• $7,3637
  • €8,9085
  • 410.491
  • 1528.82
14 Ocak 2012 Cumartesi

Gidin ve görün!

Son günlerde anksiyete problemleri yaşıyorum. Sanırım gündemi takip eden, okuyan, izleyen ve sorgulayan insanların tamamı aynı durumda. Bir nevi çağın hastalığı 'endişe'!
Bu durumlardan geçici olarak sıyrılmanın en basit yolu ise 'uçucu' etkide bir sinema filmi, vurucu bir tiyatro oyunu, iyi yazılmış ve iyi yaşanmış bir hayatın öyküsünü okumaktan geçer... En azından benim için...
Gün ortasında aniden tek başıma gittiğim ve izlediğim sinema filmi sayısı hızla artmakta mesela...
Hem artık daha kolay gülüyor, daha kolay ağlıyor ve daha kolay gerilebiliyorum.
Neyse konumuz bunlar değil...
***
Canan Göknil'den 'yeni oyunun kostümlü genel provası var bu akşam gelsene' teklifini aldığım anda 'tamam' dedim. Hangi oyun olduğunu bile sormadım. Daha önce Lüküs Hayat için tasarladığı kostümlerin fotoğraflarını görmüş ve bayılmıştım, ondan olsa gerek kendimi Lüküs Hayat izlemeye programladım.
Pazartesi akşamı Saat 20.30'da Muhsin Ertuğrul'un koltuklarına oturduğumda 'Rosenbergler Ölmemeli'yi izlemeye geldiğimi öğrendim. Hafif yüzüm ekşidi. Yine gerçek ve acı bir adaletsizlikle, şu lanet olası adalet duygum karşı karşıya kalacak!
Huzura kaçış yollarım kapanmış benim...
***
Fransız tarihçi Alain Cecaux, 1950'ler Amerika'sında yaşanan bu yargılama 'suçunu' belgeleri, tanıklarıyla ele alarak yazmış oyunu.
Türkiye'de ilk kez 1976'da sahnelenmiş. Şimdi Orhan Alkaya yönetiminde yeniden sahneye konuluyor. Oyun; 11 Ocak günü ilk defa seyirciyle buluştu.
Rosenbergler Ölmemeli özetle; yargının siyasallaştığı bir ülkede adalet nasıl sağlanamaz onu anlatıyor... Yaşanan trajediyi, adaletsizliği, insan hakları ihlallerini, Julius ve Etel Rosenberg'in elektrikli sandalyede son bulan hikayesiyle silbaştan sorgulamanıza sebep oluyor.
1950 Amerika'sında yaşananların 2012 Türkiye'sinde yaşanıyor olmasının ağırlığı ile nefes darlığı yapıyor.
Hele şu son yaşanan dava süreçlerini izlediyseniz, birçok şey tanıdık geliyor, ürkütüyor.
Tavsiyem odur ki mutlaka gidin izleyin. Hikayenin gerçekliği, günümüze benzerliği, göndermelerinin keskinliği dışında;
Dekor, kostüm, oyunculuklar gayet başarılı...
Ama yanınıza mendil almayı ihmal etmeyin...

Bu performansa şapka çıkartılır...
Çarşamba akşamı Dot'un yeni oyunu Süpernova'yı izlemeye gittim. Orijinal adı Beautiful Burnout. Murat Daltaban'ın yönettiği Süpernova hakkında 'inanılmaz bir performans sergiliyorlar' yorumunu duyuyordum. Merak da ediyordum açıkçası. Süpernova; Bir boksörün hikayesini anlatıyor.
Başrolde Hakan Kurtaş oynuyor. Hakan, genç yeteneklerimizden... Oyunda canlandırdığı, aklı çalışmayan ama doğuştan yetenekli boksör rolünde hayli başarılı... Bu sezon rol aldığı Bir Çocuk Sevdim ile diziseverlerin ilgisini de çektiğini sanıyorum...
Süpernova'da rol alan tüm oyuncular fazla başarılı aslında...  Mesela Pınar Töre, mesela Cemil Büyükdöğerli... Söylenecek söz, yapılacak eleştiri bulmak zor.
Ama ben en büyük tezahüratı koreograflara yapmak istiyorum. Danslar ve sahne performansları benim ve tüm seyircinin ağzını açık bıraktı. Bu sebeple Tan Temel ve Sernaz Demirel'i tebrik etmek gerek...
Bu oyun daha büyük bütçe, daha büyük bir salonla dünyayı etkiler... O, yavaş çekim sahneleri ise favorim. Gidip izlediğinizde hem anar hem de anlarsınız beni.
Zaten bazı deneyimler anlatılarak yaşatılamaz, gidip yaşamak gerekir. İşte Süpernova da öyle bir deneyim... En önemlisi de; Murat Daltaban önderliğindeki Dot'un ve benzeri yaratıcılıkta, 'açık kafalı' tiyatroların önemini anlamak, desteği, katkıyı üzerlerinden eksik etmemek gerek.
Onlar büyüdükçe ortaya koydukları işler de büyüyecek. Bizler de izledikçe yeni bakış açıları kazanacağız, gelişeceğiz, tek düzelikten kurtulacağız... İnşallah yani... Umudumuz o...

<p>Bu süreç şu şekilde ilerleyecek:<br></p><p>İllerimiz 100 bin nüfusa düşen vaka  sayısı baş

Kontrollü normalleşme nasıl olacak?

Düzce'de altyapı çalışması sırasında şans eseri bulundu!

Her yerde uyuyabilen vurdum duymaz insanlar

Endonezya'nın Sinabung Yanardağı'nda hareketlilik