt vatandaşların anadil özgürlüğü, muhafazakar hayat biçiminin dayatılması, gazetecilerin yaşadığı süreç, Suriye politikası gibi pek çok sorun ama son tahlilde umutsuz bir bakış açısı yok. Türkiye büyük bir ekonomik ve askeri güç hal böyle olunca AB üyeliğinin tamamen ortadan kalkması zor. Ben AB'ye gireceğine inanıyorum' dedi. Hiç susmadan konuştuk.
***
'Bunca karanlık gündemin arasında yolda giderken sokakları gözlemliyorum. Etraf cıvıl cıvıl, kafeler, barlar, gece hayatı baya aktif. İstanbul ilginç bir şehir. İnsanlar paranoya ve stresle mücadele ederken sosyal hayat aynen devam ediyor' diye devam etti.
Sonra bir ara 'Hadi artık sen anlat' dedi.
'Genç bir kadın ve gazeteci olarak neler hissediyorsun bu günlerde?' diye sordu.
'Endişeliyim' dedim, 'Çok endişeliyim...'
Benden mesleğe dair nasihat isteyen gençlere diyorum ki 'Hemen okul gazetesinde yazmaya başla. Orada anla işi ona göre seç bu mesleği. Bu meslek başka mesleklere benzemez. İstikrarı yoktur.'
'Sen aşık mısın işine?' diye soruyor. 'Evet, çok' diyorum: Başka hiçbir meslek düşünemem...
Bugünler mesleğimiz adına zor günler. Ama gazeteci için hayat hep iniş ve çıkışlarla dolu. Bir dönem çok başarılı olursun bir dönem gelir değişen dengeler seni sistemin dışına atar; işsizlikle boğuşursun veya hükümetlerin hedefi haline gelirsin, başına gelmeyen kalmaz ama hep aşıksındır işine.
Çok iyi tarafları olduğu kadar çok kötü ve hayati risk taşıyan tarafları da vardır. Aşkla yapıldığında kötü taraflarını görmezsin, çünkü en baştan kabul etmişsindir..
***
Yemek masasından kalkarken Peter Pereston'a teşekkür borcum vardı.
Bana ne için mücadele ettiğimi hatırlattığı; 'Tüm karanlığa rağmen aşkın için yola aynen devam edeceksin, başına ne gelirse gelsin' dediği için...
Uzun zamandır hiçbir meslektaşımdan böylesi umut veren bir söz duymamıştım.
Kaçmak, gitmek, isyan etmek yok, bu aşk için mücadeleye devam etmek var.
Bazen tünelin sonunda ışık görünmese bile!

<p>EGE'DE TÜRKİYE'NİN HAKLILIĞI ÇOK AÇIKTIR'</p><p>'Adına Egeler denilen, aslında bizim Adala

'Ege'de Türkiye'nin haklılığı çok açıktır'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Kırıkkale'de polis merkezi önünde silahlı kavga: 1 yaralı

Kimyasal tuvalet, bomba gücü göstergesi, radyasyon ölçüm cihazı... Nükleer sığınak açık artırmaya çıkarıldı