• $7,4641
  • €9,0579
  • 441.225
  • 1565.01
26 Ağustos 2012 Pazar

Halep'ten İstanbul'a kaçış öyküsü

'Oğlumla balkonda uyuyorduk. Bir sesle irkildim. Balkonun yanında helikopter, elinde tüfeğiyle bir asker bize bakıyordu'... Onların Halep'ten Türkiye'ye ölümüne kaçışı böyle başladı. Ve işte yaşadıkları...

Apartmanınızın önünde komşularınızın tarandığını düşünün.  Geceleri patlama sesleriyle uyumak zorunda olduğunuzu, bir odadan diğerine emekleyerek geçtiğinizi...
Kafanızı çevirip baktığınızda pencerenizde elinde kocaman taramalı tüfeğiyle size bakmakta olan bir adamla göz göze geldiğinizi düşünün...
İşinizi, malınızı, sevdiklerinizi kaybettiğinizi ve evlatlarınızı bu ortamda korumaya çalıştığınızı, hayatta kalma mücadelesi verdiğinizi, her gün biraz daha azaldığınızı düşünün...
Tüm bunların 'iç savaş' olarak açıklandığını ve itiraz etme hakkınız olmadığını düşünün...

'KİMLİĞİMİZİN BİLİNMESİ AKRABALARIMIZ İÇİN RİSK'
 Bugün Suriye'den henüz İstanbul'a 'kaçmış' bir aileyi ve yaşadıklarını anlatacağım size. Ama onlara bir söz verdim; isim, soyad kullanmak yok. Fotoğraflar da buzlanacak. 'Suriye'de çok akrabamız, dostumuz kaldı. Bizim kimliklerimizi açıklayarak konuşmamız onların ömrünü kısaltır' dediler.
Yani; yazıda kullanacağım adlar takma olacak...

YAŞAM HAKLARI HİÇBİR ZAMAN OLMAMIŞ
Nesrin İstanbul doğumlu. Genç yaşta Suriye'ye gelin gidiyor. Hamit ticaret yapıyor, hali vakti yerinde.
Nesrin ve Hamit'in altı çocuğu oluyor. En küçüğü dört, en büyüğü 29 yaşında. Halep'te yaşıyorlar. Hayat aslında hiçbir zaman toz pembe değil onlar için. Her şeyden önce aile büyüklerinin baba Esad'ın 'devrim'i ile malları mülkleri gitmiş. Canları yanmış.
Sonra da Beşşar Esad gelmiş, getirilmiş... Kadına yaşam hakkı olmadığı kadar aslında insana yaşam hakkı da olmamış hiçbir zaman... Onlar için iyi olanı hep başkaları bilmiş. Nesrin, İstanbul'dan sonra Suriye'ye zor da olsa alışmış. Çok sıkıntı çekmiş ama çocuklarıyla hayat bulmuş. 'En azından ölüm korkusu yoktu' diye anlatıyor o günleri.

NİŞANLISINI ARKASINDA BIRAKIP GELMİŞ
Kızlarını liseye kadar okutmuş. Baba 'tamam' demiş 'artık devamına eşleri karar verecek'...
Büyük oğlunu nişanlamış. 'Bizde anne kızı görür, beğenir ve oğluyla bir araya getirir. Gençler birbirini beğenirse nişan yapılır' diyor. Ahmet, Ayşe'yi görür görmez çok beğenmiş.
Zaman içinde vurulmuşlar birbirlerine. 'Çok sevdiler birbirlerini' diyor Nesrin.
Eğer işler bu noktaya gelmeseymiş birkaç ay içinde nikahları kıyılacakmış. Ama Ahmet bir gece ansızın ailesiyle 'kaçmak' zorunda kaldığı için Ayşe'den ayrı düşmüş. Ahmet söze giriyor, Arapça annesine bir şeyler anlatıyor. Nesrin'in Türkçesi mükemmel. O bana çeviriyor 'Tüm telefon ve elektrik hatları kesik. O yüzden Ayşe'yle iletişim kuramıyorum. Dün gece nasıl olduysa aradı beni. Arkadan silah sesleri geliyordu' diyor. 'Nasıl kavuşacağız, nasıl bir araya geleceğiz hiç bilmiyorum. Onu arkamda, savaşın tam ortasında bırakmış olmak içimi kavuruyor' diyor.

GÖZÜMÜ AÇTIM HELİKOPTERİ GÖRDÜM
Nevin sözü alıyor: 'Biz Halep'e sıçramaz diyorduk. Yaşananlar bizden uzakta diyorduk. O yüzden de hiçbir hazırlığımız olmadı. Her şey çok hızlı gelişti.
Bir anda birkaç sokak ötemizde bombalar patlamaya başladı. Marketler, bakkallar, manavlar, eczaneler artık aklına ne gelirse hepsi bir bir kapandı. O kadar hızlı gelişti ki Ayşe'yi yanımıza alamadık. Zaten nikahsız imkansızdı. Ailesiyle gelmesi gerekiyordu.'
 Sözü Hamit devralıyor.
Çatpat Türkçesi var. Takıldığı yerde Nevin yardım ediyor: 'Kara kara ne yapacağımızı düşünmeye başlamıştık. Havanın çok sıcak olduğu bir akşam en küçük oğlumla balkonda uyukluyorum.
Bir sesle irkildim, gözümü açtığım an kalp krizi geçireceğimi sandım. Balkonumun yanında bir helikopter ve üzerinde de elinde taramalı tüfeği olan Esad'ın askeri bana ve oğluma bakıyordu. Dondum kaldım. Birkaç saniye sonra uzaklaştılar. Koşarak içeriye girdim ve 'toplanın' dedim.'

ÖLMEDEN KAÇMAK İÇİN ÇOK PARA GEREKİYOR
Nesrin; 'Ülkeyi terk eden birçok tanıdığımız vardı. Onlardan bildiğimiz 'özel' yollar, güzergahlar vardı. Bu yolları aşmamızı sağlayacak adamlar da var. Bu adamlara büyük paralar ödüyorsunuz, sizi askerlere yakalanmadan sınıra ulaştırıyorlar. Ne olur ne olmaz diye bağlantıyı kurmuştuk.
Ama diyorum ya hiç bu kadar ileriye gidebileceklerini tahmin etmemiştik. Sadece tedbir olsun diye bazı ilişkiler kurmuştuk. Hamit hemen o adamlarla bağlantıya geçti.
Bir gün süre verdiler. Ertesi gün toplanarak geçti. Evden hiçbir eşyamızı alamadık ama kıyafetlerimizi, şahsi eşyalarımızı topladık. Sonuçta bir daha dönebilir miyiz o bile meçhul.
Telefonlar çalışmadığı için eşe dosta veda bile edemedik. Hava karardığında üç araba evin kapısında bekliyordu.
Bir hafta önce evleri yaşanamayacak
 hale gelen tanıdıklarımızı misafir etmiştik. Evi onlara bırakıp çıktık, arabalara yerleştik. Ne kadar korktuğumu anlatamam.
Yakalanırsak oracıkta öldürüleceğiz, daha önce böyle şeyler de yaşanmış, biliyoruz.

TÜRK PASAPORTLARI EN BÜYÜK ŞANSIMIZDI
Karanlıkta hızla ilerledik. Yol boyu hiçbirimiz tek kelime konuşmadık. Ama benim aklımda hep 'ya yakalanırsak' vardı. Kendimden geçtim ama evlatlarım var. Ömer daha dört yaşında. Sınıra varana kadar yaşadığımı bir ben bir Allah bilir. Sınıra geldiğimizde gerginliğim daha da arttı. Orada yakalanmak daha olası.
Neyse, şansımız yaver gitti ve sınırı geçebildik... En küçük oğlum dışında tüm çocuklarımın Türk pasaportu var.
En büyük şansımız da o oldu. Oğlumun nişanlısını da, birçok akrabamızı da pasaportsuzluktan dolayı arkamızda bırakmak zorunda kaldık. Ne bir konsolosluk ne de bir resmi daire var şu an Suriye'de...
Pasaportu olmayan yandı anlayacağın.

BİR DAHA GERİ DÖNEBİLECEK MİYİZ?
Sınırdan geçtik ve dizimin bağları çözüldü. Sinir boşalması yaşadım. Nasıl sıktıysam kendimi yol boyu ağladım.
Ama artık ne yolun uzunluğu, ne yaşadığımız çile önemli değildi. Özgürdük artık.
Çocuklarım yaşıyordu. Sonra İstanbul'a geldik. Bir ev kiraladık. Şimdilik buradayız. Aklımız fikrimiz arkamızda bıraktıklarımızda... Bu günler bitsin diye dua ediyorum. Elimden başka şey gelmiyor. Sonra aniden içim kararıyor. Her şeyimizi arkamızda bıraktık. Bir daha dönebilecek miyiz? Suriye'yi bundan sonra ne bekliyor, neler yaşanacak, bundan sonra ne olacak hiç bilmiyorum...'

<p>Moldova asıllı ses sanatçısı Leonida Timuş, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un son dönemdeki

Moldova asıllı sanatçı Macron'un İslamiyet karşıtı açıklamalarına Fransızca ilahi ile tepki gösterdi

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Mandaların eksi 10 derecede yemek arayışı

Zehir tacirlerine şafak baskını! 6 İlde eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi