• $7,3745
  • €8,9823
  • 442.973
  • 1551.57
25 Şubat 2012 Cumartesi

Geriye bir tek tiyatro kalmıştı!

Son zamanlarda Şehir Tiyatroları'nı hafif şaşkın bir beğeniyle takip ediyordum.
Tehlikeli İlişkiler, Otobüs, Rosenbergler Ölmemeli gibi oyunların dekor, efekt, ışık, sahne kullanımı, kostümleri uzun yıllardır 'bizim ülkede tiyatro çok geri kaldı' söylemini çürütecek cinstendi.
Klasikleşmiş hatta eskimiş birçok oyun yeniden revize edilmiş ve modern dünyanın tiyatro anlayışına, görsel beklentisine uygun hale getirilmişti. Herhalde bunlara en popüler ve iyi örneklerden biri de Lüküs Hayat'tı.
Harbiye Muhsin Ertuğrul, Üsküdar Musahipzade Celal, Kadıköy Haldun Taner gibi pek çok farklı sahnede, farklı oyunlar izledim. Günleri ve saatleri de farklıydı. Ve salonlar hep doluydu. Müthiş bir ilerleme, Türk tiyatrosu adına büyük bir ivmeydi bu.
'Sanatın olduğu yerde ilerleme olur' öğretisiyle büyütüldüğüm için olsa gerek Şehir Tiyatroları'nın son durumu kendimi ve yarınlarımı güvende hissetmeme sebep oluyordu.
Derken Şehir Tiyatroları eleştirilmeye, zaman zaman hedef gösterilmeye, mümkünse; yönetiminin değişimini sağlayacak, yazılar yazılmaya başladı.
Tüm meslek hayatları boyunca sanat adına tek harf yazmayanlar bugünlerde köşelerini Şehir Tiyatroları'nı eleştirmeye adar olmuşlardı...
Rosenbergler Ölmemeli, dönemsel benzerlikler nedeniyle fazlaca rahatsızlık uyandırmış olacak ki, ilk kıyamet onun üzerinden koptu. Kıyameti kopartanlara geçmişleri ve gelecekleri üzerinden cevap vermek ise oyunun yönetmeni Orhan Alkaya'ya düştü.
Yıllar sonra tiyatro böylesine aleni biçimde, tekrar baskı altına alınıyordu!
***
Ve derken Zaman Gazetesi'nden İskender Pala çıktı sahneye.
Onun itirazı 'Günlük Müstehcen Sırlar' adlı bir oyun üzerinden direkt tiyatro yönetimineydi.
Hedefe, Büyükşehir Belediyesi'nin Kültür Sanat Danışmanı Kenan Işık'ı oturtmuştu.
Hem oyunu hem yönetimi yerden yere vuruyordu.
Yazısının her satırından izlemediği anlaşılan bir oyunu, çarpıtarak şikayet ediyordu, her kime ediyorsa artık.
Bilgi düzeyine yakışmayacak şekilde 'dünyanın hiçbir yerinde afişinde +16 ibaresi olan bir oyun yoktur' diyerek oyunun erotik, düzeysiz, ahlaka aykırı olduğunu 'kendince' ispatlıyordu.
Ve maalesef Günlük Müstehcen Sırlar adlı oyunu izlemeden eleştirdiğini de ele veriyordu.
Çünkü oyun birçok kavramı, düşünceyi, düşünürü ironik bir dille ele aldığı için yaş sınırı konmuştu. 16 yaşın altında izleyiciye hitap etmediği için... Gündelik Müstehcen Sırlar adlı oyun baskıcı rejimleri eleştiren bir politik komediydi. Oyunda Marx ve Freud da vardı, epey muhalif kabul edilebilecek söylemler de...
Yani Pala utanmadan, sıkılmadan; 'Bu oyun muhaliftir, yasaklanmalı' dese, 'Bu oyun müstehcendir tüm Şehir Tiyatroları yönetimini alın görevden' demesi kadar komik algılanmazdı.
Ve işin en acıklı kısmı başlatılan 'alın bu yönetimi görevden' kampanyası bende, yeni atanacak yönetimin de çok önceden belirlenmiş olduğu intibasını yarattı!

Maltepe'de neler oluyor?
Birkaç gün önce okuduğum bir haberle sarsıldım.
Vatan Gazetesi'nin tutuklu muhabiri, 25 yaşındaki Çağdaş Ulus'a infaz memurları tuvalet temizletmek istemişler. Bu isteği şiddetle reddeden Ulus, durumu cezaevi müdürüne bildirmek istemiş ancak bu isteği idareye iletilmemişti bile...
Çağdaş Ulus'u şahsen tanımam, ama maruz kaldığı 'işkence'ye, zulme ses çıkartmamam mümkün değildi.
Ulus'un avukatlarından bilgi almak istedim.
Ve maalesef duyduklarım üzüntümün artmasına sebep oldu. Maltepe Cezaevi'nde yaşanan 'kötü muamele' sadece gazetecilere özgü değil tüm mahkumlar genelinde bir uygulama tarzıymış.
Bu duruma ses çıkartmamak, Maltepe Cezaevi'nde yaşananların peşine düşmek, ihlal edilen mahkum haklarının geri verilmesi için çaba sarf etmek gazetecilikten önce insanlık görevidir. Maltepe! Duy sesimizi, orada neler oluyor? Silivri kadar göz önünde olmamak, 'star mahkum' yatırmıyor olmak, bazı hatalara, ihlallere mi neden oluyor? Birileri görevini kötüye mi kullanıyor? Sayın Adalet Bakanı; Maltepe 1 No'lu L Tipi Ceza İnfaz Kurumu'nda yaşananlara lütfen el koyun!

Sence sıradaki kim?
Nuray Mert'in Milliyet Gazetesi'ndeki yazıları bir hokus pokus sonucu köşesiyle beraber yok oldu. Daha önce yok olan birçok yazar, köşe ve gazeteci gibi...
Süreç Emin Çölaşan'la başladı ve bir daha hiç durmadı. Kimi medyadan ihraç edildi, kimi sadece 'çok satan' gazetelerden.
İsim listesi uzadı gitti.
Sıra Nuray Mert'e geldi.
Yine ve yeniden kendi irademizle bir fikri benimsemek veya benimsememek hakkı elimizden alındı.
Nuray Mert olayıyla; farklı olana, fikrinin arkasında durana, söyleyecek sözü, savunacak doğruları olana, sağlam karakterliye tahammül olmadığını bir kere daha hatırladık.
Şimdilerde gazeteciler 'sence sıradaki kim?' tahminlerinde bulunuyor. Kendi sırasını tahmin edebilene, bu süreçte sıranın bir gün mutlaka ona da geleceğini anlayabilene ise zor rastlanıyor...

<p>Amerika Birleşik Devletlerinde 46. Başkan Demokrat Lider Joe Biden oldu. </p><p>ABD'de yeni

ABD'de yeni dönem başladı

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Enerji timlerinin zorlu öesaisi

Yol kenarında biriken kardan araba yaptı