• $7,3776
  • €8,9914
  • 441.769
  • 1551.57
19 Şubat 2012 Pazar

Evlenmeden çocuk yapmak...

Bu yazıya geleneksel bakış açısındaki okurlarım kızacak, biliyorum.  
Muhafazakar kesim ayıp, yanlış ve hatta ahlak dışı bile bulacak.
Son zamanlarda nikahlanmadan yani beraber yaşayarak çocuk sahibi olan çiftler arttı.
Belli bir ekonomik özgürlüğe sahip, evliliğin saçma bir prosedür olduğuna inanan, yapı gereği evliliğe uzak kadınlar, anne olmak istediklerinde, bunu sevgilileriyle nikahlanmadan yapıyorlar.
Bundan birkaç sene önce bu fikir bana saçma hatta fazla özenti geliyordu.
İnsan çocuk yapmak için değil aşık olduğu, ömrünü beraber geçirmek istediği için evlenir, çocuk olursa olur olmazsa olmaz diye düşünüyordum.
Yıllar ve yaşananlar hiçbir konunun tek bir doğrusu olmadığı tezini bir kere daha ispatladı.
Her insan, her ilişki, her bebek, her evlilik kendine has ve tek.
Yani 'mutlaka evlenilmeli' de 'evlenmeden çocuk yapılmalı' da ısrarla savunulmamalı.
Dün Mirgün Cabas'ın röportajını okurken, kız arkadaşı Evrim Sümer'le nikah kıymaya gerek görmeden ilişkilerini bir bebekle taçlandırmış olmalarının hoşuma gittiğini fark ettim.
Taraflarca evliliğe gelecek garantisi muamelesi yapılmamış.
Kimse sosyal statü için, kariyere katkı için, maddi çıkar için nikah veya bebek peşine düşmemiş.
Günümüzde evlilikler çoğunlukla bu sebeplerden yapılıyor.
Artık erkekler bile evlenecekleri kadının bazı kişisel çıkarlara hizmet eden biri olmasına özen gösteriyor.
Ya zengin kadın istiyor ya kariyer sahibi ya da çevresi geniş her ne arıyorsa artık...
İlişkiler, aşklar, evlilikler iyiden iyiye yalan, yavan ve hatta fotoğraf karesine göre özel olarak pozlar ayarlanmış durumda.
Hal böyleyken insan gerçeğin peşine düşüyor.
Gerçek zor bulunduğu içinde en kıymetli oluyor.
***
Elbette nikahsız çocuk yapabilmek kadın için olduğu kadar adam için de büyük özgürlük.
Çocuğunun annesi, babası olmasını istediğin kişiye bir ömür beraber olma sözü vermek istemeyebilirsin, bence gayet makul bir istek!
Makul karşıladığım için toplumun geneli tarafından marjinal kategorisine yerleştirilmeyi de kabul ediyorum.
Şahsi fikirleri bir kenara bırakırsak ve gerçek dünyaya dönersek; bu 'nikahsız çocuk' özgürlüğünün ülkenin çoğunluğu için söz konusu olmadığını hatırlarız. Ülkemizde kadını bir eşya, hatta değersiz bir varlık olarak görenler, kadını sömürenler, mağdur etmek için hazır bekleyenler maalesef her köşe başında!
Dört kadın alıp her birini eve kilitleyen, yaşam hakkını elinden alanlar da...
Kendi kadınlığına saygı duymayıp erkeği kendinden üstün görenler de...
Sanırım nikahsız çocuk için; her şeyden önce marjinal olarak adlandırılmayı kabul etmek gerek. En azından Türk toplumunun zinhar kabul etmeyeceği davranışlar sergileyen biri olduğunuzu kabul etmek. Mutlaka; hafif devrimci bir ruh, bir erkekten güç almadan ayaklarının üzerinde durabilmek, kendi paranı kazanmak ve toplum baskısından etkilenmeyecek bir yapı gerektiriyor.
Ve elbette nikahsız çocuk yaptığı için babası, abisi tarafından 'töre'ye kurban gitmeyecek bir aile!
Ülkenin geneline 'nikahsız çocuk' iffetsiz kadından başka şey çağrıştırmaz, biliyorum.
Bir avuç kadın da olsa, özgürlüğü yaşayabilen, doğru öğretilen, dayatılan kuralları tersine çevirebilen 'cesur kadınlar' olması da beni umutlandırıyor.

İnsanlık adına utanmaktan yorgunum!
Angelina Jolie, yönetmenliğini yaptığı Bosna Savaşı'nı anlatan 'Kan ve Bal Ülkesinde' filminin Saraybosna'daki gösterimi esnasında tehditler aldığını, öldürülmek istendiğini açıkladı.
Aldığı tehditlerin öyle sıradan, alelade ve tehlikesiz tehditler olmadığını vurgulayan Jolie, 'Can güvenliğim için endişeli değilim ama insanların kendi fikirleriyle örtüşmeyen bir durumla karşılaştıklarında nasıl vahşileştiklerini, kötüleştiklerini görmek çok acı' dedi...
Jolie Amerika'da yaşamasına rağmen sık sık ülkesini eleştiren insan haklarına duyarlı, siyaset ve dünya meseleleriyle iç içe bir aktris. Ama elbette 2012 Amerika'sının insan hakları ve demokrasisine alışık biri. Türkiye'de yaşasaydı ya apolitik olur ya da sırf fikirlerini yüksek sesle söylediği için; ölüm tehditleri, hapishaneye atılma ihtimali veya işsiz kalmak gibi durumlara gayet alışık olurdu. Şayet bizler, insanlık adına insanlığımızdan utanmaktan yorgun düştük!

Tuğçe Kazaz'a kim saygı duyar?
Biliyorsunuz, birkaç yıl önce Tuğçe Kazaz, Yunanistan'a gelin gitmişti. Öyle aşık olmuştu ki gözü dünyayı görmüyordu.
Mesleğinin zirvesinde genç bir kadının hayatını bir kenara bırakması ve yeni bir ülkede yaşama kararı alması bu aşkın şiddetinin ispatıydı bence.
Nikah öncesi Tuğçe Kazaz'ın eşinin isteğiyle din değiştirdiği haberi, ülkenin gündemine düştü.
Müslüman bir kızın, Müslüman bir ülkede ünlü olan bir kızın bu hareketi fazla cesur bulundu.
Din adamları, yazarlar günlerce bu konuyu tartıştı.
Ülkenin gündemi 'Tuğçe'nin dini' olmuştu!
Ailesi kızlarını reddettiklerini açıkladı.
Tuğçe Kazaz halkın gözünde de büyük puan kaybetmişti.
Belli ki çok aşıktı ve bundan sonra hayatını o adamla, o adamın ülkesinde geçireceğine inanmıştı. O yüzden de ailesine,  kariyerine,  ünlü olduğu ülkedeki düşüncelere önem vermedi...
Aradan geçti yıllar. Kazaz
boşandı...
Geçen gün gazetelere beyanat vermiş. Demiş ki; 'Ben Kenan Doğulu'ya inat evlenmiştim Yorgo'yla...' Açıkçası o günlerde gözümden düşmemiş, puan filan da kaybetmemişti ama şimdi, bu açıklamadan sonra benim için saygı duyulacak, elle tutulacak hiçbir yanı kalmadı kendisinin...

<p>Başkan Erdoğan: Türkçe'de kelime katliamı oldu </p><p>KÜLTÜR VE TURİZM ÖZEL ÖDÜLLERİ </

21 Ocak 2021 Güncel Haberler

Türkiye'nin yeni nesil yerli silahları

Merve Boluğur yalanlamıştı... Işın Karaca açtı ağzını yumdu gözünü

Vitrin mankeninin içinde ne var? Fenomenler herkesi şaşırtmaya devam ediyor