• $8,3178
  • €10,1157
  • 499.157
  • 1454.25
28 Haziran 2013 Cuma

Kim yalan söylüyor?

Gezi Parkı’nda yaşanan polis şiddetiyle başlayan ve bir ayaklanmaya dönüşen olayları analiz etmek, anlamaya çalışmak ve üzerine kafa patlatmak yerine; hangi otel neden eylemcileri içeri aldı, hangi doktorlar eylemcileri tedavi etti, hangi sanatçılar eylemlere destek verdi, hangi gazeteciler eylemleri yazdı, hangi işadamları eylemleri destekledi, kim eylemlerle ilgili ne tweet attı, hangi yerli/yabancı medya gezi parkı eylemlerini haber yaptı onları araştırıyor ve o kişileri tartışıyoruz. 
Bu son derece hastalıklı bir durum. 
Ülke çapında çok büyük olaylar yaşandı. 
İnsanlar öldü, sakat kaldı, yaralandı... 
Kısmen ayaklanmalar bazı şehirlerde de hâlâ devam ediyor. İstanbul’da birçok semtin parkında her akşam forumlar düzenleniyor, gezi ayaklanması masaya yatırılıyor, tartışılıyor. 
Ama siyasi otoritede bu ayaklanma neden yaşandı, sıkıntı neydi diye sorgulayan tek bir kişi yok. 
-
Günlerdir tartışıyoruz; camiye ayakkabısız girildi mi, camide içki içildi mi? 
Başbakan ‘içki içtiler’ diyor, doktorlar ‘asla’. 
Kameralara yansıyan görüntülerde içki yok. 
Aksine bir savaş reviri var. 
Ortalık can pazarı. 
Panik, kan, çığlık... 
İlaç adları bağrılıyor, ambulanslar çağrılıyor, civar sağlık kuruluşlarından destek isteniyor. 
Ayakkabı meselesine gelince; insan hayatı söz konusu olduğunda ibadethaneler sığınma alanlarımız arasındadır. Can havliyle ayakkabı çıkartmamak dine saygısızlık değil canın önceliğine saygıdır ve tüm inançlarda da yeri vardır. Doktorlar camide yaralılara ilk müdahaleyi yaparken içeriye atılan gaz bombalarından söz etmiyorsak şayet ayakkabıdan hiç söz edemeyiz. 
-
Bu eylemlere kimler katıldı sorusuna ‘marjinaller’ yanıtını aldığımız gibi ‘bu olaylar neden yaşandı’ diye sorduğumuzda da ‘Faiz lobisi’ gibi yanıtlar alıyoruz... Her şey sadece komplo teorileriyle açıklanabiliyor. ‘Bilinmez bir el Türkiye’yi hedef almıştır’ deniyor özetle. 
‘Camilerde içki içti kâfirler’ diye tanımlanıyor eylemciler de. 
Oysa gözün gördüğü, aklın yattığı başka gerçekler var ortada. 
Ama deliller, ispatlar önemsenmiyor, yok sayılıyor. 
Tek bir söz doğru kabul ediliyor, üstelik yaşananların tanığı olmayan bir söz. 
İddianın muhatabı olan Dolmabahçe Bezm-i Alem Valide Sultan Camisi’nin müezzini Fuat Yıldırım terörle mücadelede 6 saat süren sorguya alınıyor. 
Soru belli ‘içki içildi mi?’ 
Cevap da belli ‘camide içki içen görmedim.’ 
Sorgu saatleri ilerledikçe Müezzin Yıldırım’ın ağzından dökülenler “Ben din adamıyım, yalan söyleyemem. Camide ne içki içen ne de elinde içki şişesi tutan tek bir kişi gördüm” oluyor. Ama yine her fırsatta, tekrar tekrar camide içki içtiler deniyor. 
-
Siyasi otorite ‘içki içildi’ dedikten sonra polis camide yer alan kameraların kayıtlarını incelemeye alıyor. Yani inceleme açıklamadan sonra başlıyor. 
Egemen Bağış camilerde içki içenlerin görüntülerini AB büyükelçilerine izlettiklerini açıklıyor. Görüntüleri izleyen elçiler “Kesinlikle  içki içenleri görmedik, videoda öyle bir şey yoktu” diyor... 
Peki bize ne düşüyor? 
Sorgulamadan kabul etmek mi? 
Oysa biz ispat istiyoruz. 
Camilerde yaralılarla ilgilenmeyi, can çekişenleri bir kenara bırakıp içki âlemi yapan o kansızları, vicdansızları gözlerimizle görmek istiyoruz. 
Ve en önemlisi; bize sunulan deliller, veriler ve örneklere bakarak kim yalan söylüyor kim doğruyu söylüyor kendimiz karar vermek istiyoruz. 
Kararımızı da özgürce, yüksek sesle söylemek istiyoruz...

<p>24'de Esra Elönü moderatörlüğünde yayınlanan Arafta Sorular programının bu haftaki konuğu, Sanatç

Karaoğlu: İslam halklarının örgütlü mücadelesi çok önemli

Yer siyah, gök beyaz; şampiyon Beşiktaş!

Filistinlilerin evleri yerle bir oldu

Milli Eğitim Bakanı Selçuk, emekli öğretmenlerle çevrim içi bayramlaştı