• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
08 Mayıs 2011 Pazar

'Hayvan' mezarlığı

New York'un biraz dışında, arabayla 45 dakikalık bir yere gideceğiz seninle' dedi arkadaşım. 'Mutlaka görmeni istediğim seni şaşırtacak bir yer.' 
Hiç tereddütsüz kabul ettim.
Altından ilginç bir şey çıkacağına eminim.
Yemyeşil yollardan, ağaçların arasından geçtikten sonra White Plains'de devasa bir mezarlığın önüne geldik. 'Arabadan inebilirsin' dedi...
Hayal kırıklığına uğramış vaziyette 'Beni bir mezarlığa mı getirdin?' diye sordum.
'Evet, ama bildiğin mezarlıklardan birine değil'...
Mezarlığın kapısından içeriye girdiğimiz anda şok geçirdim.
Bu medeni, büyük, temiz hatta şık mezarlık, bir hayvan mezarlığıydı.
Kimse celallenmesin ama güzel ülkemde insanların gömüldüğü mezarlıkların çoğundan daha düzenli ve temizdi...
Hartsdale Hayvan Mezarlığı 1896'da kurulmuş ABD'nin ilk hayvan mezarlığıymış.
Mezar taşları özenle yaptırılmış. Çoğunun üzerinde hayatını kaybetmiş hayvanların fotoğrafları.
Kimi sahibinin mensubu olduğu dine göre defin edilmiş, hatta bazı mezar taşlarının üzerine dini semboller bile işlenmiş. Sahipleri tarafından güzel sözler yazdırılmış.
Maymundan tutun da her nevi hayvan gömülmüş bu mezarlığa. Evcil hayvanlar çoğunlukta tabii.
Hayvana verilen değerden etkilendim ama bir yandan da bazı manzaralar insanlara acımama neden oldu.
Kimi mezarların önünde özel günler kutlanmıştı. Vefat eden kedinin doğum günü gibi. Sahip pasta getirmiş, mumlar yakmış, balonlar ve çiçeklerle süslemiş etrafı. Bu kadarı biraz fazla geldi bana. Hatta üzüldüm, rahatsız oldum bu durumdan. İnsanlar nasıl çaresiz, nasıl yalnız ya da nasıl tuhaf bir bağ ile bağlanmış olabilir bir hayvana?
Hepimiz hayvan severiz. Ama bu kadarını normal bir durum olarak kabul edemem kimse kusuruma bakmasın.
Bayramları, ölmüş kedi köpeğiyle kutlayan insanların akıl sağlığını da sorgularım.

Hayatımın ilk eşcinsel düğünü
Bazı şeyler sadece filmlerde ya da erişemeyeceğiniz Hollywood hayatlarında yaşanır sanırsınız.
Kim 'gün gelecek şık bir gay düğününe davet edileceksin' deseydi inanırdım bilmiyorum. Dünyanın birçok yerinde gay evlilikler henüz yasal bile değil.
Ama burası Amerika.
Kim ne isterse yapabilir.
Bir Türk arkadaşım yıllar önce New York'a taşındı.
Gayet başarılı bir mimardı.
Ve gaydi (eşcinsel).
New York'ta bir Amerikalı ile tanıştı. 7 senedir beraberler.
Şimdi evlenmeye karar vermişler.
Yıllar sonra burada buluştuk.
Yemeğin sonunda davetiyelerini verdiler.
20 Ağustos'ta devasa bir düğünle New York'ta evleniyorlar.
Dünyanın dört bir yanından dostları geliyormuş.
İkisi de beyaz ceketli smokin giyeceklermiş.
Tüm organizasyon hazırmış. Düğün pastası, nikah sehpası filan, işte bildiğimiz düğünler gibi. Şimdi gitmemek olmaz. Ömrü hayatımda bir daha hiç gay düğünü göremeyeceğime neredeyse eminim. Bu deneyimi kaçıramam!

Aşkı arıyorsan doğru yerlere gitmelisin!
New York yalnızlar şehri. Herkes hayatının aşkını arıyor.
İnsanlar birbirleriyle tanışmak için her fırsatı değerlendiriyor. Tuvalet sırası beklerken, sokakta sigara içerken, ışıklarda beklerken mutlaka bir 'yalnız' tarafından sohbete çekiliyorsunuz.
Bu durumu ticarete dökmek isteyen de çok. Zaten New Yok'ta içinden love (aşk) ve dating (randevu) geçen her işten para kazanılacağı kesin.
Ciddi bir sektör.
Bu sektöre Zagat rehberi de adım atmış.
Aslında atalı bayağı da olmuş ama benim yeni dikkatimi çekti.
Biliyorsunuz, Zagat prestijli bir yeme-içme rehberi.
Öyle her restoranın girmesi, girse de yüksek not alabilmesi mümkün değil.
Neyse konumuza dönelim.
Zagat, New York Dating Guide çıkartmış. Amaç şu; aşkı arıyorsan, ilişki kurmak isteyeceğin eş adaylarıyla tanışmak istiyorsan doğru yerlere gitmen gerekiyor. Eğer bir flörtün varsa ve düzgün devam etmek istiyorsan mutlaka ilk birkaç randevuda gideceğin yerleri doğru seçmelisin.
Hatta başına bela olan, ayrılmak istediğin kişiyi nerede terk etmen gerektiğini bile önermiş. Özellikle de arka kapısı olanları. Diyeceğim odur ki:
Yolunuz New York'a düşerse ve aşkı arıyorsanız kendinize mutlaka bir Zagat Dating Guide edininiz.

Beni artık Türk ünlüleri kesmez
New York'a baharla beraber tüm ünlüler akın etmiş durumda.
Kafamı çevirdiğim her yerde bir ünlü gördüğüm için bana da bir kanıksama gelmiş durumda.
Son günlerde Crosby Street Otel'in barına taktım kafayı. Yemekleri, içkileri nefis lezzetli. Ortam hoş, bar ekibi neşeli tiplerden oluşuyor.
E artık bizi de iyi tanıyorlar. Hatta barmenler arasında Türkiye hayranı bir Amerikalı zenci bile var.
Epey cool bir otel. New York sosyetesinin organize ettiği hayır toplantıları da bu otelde gerçekleşiyor, entelektüellerin organize ettiği film festivali yemekleri de.
Neyse işte ben de taktım o otelin barına.
Benim gibi takanlardan bazıları da Neomi Wats, RenŽe Zellweger ve Oprah Winfrey.
Nasıl yaptın demeyin ama Oprah'la ayaküstü İstanbul ve Türkiye sohbeti bile yaptım.
Sanırım iki kız arkadaş birbirimizden fazlasıyla cesaret alıp gayet medeni bir şekilde sohbet girişiminde bulunduk.
Oprah da bizi geri çevirmedi hatta hiç beklenmeyecek kadar uzun ve sıcak bir sohbet başlattı.
Bizim ülkede olduğu gibi 'seni biz yarattık, o yüzden bizi her gördüğün yerde iyi davranıp fotoğraf çekmemize izin vermek zorundasın' şeklinde saçma dayatmalar Amerika'da yok tahmin edebileceğiniz gibi. Kimsenin sadece hayranısın diye sana katlanmasını bekleyemezsin, zaten ters cevabı alıp yoluna devam edersin.
O yüzden Oprah'la yapılan İstanbul, tarihi mekanlar, Çırağan Sarayı ve mavi yolculuk üzerine yaptığımız sohbetten epey gururlanarak ayrıldık.

Ladin ölmüş hadi partileyelim!
Elbette New York'un her şeyi mükemmel filan değil özellikle de in yerlerde takılan, gece hayatına hakim tipler epey boş kafalı diyebiliriz.
Şimdi ben burada biraz uzun kaldım ya, yeni arkadaşlıklarım var haliyle. Aynı yere ikinci gidişimde birkaç kişiyle selamlaşabilecek kadar sosyal bir kelebeğim anlayacağınız.
Bin Ladin'in öldürüldüğü haberini Soho'da epey meşhur bir restoranda aldık. CNN'den gelen mesajla. Yan masada yeni arkadaşlarımızdan biri olan Adis oturuyor.
Bu haber onda büyük mutluluk yarattı.
Birkaç arkadaşını aradı, gece için organizasyonlar yaptı.
Sonra döndü ve bize 'Bu gece mutlaka partilemeliyiz. Enerjisi çok yüksek bir gece olacak. Özellikle İsrailli kızlar çok neşeli olur bu akşam. Mutlaka partiye birkaç tane çağırmalıyız' dedi. Kahkahalarla güldük, espri yapmadığı için neden bu kadar güldüğümüze de bir anlam veremedi. Ve o gece Cipriani Upstairs'e, her pazar olduğu gibi Kareoke gecesine gidildi. Sebep elbette Bin Ladin'in ölmesi değildi ama çok eğlenildi!

Soner Yalçın'a özel not: New York günlerim bitmek üzere. İstanbul, işler, yeni projeler beni bekler. Büyük kararlar almam lazım, kafamda bir sürü 'acaba'lar var... En büyük sıkıntım; Hayatımda ne zaman ciddi kararlar vermem gerekse mutlaka senin kapını çaldım. Şimdi çalamıyorum ya bu beni sinir ediyor! Bu arada; yıldım sanma sakın. Bilirsin kolay vazgeçmem. Döner dönmez Silivri ziyaretim konusunda ısrarlı çalışmalarıma kaldığım yerden devam edeceğim...

<p>Çevre dediğimiz hadisenin sadece devletlere bırakılamayacağını söyleyen Oğuzhan Bilgin, konuya il

'Çevre, dünya ve tabiat bize emanet olarak bırakıldı'

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

En kötü yıl gerçekten 2020 mi? Bilim insanları, 536 yılına işaret ediyor

Jason Statham Antalya'da kurşun geçirmez camlı villada kalıyor