• $7,3505
  • €8,9443
  • 438.027
  • 1536.11
28 Nisan 2012 Cumartesi

Kurtarılmış bölge

Bir nevi 'iş seyahati'ydi bizim ki. Ege kıyılarında bulunup serkeşliğe bulaşmadan dönmek zor. İklim ve ortam yoldan çıkartmaya hazır, e biz de çıkmaya...
İzmir Kitap Fuarı'nın kalabalığından dışarıya kendimizi zor attık ve 'Hadi bir de Alaçatı'ya bakalım' dedik.
Alaçatı; bizlerin çabalayıp da bozamadığı nadir tatil beldelerinden biri olma özelliğini taşıyor.
'Bizler' katil karıncalar gibi sarıp yok ederiz gittiğimiz yerleri.
İlk işimiz de mimariyi bozmaktır.
Yöre halkının huzurunu kaçıracak ne varsa yaparız.
Başarılarımıza verebileceğimiz en iyi örneklerden biri Bodrum'dur ve pek tabii Türkbükü.
Dediğim gibi Alaçatı bozulmadan büyüyen bir köy.
Taş binalar, daracık sokaklar, ultra lüks evlere dönüşse de esasına sadık kalınmış eski ahırlardan oluşuyor.
Mevsimden dolayı her yer çiçek, her yer yemyeşil. Taş evlerin tahta panjurları sezona hazırlanmış, her biri 'cart' renklere boyanmış.
Portakal ağaçlarının kokusu tüm köyü sarmış.
Turizim ve şıklık ilk defa bir arada devam edebiliyor ülkemizde. O yüzden de Alaçatı kıymetlimiz bizim...
HAZIRLIKLAR BAŞLAMIŞ
 Oteller, restoranlar, dükkanlar daha tam açılmamış. Açılanların ise eksiği çok. Herkes harıl harıl sezona hazırlanıyor. Göz Lounge, Alaçatı'nın yaz kış dolu tek mekanı. Daha önce size bahsetmiştim, şehir hayatından bunalıp Alaçatı'da yaşamaya başlayan pek çok insan var. Göz Lounge'un sahipleri Gözde ve Övge de onlardan biri... Şehir dinamiğine aşık, köy dinginliğinden de keyif alanlara şahane hizmet verebiliyorlar haliyle. Bu sene  işi biraz daha genişletip butik otel sektörüne de el atmışlar.
Bir zamanların ünlü mankeni Bozok Gören de New York'ta sürdürdüğü işletmecilik hayatını sonlandırmış ve Alaçatı'ya yerleşmiş. Köşe kahvenin ortağı olmuş, eşi-dostu orada ağırlıyor. 
Sörf okulları kapılarını açmış, hali hazırda büyük küçük öğrencileri buz gibi denize dökmüş durumdalar...
Herkes neşeli, yüzler gülüyor. İnsanlar ülke gündeminden uzak yaşıyor, televizyon izleyen yok, gazetelere şöyle bir göz atılıyor sadece, Alaçatı'da yaşam adeta 'kurtarılmış bölge' tadında!
AKŞAM YEMEĞİNDE ÇİÇEK YEDİM!
Alaçatı'da geçen yaz 'Barbun' adlı bir restoran açılmış. 'Dükkan'ın hem sahibi hem şefi Kemal Demirasal henüz 30 yaşında. Sörfçülükten restorancılığa geçiş yapmış. Çocukluğundan beri aklı fikri mutfakta olanlardan.
Son derece sade bir restoran Barbun.
Masaya oturduğumuz anda bir kaya parçasının üzerine toprağıyla, köküyle yerleştirilmiş bitkiler geliyor. Bitkileri kesmek için makas ve yemek içinde cımbız veriliyor. 'Yemeklerinize katmak istediğiniz taze baharatları dalından kesip kullanabilirsiniz' diyor garson.
Siparişlerimizi almadan önce 'şefin imzası' niteliğinde bazı başlangıçlar geliyor.
İlk olarak, bir tabak dolusu çiçek.
Çiçekleri fıstık ezmeli bir sosla
yiyorsunuz. Yonca çiçeği, violet, akasya, papatya, katır tırnağı filan... Hayatında ilk defa çiçek yemiş biri olarak söyleyebilirim ki çiçeklerin farklı farklı tatları var. Kimisi çok lezzetli, kimisi acı veya ekşi.
Şimdi bakmayın gayet olgun ve sindirmişçe yazdığıma, çiçekler masaya geldiği anda gülmeye başladım, yemek bitiminde hala gülüyordum.
'Resmen çiçek yiyoruz' başlığıyla sağa sola tabağın fotoğrafını yolladım.
Masamızla ilgilenen ve üzerimizde gelecekte iyi bir şef olacağı izlenimi uyandıran Ulaş Karayel sempatik anlatımıyla bize her şeyi duraksamadan yedirtti.
Çiçek deneyimimiz bittikten sonra masaya 'zeytinyağ shot'lar geldi. Tek dikimde bitecek!
Zeytinyağ midenizi bulandıracak gibi olduğunda araya soda ve tuz tadı karışıyor ve içtiğiniz şey bambaşka bir tat alıyor.
Elbette 'deneysel mutfak' ve 'yeni akım'ları benimsiyor ancak fazla önemsemiyoruz. Bu tip yeniliklere fazlaca önem atfedenlerin düştüğü gülünç duruma düşmemeye çalışıyoruz.
Ancak Barbun'da özentilikle alay etmekten ziyade deneylere alet olmanın keyfini fazlasıyla eğlenerek çıkarttığımı itiraf etmem gerekir.
Bu 'yeni akım' da her şeyin doğal olması, yöre de yetişen gıda ürünlerinin dışına çıkılmaması gerekiyor.
Anladığım kadarıyla genç şef kendine Kopenhag'ın ünlü restoranı Noma'yı örnek almış. Noma iki Michelin yıldızlı, gastronomi dünyasının yerellik ve yalınlık akımının en başarılı örneklerinden. Dünyanın en iyi restoranı seçilen Noma ve Barbun'un ortak noktaları çok. Noma ilk açıldığında 32 yaşındaki şefi Rene Redzepi ile epey alay edilmiş, 'çiçek yediriyor buna da yerel lezzetler adını veriyor' denmişti. Umarım Barbun'un hikayesi de en az Noma kadar etkileyici hale gelir.

"tt.jpg"

<p>Terör örgütlerini silahlandıran Brett McGurk'ün adının ortaya çıkması, terör örgütü DEAŞ'la kariy

Biden yönetimi göreve hızlı mı başladı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Mehmetçik yeni kamuflajlarıyla görev başında

Ağrı Dağı göçmen kuşlara ev sahipliği yapıyor