• $7,4162
  • €8,9846
  • 437.497
  • 1467
22 Eylül 2012 Cumartesi

İfade özgürlüğünün zirvesindeyiz!

Cuma günü;    
Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi, Avukat Turgut Kazan tutuklu yargılanan gazetecilere dair bir açıklama yaptı.
Özetle; 'Oda Tv, KCK ve Ergenekon davalarında yargılanan gazetecilere CMK'daki savunma ve adil yargılamaya ilişkin kurallar uygulanmıyor. Düşman ceza hukuku uygulamalarının örnekleri her duruşmada yaşanıyor' dedi.
Konuşmanın sonunda da herkesi 'uyanmaya' davet ederek; 'gazetecinin yazma / haber verme, toplumun bilgi edinme ve öğrenme hakkı çok ciddi bir tehdit altındadır' dedi.
***
Tam da Kazan'ın açıklamalarını okumayı bitirdiğim esnada Başbakan'ın Washington Post gazetesine verdiği röportaj düştü internet sitelerine.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'a ülkede yaşanan 'ifade özgürlüğü sıkıntısı' hatırlatılıp 'Neden gazetecilerin ifade özgürlüğüne karışıyorsunuz?'  diye sorulmuş.
 Ve Başbakan da ağzından sık duyduğumuz 'sarı basın kartı' meselesini öne sürüp şu cevabı vermiş;
'Bu gazeteciler, sarı basın kartı olan gazeteciler değil. Sadece dokuz tanesinde basın kartı var. Bunlar, terör örgütleriyle temasları olmuş ya da birlikte çalışmış kişiler. Diğerleri, bir terör örgütüne üye olmak ya da silah taşımak gibi nedenlerle cezaevindeler...'
***
 Röportajı yapan gazeteci, aldığı yanıttan tatmin olmamış olsa gerek, Erdoğan'a kendi tutukluluk sürecini hatırlatıp soruyu tekrarlamış. Bunun üzerine de Başbakan şöyle bir cevap vermiş;
'Evet, ben cezaevinde kalmanın ne demek olduğunu bilirim. Ancak bu insanların yaptığı şeylerin, benim şiir okuma davranışımla hiçbir alakası yok. Ben birini yaralama ya da öldürme veya silah taşıma gibi bir eyleme karışmamıştım. İstanbul'un belediye başkanıydım ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanmış bir şiiri okuyordum, hapse atılmamın nedeni buydu.'
Ve konuya; 'Bugünün Türkiye'si, ilk kez hükümete geldiğimiz 10 yıl önceki Türkiye'ye göre çok farklı. Şimdi ifade özgürlüğünün zirvede olduğu bir dönemden geçiyoruz' diyerek son noktayı koymuş.
***
Öncelikle söylemeliyim; Başbakan'ın yanıtlarını elimden geldiğince kısaltmadan vermek istedim.
Neden mi?
Cevabım çok net.
Çünkü benim okuduğum, gördüğüm ve tanıklık ettiğim süreçle taban tabana zıt.
Gazetecilerin yargılandığı davaları takip edip, konuya dair bilgi sahibi olup hele bir de iddianameleri okuduysanız bu açıklamalar karşısında rahatsızlık duymamanız mümkün değil.
***
 Başbakan diyor ki;
Ben kimseyi yaralamadım, öldürmedim, silah taşımadım. Sadece şiir okudum.
Tutuklu gazeteciler de diyor ki; biz adam öldürmedik. Yazı yazdık, haber yaptık, kitap çıkarttık. Bizi neden burada tutuyorsunuz?
Ben de diyorum ki; madem bu adamlar katil, suçlu, terör örgütü üyesi o zaman neden iddianamelerde sadece yaptıkları haberler var?
Neden sadece yazılarıyla, kitaplarıyla, haberleriyle yargılanıyorlar?
Neden sıkışıldığı yerde adı 'ek iddianame' olan fakat sadece 'özel' telefon görüşmelerindenden oluşan dosyalar ortaya çıkıyor.
Neden hiçbirine 'Bu adamı sen mi öldürdün?' diye sorulmuyor da hepsine 'Bu haberi neden yaptın?' diye soruluyor.
Madem bunlar katil, bize öldürdükleri adamları, kullandıkları silahları gösterin.
Neden bu adamların hakkında toplanmış delillerin arasında, delil klasörlerinde bu saydıklarınız yer almıyor?
***
Hapiste olan gazetecilerin sayısı 100'e yakın.
Onlarcasının da kalemleri ellerinden alındı, işten atıldı.
Televizyon programlarına yorumcu olarak bile çıkamaz hale getirildiler.
İşsiz kalmayanlar da ağır hakaretlere maruz kaldı. Hala da kalıyor.
Gazetecilere, akbaba dendi, köpek dendi.
'Yazdırma buna gazetende' diye seslenildi patronlara, hem de kamuoyunun gözleri önünde.
Şimdi önümüze düşen röportajda, okurken dudaklarımı uçuklatan bir dizi açıklamayla karşı karşıyayım; 'benim ülkemde mi ifade özgürlüğü zirvede?' ... Peki ama bunu ben neden hissedemiyorum?
***
İnsanların birbiriyle arkadaşlık etmekten, fikir alışverişinde dahi bulunmaktan, telefonda konuşmaktan korktukları bir ülke nasıl ifade özgürlüğünün zirvesinde olabilir?
Bırakın gazetecilik yapmayı, yazı yazmayı farklı düşünmek ve sorgulamak bile ülkenin en tehlikeli eylemlerinden biri haline gelmişken, ötekileştirilmekten, itilip-kakılmaktan, hedef haline getirilmekten, hakarete uğramaktan, sürekli farklı 'birşey'cilikle suçlanmaktan hepimiz serseme dönmüşken...
Nasıl ifade özgürlüğünün zirvesinde olmaktan bahsedilebilir?

<p><span>MHP lideri Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. HDP E

PKK'nın bir kolu gibi çalışan HDP kapatılacak mı?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Ankara'da80 yaş ve üzerindeki vatandaşlara aşı uygulanmaya başlandı

Eren-5 operasyonunda 53 sığınak ile 62 depo kullanılamaz hale getirildi