• $7,4126
  • €9,0363
  • 441.833
  • 1542.45
02 Ekim 2011 Pazar

Gün 'Omurgalı'nın günü değil!

Dokunaklı bir yazı yazmak amacında değilim. Aslında konu çok müsait de, pilim yok!  Beni iyi yetiştirdiler.
Ahlak, adalet, dürüstlük, centilmenlik nedir bilirim.
Bel altıcılık, yalancılık, çıkar planları, manipülasyon nedir bilmem...
Öğretmemişler, çünkü öngörememişler!
Sanmışlar ki; gazetecilik dediğin çelik gibi yürek, pırıl pırıl zeka, olayları farklı yerlerden ele alabilme yeteneği, bilgi birikimi gerektirir.
Nasıl da saflarmış!
Hadi, çok haksızlık etmeyelim... O zamanlar işin sağlam bir çivisi varmış! Kimsenin aklına bir gün o çivinin böylesine çıkabileceği gelmemiş...
Birkaç gündür 'adam asmaca' oynayan ne idüğü belirsizler takımını izlerken hep bunları düşündüm...
Hayvanlar aleminin en tiksindiğim üyesi sırtlanlardır. Ki vahşi doğayı severim! Ama sırtlan farklıdır. Diğer hayvanlara benzemez. Kendine has, adice bir oyun düzeni vardır. Sırtlan hep bel altı çalışır, korkaktır ama zalimdir. Yaralıya saldırır, yavruya saldırır. Aslanın tökezlemesini bekler hamle yapmak için. Yan yan yürür, gözünün içine bakmaz. Arkadan saldırmayı tercih eder.
Aynen bugün 'gazeteciyim' diyebilen ama benim için sadece ne idüğü belirsizler takımından ibaret olanlar gibi.

O işte bir iş var!
Geçen haftanın en çok konuşulan konularından biri de Leyla ile Mecnun adlı dizinin setinde yaşananlardı.
Başrol oyuncuları arasında gelişen 'dayak' meselesi medyada da büyük yer aldı.
İddialara göre; Ushan Çakır bir anda Ezgi Asaroğlu'nun gırtlağına sarılmış ve Çakır'ın sevgilisi Beste Bereket de olayı fitilleyen olmuştu.
Dizinin yapımcı şirketi Eflatun Film derhal bu üç oyuncuyla yollarını ayırdı.
Ardından yazılar yazılmaya başladı...
Normal bir refleks sonucu, çoğunluk 'Ezgi'den yana' yazılar yazıyor Ushan'ı lanetliyorlardı. Ama nedense kimsenin aklına, 'tutmuş bir dizinin başrol kadın oyuncusu üstelikte mağdur konumundayken neden yollanır' sorusunu düşünmek gelmiyor.
Sizce Ezgi Asaroğlu dayak yediği için mi gönderildi?
Elbette hayır!
Oyuncu çevrelerinde küçük bir araştırma yaptım. Ve öğrendiğim kadarıyla Ezgi Asaroğlu'nun Ushan ve Beste'yı tahrik etme çabaları çok uzun zamandır devam ediyormuş. Elbette ağır tahrik altında bile bir erkeğin kadına el kaldırması kabul edilemez. Zaten bunun karşılığını işsiz kalarak, adı 'dayakçı'ya çıkarak ödüyor Çakır. Ama 'piyasa'da Ezgi Asaroğlu hakkında konuşulanlar da hiç hoş değil, söyleyeyim!

'Arabadan in bisiklete bin!
Anadolu yakasını pek bilmem. Gerçi çocukluğumun bir bölümünü Suadiye'de geçirmiş olmama rağmen aramızda sıcak bir bağ yoktur.
Ben Avrupa yakasını sevenlerdenim.
Ailemin büyük bir kısmı hala Anadolu yakasında oturmakta.
Geçen cumartesi, 'aile buluşması' esnasında sokaktan birtakım sesler geldiğini duydum. Cama fırladım. Caddebostan Migros'un önünde epeyce kalabalık bir bisikletli grup, trafiği kesmiş 'arabadan in, bisiklete bin' sloganları atıyordu. Öyle hoşuma gitti ki anlatamam. Yolun kesilmesine sinirlenen ve kornalarına asılan şoförleri umursamadan eylemlerine devam ettiler. Zaten her cumartesi bu eylemi tekrarlıyorlarmış. Valla Anadolu yakası birçok konuda bizim yakadan daha 'ileri', haberiniz olsun!

Bundan sonra 'Soner Yalçın'a özel' mektup yok!
Geçen haftalarda 'Sadece Ahmet ve Nedim için özgürlük' diyenlere 'yuh' çektim. Sonrasında yazılan yazılara ise cevap dahi vermedim. Düşünsenize 'senin arkadaşın bizimkinden önce içeriye girdi, o zaman düzenleseydin bir yürüyüş, banane!' düzeyinde bir argümana nasıl karşılık verilebilir ki...
Hep söylüyorum; arkadaşlık, dostluk önemlidir, evet. İyi gününde kötü gününde yanında olmalısın, ona da evet... Ama günün meselesi; arkadaşa destek olmak değil; elden giden mesleki değerlere, özgürlüklere sahip çıkmaktır.
Sonuçta; karar verdim. Bundan sonra Soner Yalçın'a özel mektuplar yazmayacağım. 'Aynı sebeple' hapis yatan tüm meslektaşlarımı da içine alan yazılar yazacağım...

Tansu Çiller'e site yaptı, ödülü kaptı!
AslInda bu başlığı sırf dikkat çekmek için tercih ettim. Çünkü şimdi 'mimari bir ödül' filan desem sadece ilgili olanlar okuyacak. Fakat işin içine magazin olunca işin rengi değişecek...
Neyse...
Geçen hafta İngiltere'de, Avrupa çapında epey önemli kabul edilen mimari ödülü Türkiye'den Kaan Çetinkaya-Nihan Yardımcı Çetinkaya kaptı.
Çetinkaya'ya Avrupa Gayrimenkul ödülleri (The International Property Awards) çoklu rezidans dalında ödül aldıran iş; Parkone adlı Uskumruköy'de bulunan bir site. Site de eski Başbakanlarımızdan Tansu Çiller'e ait... Bana öyle geliyor ki, Çetinkaya ve şirketi Space mimarlığın adını daha sık duyacağız!

Yalı dedikoduları
Yaz bitmek üzere... Ama güneş hala etkisini tam da kaybetmiş durumda değil. Hal böyleyken benim size tavsiyem; atlayın bir tekneye, sandala, deniz motoruna, tur teknesine vs, artık ne bulursanız ve dolanın boğazı baştan sona...
Tam bir 'boğaz ritüeli' yapmak istiyorsanız da yanınıza 'oraları' iyi bilen birini alın. Çünkü her yalının önünde dedikodusu yapılmalı. Uzun ve detaylı. Kim kimle evlenmiş, nasıl boşanmış, kim kaçmış filan gibi...
Ha tabii, bir de kim hangi evde oturuyor konusu var. Şaka bir yana boğazda dolanırken dikkatimi çekti; o güzel bahçeler, tarihi yalılar terk edilmiş gibi. Tek bir Allah'ın kulu evini keyiflice yaşamıyor yahu! Kalabalık, neşe, curcuna yok hiçbirinde! Tüm kepenkler, kapılar kapalı, bahçede kimsecikler yok... Yaşamadıktan, keyfini sürmedikten, dostlarını ağırlayıp, bahçende çocuklarını, torunlarını koşturtmadan neylersin o hayatı bilemem... Hadi hava bugün de çok güzel, atın kendinizi boğaza!

İstanbul'da bitmeyen bir festival havası
İstanbul festival şehri oldu adeta. Her gün yeni bir aktiviteyle karşı karşıyayız. Biri bitmeden diğeri başlıyor hatta bazen çakışmalar yaşanıyor.
Önümüzdeki hafta sonu Santral İstanbul'da da bir festival başlayacak.
Borusan, Mini Cooper adına düzenliyor bu organizasyonu. 7,8 ve 9 Ekim'de gerçekleşecek festivalde konserler, tasarım atölyeleri, fotoğraf sergileri, sinema gösterimleri, dans atölyelerinin yanı sıra çocukların kendi hayallerindeki arabayı yaratması için açılan atölyeler de olacak... Valla ben gideceğim, size de
şimdiden haber vermek istedim!

Nazire Dedeman'ı tebrik etmek gerekiyor...
18 yıl... Dile kolay... Hangimiz bir davanın peşinden vazgeçmeden, yılmadan, sıkılmadan koşabiliriz?
Bunun tek sırrı 'evlat acısı çekmiş bir anne' olmasa gerek. Başlıktan da anladığınız üzere Nazire Dedeman'dan bahsediyorum. Statüsü dışında birçok insanın 'dava kadını' olmasından dolayı hayranlık beslediğini biliyorum.
Çünkü gün geliyor yel değirmenleriyle dövüşüyor, gün geliyor adalet yerini bulmuyor... Ama tüm bunlara rağmen 'dava' devam ediyor...
Nazire Dedeman davasını 18 yıldır oğlunun öldürüldüğü 28 Eylül gününde, Taksim Meydanı'ndan insanlara 'bireysel silaha hayır' diye haykırarak sürdürüyor. Onun gibi dava insanlarına hasret olduğumuz bugünlerde hak ettiği değeri es geçemeyiz. Geçen hafta, Umut Vakfı, Umut Önal'ın 28 Eylül 1993 yılında silahla vurularak öldürülmesinden beri giriştikleri 'silaha hayır 'savaş'ının 18. yılını geride bıraktı...

<p>Peki, yeni gelen aşılar nasıl uygulanacak? Toplum  Kovid-19’a karşı ne zaman bağışıklık kaz

Kısıtlamalar kalkıyor mu?

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

'Bora-12' ve Ejder aktif hale getirildi: Karadeniz'de PKK operasyonu

İşte Galatasaray'ın gündemindeki golcü oyuncular